eryaman escort , ankara escort, ankara escort, bursa escort
  • BIST 105.101
  • Altın 147,354
  • Dolar 3,4874
  • Euro 4,1874
  • Bolu 23 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 28 °C

CEHALETLE MÜCADELE (6)

Hasan Dinç

İslâm âleminde büyük bir ilerleme kaydeden ilim ve medeniyetin zamanla gücünü kaybedip yerini cehalete ve karanlığa bırakmasının sebepleri arasında en önde gelenlerinden birisi şüphesiz ki ilim kurumlarının ve âlimlerin sosyal statülerinin bozulması ve toplum içindeki yerlerini koruyamamalarıdır. İslâm dini intişarının ilk yıllarından itibaren ilme ve ilim adamlarına büyük değer vermiş, bu değeri gerek kutsal kitabı Kur’an-ı Kerimin ayetleri ve gerekse peygamberin hadisleriyle taçlandırmıştır.

Şimdi şu ayet ve hadislere bakalım:

“De ki: Hiç âlimlerle cahiller bir olur mu?”  (Ez-zümer suresi, ayet 9)

“Allahtan tam anlamıyla ancak âlimler korkar” ( El-Fatır suresi, Ayet 28)

“Âlimler peygamberlerin varisleridir.” (Hadis)

“Peygamberlik derecesine en yakın kimse âlimler ve mücahitlerdir. Âlimler halkı peygamberlerin getirdiği ilâhi nizama çekerler. Mücahitler ise Allah’ın nizamını kılıçlarıyla korumak için savaşırlar.” (Hadis)

“Kıyamet gününde âlimlerin kaleminden akan mürekkep, şehit kanından ağır basar.”(Hadis)

“ Allah’ın yeryüzündeki en emin kulları âlimlerdir” (Hadis)

“âlimlerin abid (kullar)lere üstünlüğü, benim derece bakımından en aşağıda bulunan ashabımdan üstünlüğüm gibidir.” (Hadis)

“Âlimin abide üstünlüğü, dolunayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir.” (Hadis)

“Kıyamet gününde üç sınıf insan şefaat (Allah’tan başkaları için af dileme) etmeye yetkilidir.” Peygamberler, âlimler, şehitler.” (Hadis)

“Âlim olan mü’min, abid olan mü’minden yetmiş derece daha üstün ve faziletlidir.” (Hadis)

“Âlim bir kimse, gündüz oruçlu, gece ibadetli olup; bütün vakitlerini cihada vakfeden bir mücahitten daha üstündür.” ( Hz. Ali)

“ Her insanın kıymeti bilgisiyle tartılır. Cahiller ise bilgili insanların amansız düşmanlarıdır” (Hz. Ali)

Ebu Abdurrahman bin mübarekten insan-ı kâmil (olgun insan) kimdir diye soruldu. Cevabı “İnsan-ı kâmil âlimlerdir” oldu. Ya sefiller kimdir sorusuna ise “Dinini dünyaya satanlardır” diye cevap verdi.

Bütün bu ayetler, hadisler ve önemli İslâm büyüklerinin sözleri gösteriyor ki âlimler İslâm toplumunda çok önemli bir statüye sahiptirler. Âlimler yeryüzünde peygamberlerin varisleri ve Allah’ın em emin kullarıdır. Allah’tan nasıl korkulması gerekiyorsa ancak âlimler korkar ve insanlar arasında peygamberlik derecesine en yakın olanlar âlimlerdir. Âlimler kıyamet gününde kendisine şefaat etme yetkisi tanınan en önemli kesim olup, bütün vaktini ibadete ayıran abidlere üstünlüğü ancak dolunayın yıldızlara üstünlüğü ile izah edilmiştir. Âlimler savaşan mücahitlerden de üstün görülmüş ve âlimin mürekkebi şehidin kanından üstün sayılmış, hatta gündüz oruç tutan ve bütün gecesini ibadetle geçiren bir mücahitten daha büyük kabul görmüştür.

Yukarıdaki ayet, hadis ve İslâm büyüklerinin sözleri ve bunlar gibi daha niceleri dikkate alınırsa, daha ilk dönemlerden itibaren İslâm ilim ve medeniyetini sırtlamış ve bu medeniyeti beşeriyetin en önde gelen medeniyeti haline getirmiş örnek insan tipi ortaya çıkmış olur. Bu örnek tipin hiç şüphesiz ilk özelliği farz olan kulluk görevlerini yerine getirdikten sonra “bilen kişi” olmak ve ilme yönelmek, âlim olmaktır. Çünkü insanları peygamberlerin getirdiği ilâhi nizama çekmek ilim sahibi olmakla ve peygamberlerin aydınlık yolunu açık tutmak ancak onların varisleri olan âlimlerle mümkündür. Bu nedenlerle âlimler Allah indinde diğer mü’minlere göre üstün sayılmış ve Allah’ın yeryüzündeki en emin kulları kabul edilmiştir. Bundan sonraki özellik ise ilahi nizamı kılıçlarıyla koruyan mücahit olmaktır. Fakirlere, muhtaçlara yardım etmek, öksüz ve yetimleri korumak, insanları yararlanacakları hayır kurumları (okul, çeşme, yol, hastane, yurt vb) yaptırmak, çalışarak helâl yoldan rızık kazanmak, başkalarının mal, can ve namuslarında gözü olmamak, kısaca muttaki “ Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmak” olmak örnek İslâm ve iyi insanda aranan diğer özelliklerdir. Abid insan yani farz olan ibadetleri yaptıktan sonra geri kalan zamanlarını da gece gündüz tamamen ibadete ayıran insan, İslâm’ın tercih ettiği örnek insan tipi değildir. Bu tip insan modeli daha sonraki asırlarda İslâm topluluğuna tasavvuf ve tarikatlar aracılığı ile girmiş ve maalesef İslâm medeniyetinin sonunu hazırlayan önemli sebeplerin arasında olmuştur. İslâm medeniyeti âlimlerle kurulup yükselmiş, mücahitlerle korunmuş ve diğer Müslümanlar bu ortam içinde huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşayarak insan olmanın onurunu bir ömür hissetmişler, öldükten sonra bile ebedi istirahatgâhlarında rahat bir şekilde uyumuşlardır. 

“Dünya için ahreti, ahiret için dünyayı terk etmeyiniz” hadisi, Müslümanların dünya ve ahiret arasında denge kurmasına sebep olmuş, hem dünya hem de ahiret bu denge içinde değerlendirilmiştir. İslâm’ın bünyesine sonradan giren “Abid mü’min tipi” bu dengeyi ahiret lehine bozmuş, dünya ihmal edilmekle kalmamış, adeta değersizleştirilmiştir. Bu yeni abid tipi, İslâm toplumu arasında kabul görmüş, kısa zamanda büyük saygı ve güven kazanmıştır. Çevrelerinde büyük halk kitleleri sevgi ve muhabbet halkaları oluşturmuş, bağlı guruplar meydana gelmiştir. Devlet yöneticileri, onların halk üzerindeki bu manevi otoritelerinden yararlanmak ve yönetimlerini bağlı topluluklarla tahkim etmek ve güçlendirmek için onları yanlarına almışlar, saraylarında ağırlamışlar ve onun derin maneviyatından yararlandığı izlenimi verecek her türlü çalışmalarda bulunmuşlardır. Bu kişiler daha hayatta iken aziz mertebesine yükselmiş, öldükten sonra da yaptırılan ve birer sanat şaheseri olan türbeleriyle halkın ziyaret ve dua mekânları olmaya devam etmişlerdir. Bu durumlarıyla abidler açık ayet ve hadislere rağmen İslâm toplumunun içinde statü itibariyle ilk sıraya yerleşmişler, cephedeki mücahitlerin başarıları ve kazandıkları zaferler bile onların dua ve himmetlerinin Allah indindeki kabullerine bağlanmıştır.

İlim ve âlim kavramlarında önce anlam kaymaları ve daralmaları olmuş, daha önce bilinen bütün ilim dalları ilim kavramında kabul görürken, sonraları sadece din ilimleri ilim kavramına dâhil edilmiş, öbür ilim dalları önce ihmal edilmiş, sonra horlanmış, daha sonra da ilim statüsünden kovulmuştur. Buna paralel olarak o ilim sahalarında söz sahibi olanlar da âlim sıfatından yoksun kalmışlardır. Daha sonraki dönemlerde “Beşik uleması” olarak bilinen bir tür babadan oğla intikal eden ilim ve âlimlik anlayışı da zuhur etmiş, ilim hayatımıza uzun süre damgasını vurmuştur. Bu da yetmemiş, son asırda “İlmin yarısı güzel sestir” anlayışı topluma egemen olmuş, güzel sesli hafızlar, mevlithanlar ve ilahiciler dinleyicileri coşturan ve büyüleyen güzel sesleriyle ilim sahibi âlimler olarak kabul edilmişler ve saygı görmüşlerdir.

 Burada çok bilinen bir hadiseyi kısaca anlatarak sonuçlarını konuyla irtibatlandırmaya çalışacağım.

Rivayet ediliyor ki, İmam-ı Azam (Büyük İmam) hayatının ilk devrelerinde gecelerinin yarısını ibadetle değerlendirirdi. Bir gün yoldan geçerken bir adam onu yanındakilere göstererek “ İşte bu zat bütün gecelerini ibadetle ihya beden kişidir” dedi. Bu sözü duyan İmam-ı Azam Hazretleri, o günden itibaren kendisi hakkında bu kanata sahip olan adamı yalancı çıkarmamak için bütün gecelerini ibadetle geçirmeye devam etti. O bu konuda “Halkın bende olmayan vasıflarla beni methetmesinden utanırım” derdi.

İmam-ı Azam bilindiği gibi Türk milletinin tümünün kabul ettiği “HANEFİ” mezhebinin kurucusu, İslâm fıkhının (İslâm Hukukunun) en zirvesindeki âlimidir. Ayrıca dünya hukuk tarihinin de en büyük isimlerinden biridir. Eğer bu anlatılan sonradan oluşturulmuş bir senaryo değilse bu büyük âlim, çevresinde âlimlik sıfatıyla değil, abidlik özelliğiyle tanınmaktadır. Yani İslâm fıkhının en büyüğü olmasından ziyade, bütün gecelerini ibadetle geçirmesi onun tanınıp meşhur olmasının sebebi olarak görülmektedir. Bu da ilim adına çok erken dönemlerde bile neler kaybettiğimizi ve âlimlerin toplumda yeteri kadar ilgi ve değer görmediğinin en açık ifadesidir.

NOT: Konuya kaldığımız yerden devam edilecektir.

14.02.2012

Bu yazı toplam 1080 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim