• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 22 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 22 °C

CEHALETLE MÜCADELE (23) CUMHURİYETİN MEDENİYET HAMLESİ

Hasan Dinç

Üç asırlık medeniyet hamlemizi üç döneme ayırmak gerekir. Bir buçuk asır süren birinci dönemde Batı ile aramızdaki fark askeri alandaki yenilgilerle kendini hissettirdiği için sadece askeri eğitim, disiplin ve savaş gücünü artıracak değişikliklere ve bu alandaki yeniliklere teksif edilmiş, atılan her yeni adım ve yapılan her yeni düzenleme beklenen sonucu vermediği gibi devletin başına yeni gailelerin açılmasına sebep olmuştur. XIX.asrın ikinci yarısından itibaren medeniyet hamlemizin ikinci ayağına geçilmiş, bu dönemde devletin yönetim şekliyle sosyal bünyenin Avrupa ülkelerine benzetilmesi çalışmalarına hız verilmiştir. Bazı şekli değişikliklerle birlikte, meşruti monarşi ile Avrupa'ya yetişebileceğimiz, Avrupa ile farkı kapatabileceğimiz zannedilmiş ve Osmanlının son yetmiş beş yılı bu mücadele ile geçmiştir. 1908 yılında II. Meşrutiyet ilân edildiğinde her şeyin bittiği ve zaferin kazanıldığı hissine varıldığında, devleti tamamen kaybettiğimiz ortaya çıkmıştır. İttihat ve Terakkinin kendisi ne kadar tartışılsa da partinin milliyetçi kanadı başlattığı İstiklâl savaşını başarıyla sonuçlandırmış ve genç Türkiye Cumhuriyetini iç ve dış bütün karşı güçlerin aksi yöndeki mücadelelerine rağmen kurmaya muvaffak olmuştur.
Medeniyet hamlemizin üçüncü ayağını ve en köklüsünü kuşkusuz cumhuriyet dönemi oluşturur. İki asırlık tecrübelerin ışığında hazırlanan program tavizsiz uygulanmış, direnişlere karşı sert ve kararlı tavır geliştirilmiş ve kısa zamanda müspet sonuç alınarak medeniyet hamlesinin başarıyla sonuçlanmasına çalışılmıştır. Bu kısa süre içinde insanımız, “Kul insandan hür insana” toplumumuz, “ümmetten millete” ve rejimimiz de “saltanattan cumhuriyete” yükselmiş, Bu değişikliklerin alt yapısını teşkil eden bir sürü değişiklikler uygulamaya konulmuştur.
Biz bütün bu değişikliklere “ATATÜRK İNKILÂBI” adı vermekteyiz. Günümüzde “ATATÜRK DEVRİMLERİ” olarak da isimlendirilen bu köklü değişikliklere bu ismin verilmesi hem kurucusu, hem de uygulayıcısının ATATÜRK olmasındandır. Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk on beş yıllık dönemin cumhurbaşkanı olan ATATÜRK tarihte örneğine az rastlanır bir inkılâpçı, kurucu devlet başkanı ve başladıklarını başarıyla bitiren bir komutandır. Onun bu özellikleri medeniyet mücadelemizin de İstiklâl savaşı gibi başarıyla bitirileceğine dair halk inancının yegâne dayanağı olmuştur.
Medeniyet mücadelemizin yönü “Memleketimizi medenileştirmek istiyoruz. Bütün çalışmamız Türkiye'de medeni, bundan dolayı Batılı bir hükümet meydana getirmektir. Medeniyete girmek arzu edip de, Batıya yönünü çevirmemiş millet hangisidir?” sözüyle belirlenmiştir. Medeniyet mücadelemizin yeni programı ve hedefleri ise “Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak” şeklinde tek cümleyle ifade edilmiştir. Bu hedefe “Müspet bilimin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesine de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin temelidir”, “Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” , “Eğitim, kültür ve bilgi aydınlığa açılan en geniş penceredir” ve “Eğitim işlerinde behemehâl muzaffer olmak lâzımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu suretle olur” ilkeleriyle açılan Cumhuriyet okullarında yetiştirilen yeni nesillerle ulaşılacaktır.
Yönü, programı ve hedefi belli olan cumhuriyet dönemi medeniyet hamlesi her yönüyle birden başladı ve kararlılıkla uygulandı. Yenilenme ve değişiklikler bütün yönleriyle hemen başlatıldı. Kısa süre içinde direnmeler kırılarak başarılı sonuçlar alındı. Milletimizi tarih içinde medeniyet yarışında geri bıraktığı bilinen ya da öyle zannedilen bütün unsurlara karşı başlatılan bu mücadele, verimli sonuçlarını da kısa süre içinde göstermeye başladı. Hukuk, eğitim, yönetim, toplum, kültür ve sanat dâhil her alanda hızlı çalışmalar yapıldı. Doğal olarak bu hızlı yenileşme ve değişim hareketleri bazen yanlış uygulamaları da getirdi. Hukuk alanında şer'i mahkemeler kaldırılarak günümüzdeki adli uygulamalara geçildi. Hızlı kanunlar yapıldı. Ceza Kanunu İtalya'dan, Medeni Kanun ve Ticaret Kanunu İsviçre'den süratle tercüme edilerek yürürlüğe konuldu.
Darülfünun kaldırılarak İstanbul Üniversitesi daha sonra da Ankara Üniversitesi devreye sokuldu. Okuma yazma seferberliği başlatıldı. Köylerde üç yıllık, kasaba ve şehirlerde beş yıllık ilkokullar açıldı. Ayrıca eğitim alanında en büyük değişiklik olarak “Tevhid-i Tedrisat kanunu” kabul edilerek eğitimde birlik sağlandı. Bu alanda belki de en köklü değişiklik olarak bin yıllık kullandığımız Arapça alfabe değiştirildi ve Avrupa ile iletişim temasımızı ve kültürel bağımızı kolaylaştıracak olan Latin alfabesi kabul edildi. Böylece kütüphanelerimizdeki milyonlarca tarihi, ilmi ve kültürel birikimimizle irtibatımız kesildi. Avrupa ile münasebetleri kolaylaştıracağına inanılması nedeniyle ölçü, tartı, takvim, saat uygulamaları devreye girmiş; hafta tatili Cuma günü olmaktan çıkarılarak Pazar gününe aktarılmış, bu yönüyle İslâm âleminden ayrıldığımız ilân edilmiştir. Saltanat ve Şeyhülislâmlık lağvedilmiş, Diyanet İşleri Başkanlığı devreye sokulmuştur. Kılık ve kıyafet anlayışında da büyük değişiklikler yapılmış, şapka kanunu devreye sokulmuştur. Tarikatlar, tekke ve zaviyeler kapatılmış; şeyhler, dervişler ve müritler devri sona ermiştir. Ancak bu dini kurumların kapattım demekle kapanmadığı, günümüzde mümbit ortam bulduğunda yer altından nasıl fışkırdıklarını görerek anlamaktayız. Asırlarca cemiyet hayatından koparılan kadınlarımıza kişilik ve siyasi hakları iade edilmiş, eve mahkûmiyetten kurtarılarak İslâm'ın kendilerine kazandırdığı haklara yeniden kavuşmuşlardır. Devlet hayatına getirilen laik sistemle her inanç ve mezhep devlet koruması altına alınmış, hiçbir inanç ve mezhep gurubuna üstünlük hakkı tanınmamıştır. Milli kültürümüzün vazgeçilmez bazı kurumları da bu yenileşme hareketlerinin mağdurları arasına girmiş, türkü ve şarkılarımız ihmal edilerek devlet radyosundan kovulmuştur. Batı müziği, opera ve bale gibi bizim hayatımızda hiç yeri olmayan bazı sanat dalları medeni hamlemizin zoraki dinamikleri kabul edilmiş, devletin koruması altında halka zorla kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Bu arada ezanın Türkçe okutulması gibi milletle inkılâpların arasına kara kedi gibi giren lüzumsuz değişikliklere de tevessül edilmiştir. Bazı kardeş topluluklarla ortak bağımızı teşkil eden gün ve bayramlar da sonu düşünülmeden imha edilmiştir. Çok sonraları bu gün ve bayramların bölücü akımların aracı haline gelmesi nedeniyle devlet tarafından tekrar ihya edilmesine gayret edilmiş, devletin koruması altına alınmaya çalışılmışsa da istenilen maksat maalesef hâsıl olmamıştır. Meselâ bütün Türk topluluklarının ortak bahar bayramı olarak asırlarca kutladıkları NEVRUZ BAYRAMI buna çok güzel bir örnektir. Şimdilerde PKK'nın bölücü niyetlerine alet olarak kullanmaya başladığı NEVRUZ BAYRAMI cumhuriyetin ilk yıllarında tırpan yiyen ve o güne kadar bütün Türkler tarafından kutlanılan bir ortak bayramımızdı. Ne yazık ki şimdi bir Kürt bayramı şeklinde algılanmaya başlanması bu yanlış uygulamanın bir sonucudur.
Bütün bunlarla beraber Cumhuriyetin medeniyet hamlesi geçmiş örneklerine göre daha başarılı olmuş, bazı kusur ve aşırılıklarına rağmen halkımızın kabulüne mazhar olmuştur. Ancak bu Medeniyet hamlemizin tam anlamıyla ve başarıyla bittiği anlamına gelmemektedir. Bugün Avrupa Birliğine giriş için yapılan çalışmalara “Medeniyet projesi” denildiğine göre daha bu yolda alınacak çok mesafe var demektir. Bizim Batı ile farkımız devam ettikçe, medeniyet hamlelerimizin sonu gelmeyecektir. Ancak çağdaş medeniyet bugün sadece Avrupa tarafından ve Batı diye nitelendirdiğimiz coğrafyada temsil edilmemektedir. Başta Japonya olmak üzere Çin, Kore, İsrail ve Rusya medeniyetin temsil edildikleri toplumlar ve coğrafyalar olarak kabul edilmektedir. Bizim çağdaş medeniyet olarak sadece Avrupa ve Amerika'ya bakmamız doğruluğunu ve geçerliliğini kaybetmiştir. Bu nedenle çağdaş medeniyete isim olarak Batı medeniyeti demek de artık doğruluğunu yitirmiştir.
Not: Gelecek hafta konuya “Cumhuriyetin hatası” ile devam edilecektir.

Bu yazı toplam 1133 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim