• BIST 82.363
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Bolu 7 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C

Çocuklar herşeye karışmaz

Mustafa Namdar

Aile içi otoritede evin tek hakimi erkek anlayışının egemen olduğu toplumlarda, sorunların çözümü, erkeğin iki dudağı arasından çıkan sözcüklere bağlıdır. Evin erkeği ne derse o olur. Kadın ekonomik olarak bağımlı olduğu erkeğinin beyninde “Saçı uzun” mantığı ile değerlendirilir. Emir komuta zincirinde kadın ve çocuklar emir ve istekleri yerine getiren halkaları oluşturur. Emre itaatsizlik halkaların kopması, dağılması demektir. Bu toplumun bireyleri böylesi davranışları geçmişte yaşadı, bazı bölgelerde halen de yaşamakta. Belki de bu davranışların yarattığı fırtınada en çok zararı, geleceğin teminatı dediğimiz çocuklarımız yaşıyor.

Onlar hep bir tarafta bırakılmışlardır. Onlar hep çocukturlar büyüklerin yanında konuşmazlar. Onların fiziksel değişim içinde oldukları görülse de, beyinsel olarak büyümediği, düşünce yeterliliği olmadığı kanaati vardır. Herşeye akılları ermez. Onlar aileyi bireysel olarak tamamlarlar ama, alınan kararlarda parmak işareti bile yapmaya hakları yoktur. Onlar çocuktur, boylarından büyük işlere karışmazlar, karışamazlar, karıştırılmazlar...

Oysa, ilköğretimden sonra devam ettiği ortaöğretim kurumlarında üç bilinmeyenli denklemi öğrenmediği için kınadığımız, elektriğin gücünü, gazın etkisini bilemediğinde ayıpladığımız, okuduğunu yorumlayıp anlatmasını, tarihini irdeleyip ders alınmasını öğütleyip beklediğimiz çocuklarımıza, aile toplantılarımızda tek kelime söylemelerine tahammül edemiyoruz. Bu durumun nedeni, eski bilgilerin yeniler yanında cılız kalması olabilir mi? Bunun nedeni, günümüzdeki yeniliklere ait taze bilgilerin bizim düşüncelerimizin önüne geçtiğinde, otoritenin zayıflayacağı endişesi olabilir mi?

“Boynuzun kulağı geçtiği” her kesim tarafından söylenir de, neden içinde bulunduğumuz ortamlarda böyle olduğu görülmez, anlamak mümkün değil.

Şu çok uzun aradan sonra başlatılan liselilerin arasındaki münazaraları, aileler, veliler de izleseler. Keşke iletişim kopukluğu nedeniyle oluşan dargınlıkların, kırgınlıkların, karmaşanın çözümünde, tartışmanın güzelliğini tüm öğrencilerimize gösterebilsek. Güzel sözün, tatlı dilin yılanı deliğinden çıkarabildiğini bir izlettirebilsek.

Deniyor ki, bu tür etkinliklerde olası bir kaza olursa ne olacak? Okulda, derste olması gereken bir öğrenciyi etkinliğin olacağı salona getirip götürürken, ya da salonda bir olumsuzluk olur da öğrencinin başına bir şey gelirse ne olacak?

Bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkün. O zaman akla gelen şu soruların cevabını nasıl vereceğiz? İlköğretimden yükseköğretime öğrencileri sporun her türü için sahalarda koştururken, bu riskler yok mu? Okul bahçesinde oynayan çocuğun herhangi bir kaza ile karşılaşma riski yok mu?

Öğrencileri bir yerden bir yere götürebilecek hemen her okulun aracı-gereci var. Bu konularda araç görevlendirilmesi onaya bağlanamaz mı? Okula kayıt olan her öğrencinin velisinden sosyal etkinliklere katılım için muvafakat alınamaz mı?

Milli bayramlarda, bir dizi etkinliklerde öğrencilerimizi dolgu malzemesi olarak salonlara, meydanlara götürüp bekletirken, bu kaygıları giderecek önlemler alınmıyor da, herşey oluruna mı bırakılıyor? Sınıf geçme sınav yönetmeliğinde yapılan değişikliklerle sosyal faaliyetlere katılımı teşvik için not verileceğini yönetmeliklere koyan düşünce, bu etkinliklerde olası bir kaza sonucu öğretmen, yönetici ve öğrenci için yapılması gerekenlerle ilgili bir düzenleme yapamaz mı?

Münazaralar: Kendini ifade etmeyi, toplum karşısında konuşmayı, ikna gücünü geliştirmeyi, savunduğu konu ile ilgili araştırma yapmayı, karşı teze karşı anında çürütebilme yeteneğini, beden dilini kullanmayı, düşündüğünü, savunduğunu anlatabilmeyi, ikna gücünü geliştirmeyi, savunduğu konu için gerekli araç gereci kullanma becerisini geliştirmeyi sağlıyorsa, o zaman, sahnede yarışan altı çocuğu dinleyenlerle dolu dolu olmalı salon.

Toplumun birbiriyle barışık olmasını istiyorsak, ne demek istediğimizi anlatabilmeliyiz. Dinlemeliyiz, konuşmalıyız, konuşanı dinlemesini bilmeliyiz.

22.04.2008

Bu yazı toplam 438 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim