• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Bolu 4 °C
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 2 °C

CEHALETLE MÜCADELE (18)

Hasan Dinç

SAKLANAMAZ GERÇEK
İslâm medeniyetinin zeval dönemini oluşturan Osmanlı İmparatorluğu tam bir savaş makinesiydi. XV. ve XVI asırda hiçbir devlet onunla savaş meydanlarında mücadele edecek gücü kendinde bulamamıştır. XV. yüzyılın ortalarından itibaren balkanlar yönünde başlayan Osmanlı ilerlemesi, Avrupa'da müthiş bir korku ve endişe ile izleniyordu. XVI. yüzyılın ilk başlarından itibaren Yavuz Sultan Selim'le doğuda başlayan hareket ise siyasal alanda İslâm birliğinin kurulmasını sağlamış, İran dışındaki bütün İslâm coğrafyası Osmanlı devlet çatısı altında birleşmişti. Hemen ondan sonra Osmanlı tahtına oturan Kanunî Sultan Süleyman yönünü tekrar batıya çevirmiş Mohaç, Viyana ve Zigetvar seferleriyle karada; Preveze zaferi ile de denizlerde bütün rakiplerine diz çöktürmüştür. Böylece Avrupa'da Balkanlardan sonra Macaristan fethedilmiş, Viyana'da Osmanlının ayak sesleri duyulmaya başlamıştır. Kuzey Afrika'nın tümü Osmanlı sınırlarına katılmış, Kara Denizden sonra Ege Denizi ve Ak Deniz bütünüyle Osmanlı'nın iç denizi haline gelmiştir.

Savaşlar devletlerin bütçesine büyük yük getirir. Bu yükün altından kalkmak ve savaşın ekonomik tahribatından kurtulmak o kadar kolay değildir. Ekonomik tahribat toplumda hoşnutsuzluklara, ayaklanma ve isyanlara, yönetimde önlenemeyen değişikliklere sebep olur. Ama bu durum Osmanlı için geçerli değildir. Evet, savaş hazırlıkları Osmanlı bütçesine de yük getirmiştir. Ancak savaş sonrası kazanılan zaferler ve mağlup taraftan alınan savaş tazminatı ve fethedilen yeni topraklar, savaş öncesi oluşan ekonomik sıkıntıları fazlasıyla karşıladığı gibi, moral mutluluk savaş öncesi halk da oluşan hoşnutsuzlukları da ziyadesiyle yok etmekteydi. Her savaş sonrası kazanılan parlak zaferler, Osmanlı hazinesinin her türlü zenginliklerle dolup taşmasına sebep oluyordu. Bu nedenle Osmanlı yönetimi kendisinden talep edilen her türlü yardıma endişe etmeden müspet cevap veriyor, yenilmez ordularını sefere endişe etmeden gönderebiliyordu. Kazanılan ve ardı ardına gelen zaferler toplum hayatındaki ve yönetimdeki aksama ve bozuklukları örtüyor, bunların makyajlanmasına sebep oluyordu.

Bu durum aralıksız iki asır devam etti. İki asır sonra yani XVII. yüz yıl ortalarından sonra savaşlardan beklenilen zaferler kolay kazanılmaz hale geldi. Hatta Osmanlı ordularının nadiren de olsa kazandığı zaferler tesadüfler sonunda geliyordu. Meselâ Haçova zaferi Osmanlı ordusunun bozulmasına rağmen cephe gerisindeki savaş dışı unsurlarla bilhassa aşçıların inanılmaz cesareti ve direnmesiyle kazanılmıştır. 1683 yılındaki Viyana bozgunu ise 16 sene süren seri mağlubiyetlere sebep olmuş, sonunda büyük yenilgiyle birlikte önemli miktarda toprak kaybına ve Osmanlı bütçesinin karşılamakta zorluk çektiği savaş tazminatı ödemekle karşı karşıya kalmıştır. Bu büyük yenilginin sonunda imzalanan Karlofça antlaşması Osmanlının karşılaştığı ilk büyük yenilginin taraflarca imza altına alınmasının belgesi olarak tarihimizin sayfalarında yer almaktadır.
Bu büyük yenilgi Batı ile aramızda oluşmuş ve Batının lehine olan farkın ortaya net bir biçimde çıkmasına sebep olmuştur. Bu fark daha önce devleti yönetenler tarafından biliniyor, farkın kapanması için tedbirler geliştirmek üzere devlet adamlarından ve ulemadan layihalar isteniyordu. Koçi Bey risaleleri bu talep üzerine kaleme alınmış ve zat-ı şahaneye takdim edilmişti. Karlofça antlaşması bu farkın halk tarafından da açıkça görülmesini sağlamıştır.

Daha sonraki dönemlerde ve bilhassa XVIII. ve XIX. yüzyıllarda batı ile aramızda olan fark samimi gayretlere rağmen kapatılamadığı ve her geçen sene farkın daha da açılması sonucu cephelerden hep kara haberler gelmeye devam etti. Bu yenilgiler ekonomik ve sosyal sıkıntıları beklenilenden daha da fazla artırdı. Ödenen savaş tazminatları fakirliğin, fakirlik ise iç isyan ve ayaklanmaların sebebi oldu. Yapılan antlaşmalar sadece toprak ve para kaybına yol açmıyor Rusya, Avusturya, Fransa ve İngiltere gibi savaş galibi devletlerin iç işlerimize müdahale etmelerine ve azınlıklar üzerinde vesayet kurmalarına da sebep oluyordu. Meselâ Ruslar içimizdeki Ortodoks Hıristiyanların, Fransızlar ise Katolik Hıristiyanların korumacılık haklarına sahip olmuşlardı. 1789 Fransız ihtilâlı Osmanlı bünyesinde asırlarca mutlu yaşamış bir kısım toplulukları büyük devletlerin teşvik, tahrik ve destekleriyle isyana yöneltmiş; giriştikleri istiklâl savaşlarını kaybetseler de barış masalarında hamilerinin arka çıkmalarıyla istediklerini Osmanlı'dan koparmışlardır. Yani bu devirde Osmanlı cephede kaybetse masada zaten kaybediyor, cephede kazansa masada yine kaybediyordu. Direnirse büyük devletlerin ortak düşmanca hareketlerinin muhatabı oluyor, daha büyük yenilgilerle ve kayıplarla karşı karşıya kalıyordu. Bütün bu kayıplardan daha kötüsü ise çok dinli ve çok kavimli Osmanlı toplumunda ayrılık ve düşmanlık tohumları filizlenmiş, verilen hiçbir taviz bu insanların bir arada yaşamalarının yapıştırıcılığını yerine getirememiştir. Her millet kışkırtıcı teşvik ve desteklerden sonra isyan ediyor, devlete ve Müslüman Türk toplumuna silah çekerek kan kusturuyordu. Ne Balkanlarda ne de Kafkaslarda Müslüman halka hayat hakkı tanımıyorlardı. Müslüman Türk'ün ise savaş kazanarak öz yurdunda huzura kavuşmak gibi bir ümitleri kalmamıştı. Velhasıl mızrak çuvala sığmıyor, güneş balçıkla sıvanmıyor ve saklanamaz gerçekle karşı karşıya kalınıyordu. O gerçek de medeniyet yarışında geri kalmışlık ve cehaletin pençesindeki acınacak halimizdir. Bulunduğumuz yer ise gerçekte cehaletin bizi getirdiği karanlık bir uçurumun son noktasıdır.
NOT: Konuya kaldığı yerden devam edilecektir.

16.05.2012

Bu yazı toplam 1155 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim