eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, bursa escort - ankara escort
  • BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Bolu 2 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 2 °C

CEHALETLE MÜCADELE (15)

Hasan Dinç

Milliyetçilik Irkçılık mıdır?

Anlamı üzerinde kafa karışıklığı meydana getirilerek masum anlamı kirletilen terimlerden biri de şüphesiz “Milliyetçiliktir”. Bu kelimeyi bilhassa günahkâr ve lanetlenmiş ırkçılıkla eş anlamlıymış gibi göstermeye çalışıp bundan şeytani bir zevk alan kişi ve kesimlere son dönemde daha fazla rastlanır oldu. Bu durum Siyasal İslâmcı kesimlerden bölücü kesimlere, en liberal kesimlerden sınıfsal yapıyı esas alan eski tüfek komünistlere ve bir türlü “Türklüğü” içlerine sindiremeyenlere kadar böyle görülmektedir.

Bundan önceki iki bölümde İslâm Dini’nin ırkçılığa bakışını ayet ve hadisler ışığında incelemiş ve İslâmiyet’in ırkçılığı lanetlediğini, cahiliye döneminin bir sapıklığı kabul ettiğini göstermeye çalışmıştık. İslâm inanç olarak bütün insanları ortak bir atadan neşet ettiklerini ve kardeş olduklarını, Allah’ın insanları kavim ve kabilelere ayırdıklarını bunun da onların hayrına olduğunu kabul ve ilân etmektedir. Cenab-ı Allah “Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, âlimler için gerçekten ayetler vardır.”(Rum suresi 22) demekle milletlerin varlığını “Göklerin ve yerlerin varlığı” kadar gerçek olduğunu ve bu gerçeğin kendi varlığının bir kanıtı kabul ettiğini, gerçeği anlayacak âlimler aracılığı ile duyurmaya çalışmaktadır. Peygamberimiz de millet varlığının gerçekliğini “Kişi kavmini sevmekle kınanamaz” diyerek ifade etmekte ve bunun doğal sonucu olarak “mensubiyet şuurunu” fıtri ve tabii bir duygu görmekte ve kınanmaması gerektiğini belirtmektedir. Buradaki “kınamak” kelimesi yanlış anlaşılmamalı, o dönem Mekke’de Kureyş dışında kabile hele de Arap olmanın dışında başka bir kavme mensup olmak aşağılanmak ve hor görülmekle eş değer bir şeydi. Peygamber ırkçılık kokan bu değerlendirmeye karşı Kureyş ve Arap olmayanların kavmi şuurlarına saygı gösteriyor, bu şuurun fıtri bir şuur olup kınanmaması gerektiğini ifadeye çalışıyordu.

Yukarıdaki kısa açıklamadan anlaşılmaktadır ki İslâm açısından “millet” varlığı bir gerçek, mensubiyet şuuru olarak gördüğü “milliyetçilik” meşru ve doğal bir duygu, “Irkçılık” ise bir sapıklık, insanlık için her türlü felakete açılan bir kapıdır. Sosyolojik bakımdan da millet, insan topluluklarının vardıkları en üst toplumsal yapı, milliyetçilik de bu yapıya mensup olma duygusunun adıdır. Anlaşılmaktadır ki din ile sosyolojinin bu kavramlara yaklaşımlarında bir farklılık görülmemektedir.

İlk ve ortaçağlar boyunca bu terimlerin anlamlarında kayma, daralma ya da genişleme olmadan devam etti. Yeni ve yakınçağlara gelindiğinde durum değişti. Önce Avrupa’da başlayan büyük coğrafi keşifler ve dünyanın uzak bölgelerine ulaşan yeni deniz yollarının bulunması, Amerika kıtasının keşfi ve dünyanın dolaşılması insanlığa yeni ufuklar açtı. Yeni keşfedilen yerlerin bütün zenginlikleri Avrupa’ya taşınmaya başlandı. Bu zenginliğin tahrik ettiği sanat, kültür ve ilim hamlelerinin sonucu başlayan Rönesans ve reform hareketleri milletlerin oluşmasına ve düşünce hayatında büyük değişikliklere sebep oldu. Yeni milletler dünya zenginliğinden pay almak ve yeni keşfedilen bölgelerdeki zenginlikleri anavatanlarına taşımak ve milletçe refah düzeyini yükseltmek için adı sonradan “sömürgecilik” diye bilinen bir girişime yöneldiler. Keşfedilen yeni yerlerin maddi ve manevi bütün zenginliklerine el koyarken, karşılaşabilecekleri en küçük direnci bile çok ağır bir şekilde cezalandırıyorlar, yerli halkı hayvanlar gibi toplu katliamlarla yok ediyorlardı. Şüphesiz bu eski ırkçılık anlayışının korkunç bir tezahüründen başka bir şey değildi. Onları bu yola sevk eden muharrik duygu ise şüphesiz milletlerine geniş hayat alanı açmak olan “milliyetçilik” idi. Yeni uygulamalar ile “ırkçılık”, masum toplulukların hayatlarına yönelmiş korkunç katliamların, “milliyetçilik” ise onları bu yöne sevk eden insanlık dışı eğilimlerin genel adı haline gelmişti.

XIX. asır başlarından itibaren başlayan sanayi devrimi, Osmanlı kaynaklarında “Düvel-i muazzama” diye geçen büyük devletlerin hem sanayileri için ham madde hem de ucuz iş gücü temini gerekçe gösterilerek yeni politikalara yöneldiler. Sömürge topraklarını yönetme merkeze bağlı valiliklerle yönetme, insanların dirençlerini zayıflatmak için asimilasyon ve bazı yola gelmez asileri (!) ise kendi iş yerlerinde çalıştırmak üzere topluca ana vatanlarına gönderiyorlardı. Bu politika Amerika’da toplu Kızılderili katliamlarının gerçekleşmesine yol açarken, Afrika’da da korkunç köle ticaretine sebep oluyor, yüz binlerce zencinin gemilerle Amerika’ya taşınması sağlanıyordu. Bu yeni “ırkçı” politika kaynağını asrın sözde ilim adamlarının verdiği fetvalardan alıyor, bu ilmi veriler onların dayanağı oluyordu. Meselâ Charles DARWİN’in “Türlerin kökeni” adlı eserinde hayvanlar ve bitkiler için öne sürdüğü “Doğal Seleksiyon” görüşü, bu politikalara temel dayanak olarak kabul ediliyordu.

Büyük devletlerin en katı kurallara bağlayarak uyguladıkları “ırkçı” politikalar daha sonra yeni bölgelerin işgalleriyle dünyanın kendi çıkarları doğrultusunda taksimini öngören çatışma ve çekişmelere sahne oldu. Aralarında büyük savaşlar meydana geldi. İnsanlık bu politikalar sebebiyle büyük facialar yaşadı. Milyonlarca insan katledildi. Ham madde zenginliği olan topraklar sömürgeleştirildi, halkları da köleleştirildi. Dünyanın tanıdığı bu yeni politikalara “Emperyalizm” denildi. Emperyalistler güçlü ordularının bu yeni işgallerini ise “Medeniyet ihraç etme ya da oralara medeniyet götürme” olarak ilân ettiler. Gerek kendi aralarındaki çatışmaların, gerekse işgal ve yeni emperyal niyetlerinin itici gücünü “Milliyetçilik” oluşturuyordu.

Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlı İmparatorluğu da mağlubiyet sonucu tarihe karışan devletler listesine girdi. Geniş toprakları savaşın galipleri tarafından işgal edilmeye, oralarda kendi güdümlerinde ayrı yönetimler oluşturmaya başladılar. Elimizdeki son vatan parçası olan Anadolu da emperyalistlerin göz yumması sonucu yer yer işgal edildi. Bu yeni durumdan milletimizin çok rahatsız olduğu kesindi. Ancak bir çıkış yolu da ufukta görülmüyordu. İşgalcilerin yaptıkları ağır tahrik ve zulümler beklenmeyen bir sonucu ateşledi. Asırlarca üzeri küllenmiş milli vicdan uyanmış, kor halinde milli duyguları harekete geçirmiştir. İşgalci emperyalistler mağlup edilerek vatandan kovulmuş, millet kendi dışında kendisi için biçilen kefeni “milliyetçilik” duygusuyla yırtıp atmıştır. Elbette bu yeni “milliyetçilik” anlayışının bir önceki ile ilgisi yoktu. Bu yeni anlayış eskisi gibi saldırgan tavırların dinamosu olmaktan ziyade, Emperyalist saldırılara karşı durma ve bütün milli güçleri seferber ederek emperyalizmi kötü niyetleriyle tarihe gömme girişiminin itici gücü olmuştur. Bu yeni anlayış XX . Yüz yılda başta Büyük insan ATATÜRK olmak üzere Türk milletinin insanlığa bilhassa esir milletlere bir armağanıdır. Bu yeni anlayışla emperyalizmin masum insanlığa uzanmış çelikten pençelerinin ve canavarlaşmış arzularının,  inanılırsa kırılabileceği gösterilmiştir. Bu yeni Türk tipi “milliyetçilik” anlayışı masum ve mağdur insanlığa bir armağandır. Emperyalizme karşı da oluşturulmuş muhteşem bir settir. Bu set sayesinde XX. yüz yıl Hürriyet ve istiklâl savaşlarına sahne olmuş, emperyalizmin çelik kollarını kırarak müstakil devletlerini kurup Birleşmiş Milletler ailesinin onurlu üyesi olan devlet sayısı iki yüzü bulmuştur.

Bu yeni tip “Milliyetçilik” anlayışı sadece milli devletlerin kurulmasının önünü açmamış, aynı zamanda milletlerin istikbale daha emin yürüyebilmeleri için milli yapılarını güçlendirmelerine de imkân hazırlamıştır. Tarihlerine dönmelerini; dil, kültür, inanç zenginliklerini gün ışığına çıkararak insanlık medeniyetine katkıda bulunmalarını ve bu yolla insanlığın vazgeçilmez bir uzvu olduğunun şuuruna ulaşmalarına da fırsat hazırlamıştır. Yani yeni  “Milliyetçilik” anlayışı, bir üstünlük gururunun kamçısı değil, bir mensubiyet şuurunun ateşi olmuştur. Kendilerinde olmayan bir üstünlük anlayışıyla insanlığın başına bela olmuş milletleri hizaya getirmenin yeni dinamiği bu yeni “Türk tipi milliyetçiliktir”. Bunu hisseden ve emperyalist duyguları zaman zaman kabaran bazı milletler bu yeni tip “ milliyetçilik” anlayışına savaş açmışlar, köleleştirmek istedikleri toplumlar ve göz diktikleri toprakların sakinleri arasında kendi düdüklerini öttürecek hainler ve gafiller bulabilmişlerdir. Maalesef bu hain ve gafillerin arasında dün olduğu gibi bu günde din adına konuşan ve yazanlar ön safta yer almaktadırlar. Milletimizin berrak sağduyusu ve temiz vicdanı bunlara belli müddet fırsat verse de sonunda gerekli ikazı yapacağından şüpheye düşülmemelidir. Var olduğuna inandığım yüce Allah, “Milliyetçiliği” tehdit gibi algılayıp karalayan ve azgın “ırkçı” saldırganlığın yeni adı olan “Demokrasi ihraç etme ya da demokrasi götürme” adına işlenen cinayetleri Müslümanlık adına meşruluk kazandıranlara uzun süre fırsat vermeyecektir.

 Not: Konuya kaldığımız yerden devam edilecektir.

 17.04.2012


Bu yazı toplam 1032 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim