eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, bursa escort - ankara escort
  • BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Bolu 9 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 8 °C

CEHALETLE MÜCADELE (2)

Hasan Dinç


Tarihteki köklü devrimler, kurulan büyük medeniyetler ve insanlığın manevi hayatını tezyin eden bütün dinler cehalete karşı tavır geliştirmiş, onunla mücadeleyi davalarının ana direklerinden biri kabul etmişlerdir. Tarihin tanıdığı en büyük inkılâbı gerçekleştiren İslâmiyet ise cehaletle mücadeleye kararlılığını daha başından ortaya koymuş, Kur’an-ı Kerim “OKU” diye başlamış ve en büyük düşmanına “EBU CEHİL” diyerek cehaleti kendisi için en büyük düşman ilân etmiştir. Bunun dışında gerek Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde, gerekse Hz. Peygamberin bize intikal etmiş çok sayıdaki hadislerinde ve İslâm’ın insanlığa armağanı olan büyük âlimlerin hikmetli sözlerinde “CEHALETLE MÜCADELE” ve “İLİM ÖĞRENME VE İLMİ TEŞVİK KONULARINDA” bol sayıda örnekler mevcuttur. Bunlardan ilginç ve önemli bulduklarımın bazılarını sizlere aktarmak istiyorum.

“De ki: Âlimlerle cahiller hiç bir olur mu? Bu örnek ile ancak akl-ı selim sahipleri uyanırlar.” ( Ez-Zümer suresi. Ayet 9 )

“Allah’tan tam anlamıyla ancak âlimler korkar. Allah kâmil, kudret ve mağfiret sahibidir.” ( El-Fatır suresi. Ayet 28)

“Âlimler peygamberlerin varisleridirler.” (Hadis-i Şerif)

“İlim onurlu bir insanın şerefine büyük pay ilave eder. Köleleri bile padişahların seviyesine çıkarıncaya kadar yükseltir.” ( Hadis-i Şerif)

“İman çıplaktır. Onun örtüsü takva, süsü hayâ (utanma hissi) ve meyvesi ilimdir.” (Hadis-i Şerif)

“Âlim olan mü’min, âbid (İbadetlerini tam yapan kul) olan mü’minden yetmiş derece daha faziletlidir.” (Hadis-i Şerif)

Dostlarından bazıları Peygambere sordular: “ Ey Allah’ın Resulü! Amellerin hangisi daha üstün ve faziletlidir” Bu soruya Peygamberimiz “Allah’ın sıfatlarını bildiren ilimdir” diye cevap verdi. Sonra dostları “Ey Allah’ın Resulü! Biz ilmin faziletini sormadık. Amellerin üstününü sorduk. Siz ise ilimden cevap verdiniz” deyince Peygamberimiz dostlarına şöyle cevap verdiler. “Allah’ı bildiren ilimle yapılan amel ne kadar az olursa olsun insana fayda verir. Cahilcesine yapılmış ameller ise insana bir fayda sağlamaz.” ( Hadis-i Şerif)

“İlim Çin’de bile olsa onu arayıp bulunuz” (Hadis-i Şerif)

“Gidip ilimden bir bölüm öğrenmen, yüz rekât namaz kılmandan daha hayırlıdır” (Hadis-i Şerif)

Hz. Peygamber ashabıyla konuşurken“Bir âlimin ilim sohbetinde bulunmak, bin rekât namaz kılmaktan, bin hastayı ziyaret etmekten ve bin cenaze namazında hazır bulunmaktan daha üstün ve faziletlidir.” dedi. Bu sözler üzerine topluluktan biri: “ Ey Allah’ın Resulü Âlimin ilim sohbetinde bulunmak tek başına Kur’an okumaktan da üstün müdür?” Diye sorunca Hz. Peygamber “İlimsiz Kur’an okumak insana bir fayda sağlar mı?” diye karşılık verdi. (Hadis-i Şerif)

“Her insanın kıymeti bilgisiyle tartılır. Cahiller ise, ilim erbabının en amansız düşmanlarıdır.” (Hz. Ali)

“Bütün gecesini ibadetle ve bütün gündüzlerini oruçlu geçiren bir âbidin (ibadet görevlerini eksiksiz yapan kul) ölümü, haram ve helâlı bilen bir âlimin ölümünden daha hafif ve daha az acı vericidir.” (Hz. Ömer)

İlmi teşvik ve Müslümanlara tavsiye eden daha çok ayet, hadis ve vecizeler ilave edilebilir. Ancak, yazdıklarımız bile İslâm Dini’nin ilme verdiği önemi anlamamız için yeterlidir. İlme teşvik ve ilim yapmayı telkin ve tavsiye eden bu münbit ortam kısa süre sonra sonuçlarını göstermeye başlamış, cahiliye karanlığından bir iman ve İslâm aydınlığı ortalığa hâkim olmuştur.

Dört halife devrinde önce Arap yarımadasında egemenlik sağlayan İslâmiyet, ikinci halife Hz. Ömer zamanında önce Suriye sonra Mısır ve daha sonra da İran’ı sınırları içine katmıştır. VII. asırda Kuzey Afrika’dan Maveraünnehir’e (Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin arası) kadar olan coğrafyada egemenlik sağlayan yeni din, VIII. asrın ilk yıllarının hemen başından itibaren fetihlerine devam etmiş, batıda Endülüs (Bu günkü İspanya) doğuda ise Batı ve Doğu Türkistan’ı, tümüyle Türkistan’ı (Orta Asya’yı) egemenliği altına almıştır.

Fethin ilk yıllarında bu coğrafyalarda geniş bir ilmi faaliyete girişilmiş: gerek Endülüs’te, gerek Kuzey Afrika ve Mısır’da, gerekse İran ve bütünüyle Orta Asya’da büyük bir ilim ve aydınlanma dönemi başlamıştır. Yetişen binlerce ilim adamı verdikleri eserlerle günümüz insanını bile hâlâ etkilemeye devam etmektedirler. Modern Tıp, Matematik, Astronomi, Felsefe, Edebiyat, lügat, Belagat, Tefsir, Hadis, Kelam, Fıkıh, Nahiv gibi ilim dallarından ayrı Coğrafya ve Tarih ilimlerinde de aşılması çok zor olan âlimler yetiştirmişlerdir. Bu geniş coğrafyada açılan yüzlerce medresede binlerce âlim, on binlerce talebe yetiştirilmiş, Doğudan doğan bu ilim güneşi, Batıdaki karanlıklar içinde bunalan Hıristiyan Avrupa’yı aydınlatmıştır. Kısaca Avrupa Karanlık Orta çağı yaşarken, Doğuda İslâm aynı dönemde medeniyetin bayrağını kaldırmış, medeni âlemin öncülüğünü yapmıştır. IX. asırdan itibaren Abbasi halifesi Harun Reşit ve oğulları Memun ve Mutasım zamanında görülmemiş bir tercüme faaliyeti başlatılmış, o güne kadar dünyada başta Yunan, Roma, İran, Hint ve Yahudi dillerinde yazılmış çok önemli kitaplar tercüme edilmiş, bu kitaplara şerhler yapılmış ve halifeler bu faaliyetleri destekleyip, maddi ve manevi yollardan çalışmaları ödüllendirmişlerdir.

Müslüman âlimler bu eserlerle ve geniş coğrafyadaki eski toplumlarla karşılaşıyor, onların oluşturdukları farklı kültür, inanç ve felsefi düşüncelerden etkileniyor ve yeni sentezler oluşturuyorlardı. En fazla etkilendikleri kültürler ise ilkçağ Yunan felsefesi ve Hint mistisizmi idi. Yunanlılar tarafından unutulmuş yunan filozoflarının eseleri akılcı gelişmeleri teşvik ederken, Hint düşünce derinliğinin silinmez etkileri tasavvufi felsefeyi getirmiş tekke, zaviye hayatını medrese öğrenimine monte etmiş, bu yaşantıyı İslâm’ın yeni yaşantısının vazgeçilmez bir parçası haline koymuştur. İslâm’ın nefisle mücadele metotlarından farklı olarak onlara ilaveten aç kalmayı, riyazeti ve toplumdan uzak yaşamayı da getirmiştir. Bunun dışında dünya ve ahiret dengesini ahiret lehine bozan ve dünyayı çok da ciddiye almayan bir anlayışı İslâm’a enjekte etmiş, İlim yapmayı nafile ibadetten üstün gören İslâm’ı inancı felç ederek, gece ve gündüz ibadeti esas kabul ettirmiştir. Bu değişik telakkiler İslâm toplumunda etkilerini göstermiş, değişik amel ve inanç mezheplerinin doğmasına sebep olmuştur.

NOT: İslâm’ın ilimle ilgili bölümü yazılırken İmam-ı Gazali’nin büyük eseri İHYA-İ ULÛM-İD-DİN’in ilim bölümünden yararlanılmıştır. Konuya devam edilecektir.

17.01.2012

Bu yazı toplam 1053 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim