• BIST 90.383
  • Altın 145,141
  • Dolar 3,6152
  • Euro 3,9060
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 18 °C

CEHALETLE MÜCADELE (19)

Hasan Dinç

CEHALETLE MÜCADELE (19)

ENDERUN

Şüphesiz şu soruyu zaman, zaman hepimiz kendi kendimize sorarız. Osmanlı İmparatorluğu kuşkusuz dünya tarihinin tanıdığı en büyük ve muhteşem bir devlettir. Ne oldu, Nasıl oldu da dünya tarihinin tanıdığı bu en büyük ve en muhteşem imparatorluk dağılmaya ve yıkılmaya mahkûm oldu? Bu soruya Osmanlı tarihi üzerine çalışan bütün tarihçiler kendilerine uygun sebepler bularak cevaplar vermişlerdir. Koçi Beyin zat-ı şahaneye sunduğu layihalarda da zikredilen bu sebepler çok küçük farklılıklarla müşterek sebepler olarak zikredilmişlerdir. Biz, tarihçilerin eserlerinde zikrettikleri bu sebepleri, klasik sebepler olarak değerlendiriyoruz. Bu klasik sebepleri burada tekrar ederek bilinenleri bir kez daha saymanın gereğine inanmıyorum. Ancak, çok önemli gördüğüm fakat üzerinde yeterli olarak durulmayan bazı önemli sebepler vardır ki, bu sebeplerin burada zikredilmesinin faydasına inanmaktayım.

Osmanlı İmparatorluğu da dâhil Selçuklu devletini de inkıraza uğratan en önemli sebeplerden biri belki de birincisi devlet yönetim kademelerine devşirmelerin getirilmesidir. Selçuklularda devletin bütün yönetim kademeleri Fars asıllılarla doldurulmuş, Türkmenler kendi devletlerinin yönetiminden dışlanmıştır. Bunu hazmedemeyen Türkmenler 1157 yılında isyan ederek Sultan Sancar’ı ağır şekilde yenilgiye uğratmışlar ve devletin varlığına son vermişlerdir. Buna benzer bir uygulamada 2.Murat zamanında Osmanlıda başlamış ve Fatih Sultan Mehmet tarafından esasları tespit edilerek kurulan ENDERUN’LA karşımıza çıkmıştır. Enderun Osmanlıda bir saray mektebidir ve şu andaki Siyasal Bilgiler Fakültesi işlevini görmektedir.

Enderun mektebi Osmanlı yönetim bürokrasisini yetiştiren tek mektep olup öğrenci kaynağı tamamen devşirmelerdir. Bu mektebe kabul edilen öğrenciler, Balkanlı kavimlerden daha çocuk yaşlarda iken anne ve babalarının rızasıyla toplanan, sonra İstanbul’a getirilerek iki sene müddetle Türk ailelerinin yanlarına verilerek onların yanında Türk örf, adet, gelenek, inanç ve kültürüne göre yetiştirilip Türkleştirilen, vücut itibariyle kusursuz, çehre bakımından güzel, bünye yönünden sağlam ve zihnen akıllı çocuklardır. Bu çocuklar Türk ailelerin yanında yeteri kadar tutulduktan sonra İstanbul’a tekrar getirilerek Acemi Oğlanlar Ocağına kabul edilir ve başarı durumlarına göre devlet hizmetine alınırlardı. En zeki ve yetenekli olanlar ise Enderun mektebine kabul edilir, yetenekleri doğrultusunda eğitime tabi tutulurdu. Bu mektepte eğitim dili Türkçe olmasına rağmen Arapça ve Farsça öğretilir; şiir, edebiyat, müzik ve mimari başta olmak üzere güzel sanatların her dalında eğitim verilirdi. Ayrıca Kur’an öğretilir, tefsir, hadis ve fıkıh eğitimi yapılırdı. Bu okulun en yüksek seviyeli eğitimi ise Osmanlı yönetim kademelerine bürokrat yetiştiren bölümü idi. Bu bölümde diğerlerinden farklı olarak yönetim dersleri verilir, Osmanlı mevzuatı, resmi Osmanlı sistemi ve devlet felsefesi öğretilirdi. Bu bölümü bitiren ve okuldan çıkan öğrenciler saray hizmetlerinden itibaren hizmete başlarlar, başarılarına göre vali, beylerbeyi, vezir ve vezir-i azam olurlar ve devleti yönetirlerdi. Enderun’a Sırp, Arnavut, Rum, Hırvat, Boşnak, Bulgar, Ermeni, Macar ve her türlü Hıristiyan kavimlerden devşirilmiş öğrenci alınır; sadece Rus, Acem, Çingene ve Türk kabul edilmezdi. Bu öğrencilere halkla temas kurdurulmaz, saraydan cariyelerle evlendirilir, taşraya hizmete öyle gönderilirdi. Hatta bazıları padişahın damadı olma şerefine ulaşır, bu yönüyle de tamamen sarayın kulu haline gelir, padişaha hizmetten başka bir şey düşünemez olurdu. Bu damatlar olgun dönemlerinde mutlaka sadaret makamına ulaşırlardı.

 11-14 yaşlarında ailelerinden alınarak devşirilen bu çocuklar ne kadar Türk kültür ve inanç çemberine sokulsa da köklerini unutmazlar, adları Ahmet, Mehmet, Ali, Hasan, Hüseyin ve Murat olsa; bizim gibi Müslüman olup sünnet yapılsalar da geldikleri yer ve topluluklara içten bağlılıkları devam ederdi. Devlet hayatında göreve başladıklarında bu bağlılıkları Türk’e içten içe duydukları nefret hisleriyle tezahür eder, duygularını halka yaptıkları haksız uygulamalarla ortaya koyarlar ve bu yaptıklarından zerrece takibata uğramazlardı. Mesela Kuyucu Murat Paşa diye bilinen birisi, Celali isyanlarını bastırmak üzere orduyla Anadolu’ya geçtiğinde, 100 bin Türkmen’in başını keserek kuyulara doldurmuştur. Bu kesilen başlar arasında üç yaşında hatta yaşını bile doldurmamış birçok erkek çocuk da bulunmaktadır. Kendisine bunlar daha çocuk, bunlara dokunmayınız diye karşı çıkanları “Yılanın yavrusu da yılan olur” gerekçesiyle dinlememiş, binlerce masum Türk çocuğunun kanına girmiştir. Türk çocuklarını “yılan yavrusu” olarak görmesi, onun elinde bulundurduğu devlet gücünü hangi duygularla kullandığını göstermesi bakımından gayet önemlidir.

Fatih Sultan Mehmet zamanından beri iki partili bir sistem Osmanlı İmparatorluğunun yönetimine egemen olmuştur. Bunlardan birisi yerli Türk bürokrasisi, diğeri ise Enderundan yetişen devşirme bürokrasi. Padişahlar genel olarak devşirmeleri tercih etmişler, devşirme sadrazam ve vezirler Osmanlı iktidarını oluşturmuşlardır. Bunlarda alt yönetim kademelerini hep kendileri gibi devşirmelerden seçmişler ve yönetimden yerli Türk unsurlar tamamen uzaklaştırılmışlardır. Tarihçiler Fatih döneminden yıkılıncaya kadar Osmanlı iktidarına gelen üç Türk sadrazamdan bahsetmektedirler ki bu sayı bile Osmanlıda devşirme egemenliğini açıkça göstermektedir.

Devşirme yöneticilerin ortak yönetim anlayışı birbirlerine her ne kadar karşı olsalar da Türk karşıtlığında birleşmeleridir. Osmanlının en büyük sadrazamı olarak takdim edilen Sokullu Mehmet Paşa, Türk soylu kaptan paşa tayin etmemek için hiç denize çıkmamış, hatta gemiye binmemiş birini Osmanlı Kaptan-ı Derya Paşalığına tayin edebilmiş, İnebahtı bozgunu böyle bir tayinden sonra yaşanmıştır. Sokullu Mehmet Paşa öldüğünde bütün kazanımlarını bir Hıristiyan papazı olan kardeşine göndermiş, bu da tarihçi Yılmaz Öztuna’nın verdiği bilgiye göre altı milyar TL. Tutarındadır. (Bu rakam 1973 ekonomik göstergelerine göredir.)

Devşirmelerin bir başka özelliği ise devletten elini eteğini çektikten sonra, edindiği çok zengin dünyalıklar ile İstanbul’un en mutena yerlerine saray ve köşklerini yaptırarak, Osmanlı toplumunun en zengin, en hatırlı ve sözü geçen ailelerini oluşturmaktı. Bu gün bile İstanbul’un boğazda ve diğer en güzel semtlerindeki yalı ve köşkler onların mirasçılarına aittir. Görülmektedir ki devleti kuran ve onu koruyanla devleti yöneten ve nimetinden yararlananlar tamamen farklı unsurlardır.

Enderun XIX. yüzyıl ikinci yarısına kadar bu özelliği ve üstünlüğü ile yaşamaya devam etti. Bu tarihten sonra Batı tarzı eğitim veren okullardan mezun olanlar devlet hayatında daha fazla tercih edilir olması Enderun’un durumunu sarstı. Nihayet 1 Temmuz 1909 da kapatılarak günahı ve sevabıyla tarihe gömüldü.

Cumhuriyet kurulduktan sonra Atatürk öncülüğünde yönetim kadrolarının Türkleşmesi söz konusu olmuş, fakat devşirme bunu asla affetmemiştir. Bugün Atatürk’e v e onun sistemine karşı açılan sinsi savaşın bir tarafında ve en etkili olanları olarak bu devşirme koalisyonu bulunmaktadır. Kemalist değişimin karşısında olanların “Eski düzen ve sistemden nemalananlar” olduğu artık tarihi bir gerçektir.

 Not: Önümüzdeki bölümde konuya devam edilecektir. 22.Mayıs.2012

Bu yazı toplam 1037 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim