• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Bolu -1 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 0 °C

ÇOCUKLUĞUMU YAŞAR GİBİ

Mustafa Namdar

İnsanların yaşları ne olursa olsun, geçmişe yönelik yaşadıklarından belli kesitler saklıdır belleklerinin bir köşesinde. Yaşamı, onlarla renklendirmeye çalışırlar. Akla geldikçe ah ah ne günlerdi o günler diye özlemlerini dile getirirler. Ya da geçmişin yanlışlarında yaşadıkları yanlışlıkların pişmanlıklarıyla, etrafta nasihatlarda bulunarak rahatlamaya çalışırlar. “Çocukluk işte! Kendi aklımızın kumanda üstünlüğü olan ağabeylerin yaptıkları örnek alınır. Bilinçli bilinçsiz uygulamaya konarak mahallede kahraman edasıyla dolaşılırdı.”
Şimdi dünya koşulları değişti. Eski düşünceler yenilerin gölgesinde kaldı. Elde baştan, yenilerin kulvarında koşma olanağı yok. Ciğerinizdeki nefesiniz yetse, ayaklarınızdaki dermansızlık frenliyor hareketlerinizi. Ne düşünsel ne de fiziksel, gençler sanki bir adım önde… Ne var ki; onların öncü olmada kazandıkları becerilerini, yaşadığımız tecrübelerle harmanlayarak olayları değerlendirelim diyemiyor, dizimizin dibine oturtup “hey evlat ne istiyorsunuz?” diyemiyoruz…
Çocukluğumu yaşar gibiyim. Mahallenin ağabeylerinden gördüklerimizi yaşatma yarışında olurduk. “Sokağınızdan tanımadığınız bir çocuk aynı gün birkaç kere geçti mi üçüncüde önü kesilir, neden geçiyorsunuz” sorgulaması yapılırdı. Mahalle namusunu koruma adına. Mahalle kavgaları, taşlı muharebeler şeklinde olurdu. Akpınar Mahallesi çocukları ile Tatarlar Sokağı çocuklarıyla Hisar Tepesi'ne kadar sahip olma savaşı. Aynı şekilde Karaçayır, Karamanlı ve diğer mahalleler arasında. Ağabeylerin bıraktığı bir miras gibi gelenek… Nedenini, niçinini sorgulanamayan düşmanlık tohumlarını yeşertme mücadelesi. Delikanlılık döneminin dik başlılığında uzun süre devam etti bu taraf olma kırgınlıkları. Sonra ne oldu? Mahalle ayrımcılığının önüne geçti önce ilçeler arası sonra da iller arası hemşehrilik tarafgirliği. Sonra aynı okulun sıraları paylaşıldı. Bayramlar sevincimiz, kıvancımız, felaketler, acılar paylaşarak unutmaya çalıştığımız olaylar oldu…
Son dönemlerde çocukluğumu yaşar gibiyim. Piramidin tepe noktasında başlayan kavgalar, yer çekiminin cazibesiyle bomba gibi düşüyor tabana. Sadece düşünceler yara almıyor. Zaman zaman kan akıyor, zaman zaman da can yongalarımız yitiriliyor. Kendi içimizde taraf oluyor, senden benden ayrımcılığı ile ulusça güven erozyonuna uğratılarak tutacak dost el bulmakta zorlanıyoruz…
İşte demokrasilerin vazgeçilmezi seçimlere ait takvim belirginleşmeye başladı. Aynı ideolojiyi paylaşanlar arasında bile gün yüzüne çıkmaya başladı kaç çatmalar. Ortak akıl sadece söylemlerde var. Kavga, kırgınlık, taraf olup bölünmek sanki yaşam reçetemiz. Kavga etmeden yaşayamıyoruz gibi. Tamam mı devam mı? Ey yönetenler, yöneticiler ne diyorsunuz? Barış içinde kardeşlik ve sevgi tohumlarını yeşertmek mi diken tohumlarını sulamaya devam mı?..

Bu yazı toplam 440 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim