• BIST 89.282
  • Altın 145,807
  • Dolar 3,6298
  • Euro 3,8933
  • Bolu 16 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 17 °C

 CEHALETLE MÜCADELE (9)

Hasan Dinç

İMAM-I GAZZALÎ 1058 yılında Horasan'da bugünkü Meşhet de dünyaya geldi. Ortaçağda Batıda Abuhamet ve Algazel diye tanınan Gazzalî'nin İslâm âlemindeki lakabı daha çok HÜCCETÜLİSLÂM'DIR. Gazzalî adı ise babasının mesleğinden dolayı verilen adıdır. Babası yün eğiriciliği ve iplikçilik yapmakta olup bu işe o dönemde Horasan'da “Gazzal” denilmektedir. Gazzalî de babasının meslek adı olan bu isimle anılır olmuştur. Fars asıllı olan Gazzalî bu yönünü İHYÂ-İ ULÛM-İD-DİN adındaki meşhur eserinde hissettirmiş, o dönemin bölge halklarından “ETRAK VE ERKAD'A” (Türklere ve Kürtlere) ölçüsüz suçlamalar yöneltmekle göstermiştir.(Okurlarına Türklere ve Kürtlere konuk olmamaları ve onların yemeklerini yememelerini, çünkü bunların tamamının çapul ve hırsızlıkla elde edilmiş mallar olması nedeniyle yenilmesinin haram olduğunu vurgulamıştır.) Onun tekrar tekrar yaptığı bu ikazlar etnik yapısının anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır.

Küçük yaşta babasının ölümü üzerine yetim kalmış, ilk eğitimini babasının isteği doğrultusunda babasının bir arkadaşı üzerine almıştır. Mali durumunun yetersiz olması nedeniyle daha sonra bir medreseye yerleştirilen Gazzalî öğrenimine bundan sonra Cürcan'da devam etmiştir. Beş yıl süren bu öğrenim hayatından sonra memleketi Meşhed'e geri döner. Gazzalî bundan sonra burslu öğrenci kabul eden Nişabur'daki Nizamiye Medreselerinde öğrenimini devam ettirir. Burada gayet sıkı geçen bir öğrenim sonunda İslâm fıkhı, cedel, akait ve mantık alanlarında büyük bir âlim olarak yetişir. Ayrıca hikmet ve felsefe de okuyarak bu sahalarda sağlam bir formasyon kazanmıştır. Bu dönemde ilk eseri olan El- Menhûl adlı fıkıh kitabını yazarak hocası Cüveyni'nin takdirini kazanır. Rivayet edilir ki hocası bu kitap için Gazzalî'ye “Beni sağken mezara gömdün; ölümümü bekleyemez miydin!” diye sitem ettiği kaynaklarda yazılmıştır.

Gazzalî daha burada iken konuşma ve ifade yeteneği, mantık, zekâ ve tabiatı itibariyle arkadaşlarının önüne geçmiş; benzersiz kişiliği ile dikkati çekmiştir. Bu sırada Büyük Selçuklu veziri Nizâmülmülk'ün karargâhına davet edilmiş, onun himayesinde seçkin âlimlerle tanışmış onlardan da büyük kazanımlar elde etmiştir. Burada geçirdiği altı yıl içinde bu Selçuklu entelektüellerinden, iyi yetişmiş ilim ve fikir ehlinden yakınlık görmüş, onların güvenini kazanmıştır. Ayrıca yaptığı ilmî müzakere ve tartışmalarla başarısını ve ününü artırmış ve daha yüksek görevler için hazır olduğunu kanıtlamıştır. Böylece Nizâmiye Medresesi müderrisliğine (Rektörlüğüne) atanmış ve dört yıl süreyle bu görevde bulunmuştur. Bu görevi sırasında önemli eserlerini yazma fırsatı bulmuş, ayrıca birçok ilmi konuları gerçek kaynaklarından takip etme fırsatı yakalamıştır. Felsefe hakkındaki geniş bilgi ve kültürünü bu dönemde tamamlamış, çoklarının ifade ettiği gibi filozofların doğru ve yanlışlarını burada tespit ederek daha sonra kaleme alacağı Tehâfütü'l-felâsife (felsefeyi reddiye) kitabının temellerini atmıştır. Yine bu dönemde tasavvufla ilgilenmiş, tasavvuf ulularının yazdıkları kitapları ayrıntılı biçimde incelemiş ve önde gelen mutasavvıfların nazari mahiyetteki görüş ve düşüncelerine vakıf olmuştur. Bu birikim sayesinde tasavvufun en gizli ve derin noktalarına ulaşmanın nazari öğrenimle değil zevk ve hal ile sıfatları değiştirmekle mümkün olacağı kanaatine ulaşmıştır. Gazzalî'nin geldiği bu son nokta onun zihin ve ruh dünyasında kelimenin tam anlamıyla fırtınalar koparmış, ilmî şöhretinin zirvesine ulaşmış ve son derece mutlu görünen bu müderrisi gün geçtikçe büyüyen şüpheleri ve fikri bunalımları hayatını altüst etmiştir.

Bu durumda Gazzalî ilmî ve ahlâkî yönden kendini sorguluyor, sonunda âhiret yolu için faydası bulunmayan ilimlere yönelmiş olduğunu tespit ederek kendine yeni bir yol çiziyordu. Medresedeki görevinden ayrılıp kendini tamamen tasavvufa veriyor ve inzivaya çekiliyordu. Bundan sonra da hacca gitmek için Bağdat'tan ayrılarak on bir yıllık yeni bir hayata adım atıyordu. Bu on bir yıllık dönem içinde başta Şam olmak üzere Kudüs'e varıyor, oradan da haç görevi için Mekke ve Medine'ye geçiyordu. Hac görevini yerine getirdikten sonra tekrar Bağdat'a geri döndüğü ve oradan da Horasan'a gittiği bilinmektedir. Bir kısım araştırmacılar inzivaya çekildiği bu yıllarda bütün İslâm âlemini üzüntüye sevk eden ve Kudüs'ün işgal edildiği haçlı saldırılarının başladığını ve Gazzalî'nin saldırılara sessiz kaldığını ve eserlerinde bu gelişmelerden hiç bahsetmediğini hayretle ifade etmekten çekinmemişlerdir. Bu durumu bazı İslâm yazarları ise onun içe dönük mizacına bağlamışlar ama yine de onu Müslümanların çektiği acılara sessiz ve ilgisiz kalmakla suçlamaktan da geri kalmamışlardır.

Ömrünün son dönemlerinde İslâm ümmetinin manevi hastalıklara müptela olduğu ve yok olmaya gittiği bir dönemde uzlete devam etmesinin doğru olup olmadığı hususunda çevresindeki kalb ve müşahede erbabıyla istişare yaptığını, ancak sosyal ve siyasi şartların halkı hakka davet etmeye uygun olmadığı kanaatiyle gözden uzak yaşamaya devam etmenin doğru olduğu sonucuna varılmıştır. Fakat Sultanın ısrarlı davetlerine hayır diyemediğinden yeniden ilim öğretmek üzere medreseye döndüğünü ve bu dönemin iki sene sürdüğünü de biliyoruz. Gazzalî bu görevinden ayrıldıktan ve Meşhet'e döndükten kısa bir süre sonra 18 Aralık 1111 tarihinde 63 yaşında vefat etmiştir.

Bizim bu yazı serimizde maksadımız İmam-ı Gazzalî'yi tanıtmak ve onun hayat çizgisini okuyucularımıza aktarmak değildir. Onun İslâm âlemini ve Batı düşüncesini derinden etkileyen eserlerindeki düşünce ve fikirlerinin nasıl olup da bu günkü cehalete yol açtığını irdelemek ve okuyucumuza bu yönde düşüncelerimizi iletebilmektir. O nedenle Gazzalî'nin hayatını burada kısaca aktardıktan sonra önümüzdeki bölümde onun düşüncelerini ve bin yıllık medeniyet ve ilim hayatımıza etkileri hususunda görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım.

06.03.2012

Bu yazı toplam 912 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim