• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Bolu 2 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -1 °C

ÇOCUKLARIMIZA İSİM KOYMAK

Hasan Dinç

 

Geçtiğimiz haftaki yazımda İslâm’a göre aile büyüklerinin (Anne ve baba) çocuklarına karşı görev ve sorumluluklarını yazarken asli görevler dışında kalan tali görevlerinden birinin de kaynaklara dayanarak güzel bir isim koymak olduğunu yazmıştım. Konu her yönüyle çok önemli olduğu için bu haftaki yazımı müstakil olarak bu konuya tahsis etmiş bulunuyorum.

Bu konuda daha önce Bolu GERÇEK gazetesinin 21 Şubat 2000 tarih ve 22. Sayısında “MİLLİ KİMLİK VE KİŞİ ADLARI” başlığıyla bir yazı yazmış ve konunun önemini dile getirmiştim. Biz Türk’ler her dönemde dini kimliğimizi milli kimliğimize tercih etmiş ve her iki kimliğimizi bir arada dengede tutarak yeni bir kimlik inşası konusunda hep başarısız olmuşuzdur. Bunun sonucu olarak kurduğumuz büyük devletler kısa sürede milli karakterden uzaklaşmış, yıkılmaya mahkûm olmuştur. Orta Asya’ da kurduğumuz çok büyük devletler bu akıbetten kendilerini kurtaramamışlardır. Uzun Çin tarihi içindeki Türk hanedanlıkların kısa süre içinde Çinlileşerek hâkimiyetlerini kaybetmelerinin gerçek sebebi budur. Ortadoğuda kurduğumuz Büyük Selçuklu Devletinin bir asır içinde Farslaşmasının, kurucuları Selçuk’un, Tuğrul’un, Çağrı’nın ve Alpaslan’ın kısa süre sonra torunlarının Keykubat, Keyhusrev ve Keykavus olmasının sebebi de budur. Bu acı akıbetten GÖKTÜRK hakanı Gül tekin (Gültigin) kağan dertlenmiş, yeni nesillere bu konuda nasihatlerde bulunarak hiç unutmamaları için dileklerini taşlara yazarak ORHUN ABİDELERİNİ diktirmiştir.

Türklerin İslâm dinini topluluklar halinde kabulü IX. yüzyıldan itibaren başlar. Yeni dinin heyecanı eski zafiyetlerimizin tekrar ortaya çıkmasına sebep olmuş, yeni dini kimliğimiz milli kimliğimizin unutulmasına zemin hazırlamıştır. Son ve ekmel din olan İslâm, kavmi ve milli kimliklerin özellikle yaşatılmasını isterken Araplar tarafından Arap yayılmacılığının aracı haline getirilmiş, inanç birliği olan İslâm Ümmeti fikrini kavimleri asimile ederek “Araplaştırma” şeklinde uygulamış ve bunda da başarılı olmuştur.

Kavimlerin başta dilleri olmak üzere milli renklerini oluşturan kavmi şahsiyetlerine din adına müsaade etmemiş, zaman içinde İslâm adına uydurdukları hükümlerle onların bu özelliklerini yitirmelerine ve Arap toplumunun kişiliksiz unsurları haline getirmişlerdir. “Dilleriniz ve renklerinizin farklılığı Allah’ın (C.C) ayetlerindendir” ilahi hükmü göz ardı edilerek Arapça hayatın bir parçası haline getirilmiş, hatta cennetin dili kabul edilerek Arapça “Allah’ın insanlarla konuştuğu dil” yani “Allah dili” olarak takdim edilmiştir.

Kişi adları da kavimlerin Araplaştırılması ve asimilasyonun önemli bir parçası olarak kullanılmıştır. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi “Çocuklarınıza güzel isim koyun” isteği istismar edilmiş, “güzel işimden” maksadın Arap ismi koymak olduğu telkin edilmiştir. Bu iş için toplumların içinden gönüllü görevliler de bulunmuş, işin dini bir vecibe olduğu yalanı toplumlara ince, ince zerk edilerek zamanla toplumların kendi milli benliklerini unutup Araplaşmalarına zemin hazırlamışlardır. Buna direnç gösteren milli şuur sahibi kimselerde “kafirlik” suçlamasına muhatap kalarak susturulmuşlar, masum ve korumasız kitlelere “İnsanlar öbür âlemde isimleriyle haşir olacaklar, adları Müslüman adı olmayanlar inanç ve amelleri ne olursa olsun cehenneme gideceklerdir” inancını insafsızca telkin etmişlerdir. Bu korkunç ve İslâm dışı telkinin etkisi altında kalan bütün anne ve babalar doğan çocuklarını cehennem azabından korumak için “Müslüman adı” diye nitelendirilen “Arapların kişi adlarını” kız ve erkek çocuklarına koyarak en azından vebalden kurtulma yolunu seçmişler, Arap asimilasyonunun dişlileri arasında yok olmak yolunu tercih etmişlerdir.

Mukaddes dinimiz mensuplarında cennete gitmek için iman ve ameli öne çıkarırken bu maksatlı Araplaştırma politikasını İslâmlaştırmanın önüne koyanlar ve onlara alet olan gafiller, bunun tam aksini söyleyerek cennete gitmek için kişinin adını esas haline getirerek dinimizi de asimilasyoncu siyasal amaçlarına alet etmişlerdir.

Onlara göre “Güzel isim” Ömer’dir, Osman’dır, Ali’dir, Hasan’dır, Talha’dır. Âmine, Ayşe, Hatice Havva’dır. Ya da Kur’an’da ismi zikredilen Peygamber adlarıdır. Davut, Musa, İsa, Nuh, Üzeyir, Yakup gibi. Veya Yine dini metinlerdeki bazı kelimelerdir. Yukarıdaki isimler ve daha niceleri İslâm dininin yayılmasında büyük hizmetleri olan kişilerdir. Peygamberler ise bu değerlendirmelerin elbette dışında olup Allah’ın (C.C) görevlendirdiği kişilerdir.

Mesela Hz. Ömer’i ele alalım. Ömer İslâm adı değil Arap adıdır. Doğduğunda kendisine ataları tarafından verilen adıdır. Hatta Müslüman oluncaya kadar Müslümanların en büyük düşmanları arasındadır. Öyleyse bu adın İslâm’la bir ilgisi yoktur. Diğerleri gibi Ömer adının İslâm’la ilgisi Hz. Ömer’in İslam’la müşerref olduktan sonraki bu dine ölçüsüz katkılarından dolayıdır.  Peygamberlerin adı ise kuşkusuz hepsi birer Yahudi adıdır.

İnsanlar Hz. Ömer’in adına değil iman ve ameline yönelmelidir. Adı Ömer olup da Hz. Ömer’in yoluna nice diken dökenler mevcuttur. Hatta adı Muhammed olduğu halde Hz. Muhammed’e düşmanlıkta Ebu Cehil’e taş çıkartanlar tarih içinde çok görülmüştür. Kur’an’da adı zikredilen bazı peygamberlerin isimleri Müslümanlar gibi Hıristiyanların ve Musevilerin çocuklarına verdikleri ortak isimlerdir. Bizim Davut dediklerimize onlar David, bizim Yusuf dediklerimize onlar jozep, bizim Havva dediklerimize onlar Eva demektedirler. Bu isimleri onlar da kullanıyorlar diye iman ve amellerine bakılmadan bunlar da cennete girecekler mi sorusu onların yanılgısı olmaz mı? Öyleyse kimse adıyla cennet kapısını açamaz. Kimse adı Davut’tur, Musa’dır, Üzeyir’dir diye cennete buyur edilmez, Edilemez. Kaptan Kusto’da Müslüman olduktan sonra adını değiştirmediği için cennet kapısından geri çevrilemez.

Örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Öyleyse dinimizin “Çocuklarınıza güzel isimler veriniz” şeklindeki tavsiyesi yukarıdaki Arap asimilasyonuna zemin hazırlayacak şekilde değil, toplumda yanlış yorumlara sebep olacak isimlerden uzak durun şeklinde anlaşılmalıdır. Mesela Yezit adı, Veled adı bu şekilde anlamları zaman içinde kirlenmiş ve yanlış anlaşılmalara müsait isimlerdir. Yezit ismi Arapça “ziyadelenmiş” anlamında olup Kerbela olayına kadar güzel isimlerdendi. Ne zaman ki Kerbela olayı gerçekleşti, Hz. Hüseyin ve Peygamber soyuna vahşet uygulandı. O zamandan beri Yezit lanetlenmiş bir isim olup bütün ana ve babalar bu isimden uzak durmuşlardır. Veled imside Arapça “oğul” demektir. Mevlâna’nın büyük oğlunun da adıdır. Zaman içinde kelime anlam değiştirip “babasız çocuk” anlamına geldiği günden bu yana bu isim çocuklara verilen isim olmaktan çıkıp hakaret için kullanılmaya başlanmıştır. Yani kısaca insanın adı Hasan olmakla kişi “güzel”olmaz, Tayyip olmakla “temiz”, Seyfullah olmakla “Allah’ın kılıcı” olmaz. Belki de Allah’ın (C.C) dinine kılıç çekenlerin arasında adı  Seyfullah olan birçok kafir vardır.

Biz bu konularda gerekli titizliği göstermeyen milletlerin başında geliyoruz. Tarih içinde bunun defaatle büyük cezalarını görmüş, yok olmakla karşı karşıya kalmış olmamıza rağmen aynı yolda yürümeye devam ediyoruz. Atalarımızın güzel isimlerini çocuklarımızda yaşatmak din ve inancımıza leke getirmez ama milletimizin ebediyen varlığını sürdürmesine sigorta olabilir. Arapça konuşmaya özen gösterip, çocuklarına Arap isimlerini vermekle cennete girilmez ama milli kimliğimizi muhafaza edememek suretiyle cehenneme gidebiliriz.      

            

Bu yazı toplam 1925 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim