• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 20 °C
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 25 °C

ÇIĞLIK

Hasan Dinç

1969 yılından bu yana yerel ya da ulusal basında yayınlanan bir 10 Kasım yazısı mutlaka yazmışımdır. İlk yıllarımda günün şartları içinde ATATÜRK’Ü değerlendirir, konuya bakış açısında tespit ettiğim farklılıkları ele alır kendi düşüncelerimi yazmaya çalışırdım. Günümüze doğru yaklaştıkça 10 Kasım yazılarımda konuya daha farklı şekilde yaklaşmış, ATATÜRK’E ve onun eserlerine yönelmiş tehdit ve tehlikelere dikkat çekmeye çalışmıştım. Bugün ise ATATÜRK açıktan hedefe oturtulmuş, eserlerini yıkmak için saldırılar devletin en üst mevkilerinden desteklenir hale gelmiştir. O nedenle artık bu 10 Kasım yazısı bir ÇIĞLIK ifade etmektedir.

ATATÜRK’Ü her 10 Kasımda resmi törenlerle anar; ona, ilkelerinden ayrılmayacağımızı, eserlerine sahip çıkacağımızı söyleriz. İzindeyiz diyerek hedeflerinden asla vazgeçmeyeceğimizi ifade eder, eserlerinin bekçisi olduğumuzu ve koruyacağımıza dair söz verir, birkaç da şiir okuyarak ATATÜRK adına yılı kapatırdık. Bu 10 Kasımlarda ATATÜRK’Ü anlamadan andığımız, kaybının büyüklüğünü hissetmeden ağladığımız ve ilkeleriyle eserlerinin ağırlığını ölçmeden 10 Kasımlarda içi boş konuşmalar yaptığımız ya da söylediklerimizde hiç de içten davranmadığımız ortaya çıkmıştır.

Bu güne kadar ATATÜRK kimdir? Atatürkçülük nedir? Kim Atatürkçü ya da değildir? Sorularına cevaplar arar, tartışmaları bu çerçevede yapardık. Şimdi ATATÜRK ve Atatürkçülük çökertilmek için açıkça hedefe oturtulmuş, eserleri ilke ve hedefleri milletimizin hazmı bile dikkate alınmadan düşmanca tavırların muhatabı haline getirilmiştir. Onun aziz ve muhterem şahsiyeti her türlü karalama, yalan ve iftiraya açık hale getirilmiş; neredeyse ATATÜRK deyince zalim, diktatör, baskıcı ve kan dökücü biriymiş intibaı yaratacak kanaatler pervasızca ifade edilir hale gelmiştir.

Geçtiğimiz akşam bir büyük haber kanalında kendini tarihçi diye tanıtan biri “ ATATÜRK deyince aklıma Takrir-i sükûn geliyor” dedi. Hâlbuki milletimizin aklına ATATÜRK deyince İstiklâl savaşı, Cumhuriyet, devrimler, çağdaş medeniyet ve 20. Yüzyıla şekil veren antiemperyalist bir dünya lideri gelmektedir. ATATÜRK İlmi rehber, öğretmeni ise kurduğu Cumhuriyetin mirasçısı fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesilleri yetiştiren kişi olarak değerlendirmektedir. O “Benim hayatta yegâne övüncüm, servetim Türklük’ten başka bir şey değildir” diyerek beş bin yıllık bir geçmişi bulunan fakat ezilmiş, kendine güveni sarsılmış ve etkisizleştirilmiş bir millete kimlik ve kişilik kazandırarak onu milletler camiasında yeniden öne çıkarmış, geçmişiyle övünen, haliyle mutlu ve geleceğine güvenen bir millet olarak tarih sahnesine sürmüştür. Atatürk “ Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır” diyerek bu toprakların ezeli ve ebedi sahibinin Türk’ler olduğu gerçeğini dile getirmiş, bu topraklar üzerinde farklı rüyalar görenleri sarsarak uyandırmıştır. 1930 yılında verdiği bir beyanatla “ Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir” diyerek, istikbalde canlanması muhtemel lüzumsuz tartışmalara o günden çözüm getirmiştir.

Atatürk’ün en büyük eseri şüphesiz Türkiye Cumhuriyetidir. Kurduğu Türkiye Cumhuriyeti için “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen payidar olacaktır” diyerek ona ömür biçmeye çalışanları o günden ikaz etmiştir. Onun ölümsüz ilkeleri ise son yıllarda hedefe oturtulmasına rağmen hayatiyetinden hiçbir şey kaybetmeyen laiklik başta olmak üzere, milliyetçilik, devrimcilik, devletçilik, halkçılık ve cumhuriyetçiliktir. Bugün “Bir insan hem Müslüman hem laik olamaz” diyen biri şimdilerde başbakan olsa da şu gerçek herkes tarafından anlaşılmıştır ki “Halkı Müslüman olan bir ülkede laiklik olmadan demokrasi olamaz.” Atatürkçülüğü demokrasinin ve de İslâm’ın alternatifi haline getirme gayretleri de sosyolojinin gerçeklerleriyle bağdaşmadığından duvara çarparak geri dönecektir.

    Şu anda iktidar ATATÜRK’E ve Atatürkçülüğe iki ileri, bir geri stratejisiyle savaş açmış durumdadır. Toplumda tepki uyandıran adımlarından ricat etmekte, direnebileceği noktalarda ise yürüyüşünü kararlı bir şekilde sürdürmektedir. Mecliste son olarak ele alınan Büyükşehir Belediye kanunu ile son bir darbeye hazırlanmakta, Türkiye’nin idari yapısını ve üniter bütünlüğünü hedeflediğini göstermektedir. Bu kanunla ayrıca Türkiye Cumhuriyetinin mülki sistemi değiştirilerek “yönetim federalizmi” getirilmekte, 81 il tüzel kişilik kazanarak istikbaldeki bölünmelere altyapı oluşturulmaktadır. Şu anda başbakanın gevelediği “Başkanlık sisteminin” ve onu takip edecek federasyonun cumhuriyetimizi sonlandırılması amacı açıkça görülmektedir. Yeni anayasa çalışmalarında ise Türk milli varlığına karşı savaş açmış, anayasadan Türk kavramını çıkarmak için önemli bir kampanya başlatmıştır. Getirdiği tekliflerle Türk vatandaşlığı kavramını sulandırmak ve sonu nereye varacağı belli olmayan noktalara taşımaya gayret etmektedir. Ayrıca Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesine dayalı dış politika geleneğimiz büyük yara almış, çevremizde düşman olmadığımız komşumuz kalmamıştır.

Ne hazindir ki kurucusunun ATATÜRK olduğunu ikide bir iftiharla ifade eden Ana muhalefet partisi ise birçok konuda iktidar partisiyle aynı politikaları benimseme, bazı konularda ondan bile ileri gidebilmekte bir beis görmemektedir. Yeni anayasa çalışmalarında hem vatandaşlık tanımı konusunda, hem de milletvekilliği yemin teklifine yeni getirdiği şekille “Büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim” metninden “Büyük Türk milleti önünde” kısmını çıkarmış olması, bu partinin Atatürk’e ve onun ilke ve eserlerine ne kadar sadakat gösterdiğini ortaya koymuştur. Diğer yandan parti üs yöneticilerinin ve liderinin DERSİM ve Doğu politikalarındaki yaklaşımlarını da dikkate alırsak, bundan böyle 10 Kasımlarda ATATÜRK ve ATATÜRKÇÜLÜK ADINA ÇIĞLIK atmaktan başka bir seçenek kalmamaktadır.

Bu yazı toplam 988 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim