• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 18 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 21 °C

CUMHURİYETİMİZİN MİLLETLEŞME KONUSUNDAKİ DEV ADIMI

Hasan Dinç

 

Osmanlı imparatorluğu her ne kadar Türkler tarafından kurulmuşsa da savaşlar sonunda kazanılan topraklardaki yerli kavimler dikkate alındığında bir kavimler topluluğundan başka bir şey değildir. Sadece bir yönetim etrafında toplanılmış olmasının dışında bu toplulukları bir arada tutacak hiçbir birleştirici yoktur. Irklar ve renkler ayrı, dinler ve mezhepler ayrı, diller ve kültürler ise tamamen farklı idi. Bayramlar ve matemler bile ayrı zamanlara tesadüf ederdi. Osmanlı bu farklılıkları ve ayrılıkları giderecek hiçbir çalışma yapmadığı gibi takip etmekte olduğu politikalarla bu ayrılıkların daha da güçlenerek yaşamasına izin veriyordu. Devletin içte ve dışta gücünü muhafaza ettiği dönemlerde bu farklılıkların devletin varlık ve bütünlüğüne tehdit oluşturmadığı görülürken, XIX. Yüzyıldan itibaren imparatorluğu yıkılışa ve çöküşe götüren en önemli sebebin bu rahimde büyüdüğü fark edilecektir.

Farklı toplumları bile ortak hedeflerde birleştiren en önemli unsur şüphesiz eğitim hayatını bu doğrultuda tanzim etmektir. Osmanlı imparatorluğunda ise eğitim hayatı başlangıcından beri medreselerde yapılmakta idi. Medreseler ilk dönemlerde ciddi eğitim faaliyetleri içinde iken zamanla ve bilhassa XVI. Yüzyıldan sonra hem ilmi hem de itikadı kişiliğini kaybetmiş, Yavuz’un Mısır’dan getirdiği ulema takımı geleneksel yapıyı bozarak İslâm’ın Anadolu yapısını işlemez hale getirmiş, Selefi anlayışı egemen kılmıştır. Bunun dışında Osmanlıda bir eğitim kurumu daha vardır ki bu tamamen devletin kontrolünde olup amacı yönetici yetiştirmektir. Enderun denilen bu saray okuluna ancak devşirme yoluyla gelmiş olanlar kabul ediliyor, okula Türklerin girmesi ise yasaklanıyordu.

Osmanlı Batı karşısında ciddi yenilgiler almaya başlayınca XVIII. Yüzyıldan itibaren askeri okullar açarak buralarda modern eğitim alan subaylar yetiştirmeye başladı. Kara, deniz ve topçu subayları ile ordusunu modernleştirmeye gayret etti ise de bu kurumlar taassup içine gömülmüş olan dini kurumlardan tasvip görmedi. XIX: yüzyıldan itibaren ve bilhassa Tanzimat’tan sonra Osmanlıda bir okullaşma dönemi başladı. İmparatorluk içindeki her kavim çocuklarına kendi açtığı okullarda eğitim verdi. Dillerini, kültürlerini yeni nesillere aktardı. Bunun dışında başta İngilizler olmak üzere Almanlar, Fransızlar, Amerikalılar imparatorluk içinde okullar açma ve eğitim imtiyazları aldılar. Açtıkları bu okullarda azınlıkların çocuklarını isyan duygularıyla ve milliyet hisleriyle yetiştirdiler. Osmanlıdan ayrılan bütün milletlerin ayrı devlet kurma teşkilatlanmaları bu okullardan mezun olan öğrenciler tarafından gerçekleştirilmiştir.

Batı örneklerine uygun olarak aynı yüzyılda Osmanlı da kendi okullarını da açmaya başladı. Bu dönemde yine medreseler eğitim faaliyetlerine devam ediyordu. Böylece Osmanlının kurucu asli unsuru olan Türklerde birbirlerine yabancılaşmış ve adeta birbirine düşmanlaşmış ikili bir yapı oluşmuştu. XX. Yüzyılın başlarındaki o hengâmeli dönem bu yapıyla aşılmaya çalışıldı. Kısa sürede

bütünüyle Balkanlar, Kuzey Afrika, Ortadoğu elimizden çıktı. Anadolu bile işgal edildi. İstiklal savaşından sonra kurulan cumhuriyetin ilk ele aldığı konu şüphesiz milletleşme sürecinde oynadığı önemli role binaen eğitim hayatına el atmak oldu.

İstiklal savaşı sırasında bile eğitimde birlik konusu savaşın liderleri tarafından sıkça dile getiriliyordu. Savaş zaferle noktalanıp cumhuriyet ilân edilince ilk olarak her ileri harekete ayak bağı olan ve milletleşme sürecinde gösterdiği dirençle kendi ölüm fermanını hazırlamış

olan medreselerin kapatılmasına sıra gelmişti. Bu iş için hiç vakit kaybetmeye gerek yoktu. Yeni Cumhuriyet en büyük adımını atıyor, Tevhid-i Tedrisat Kanununu (eğitimi birleştirme)  gündeme getiriyordu. 3 Mart 1924 günü Milli Eğitim Bakanı Vasıf Bey 57 arkadaşıyla birlikte TBMM kanun tasarısını sundu. 7 maddeden oluşan bu dev kanunun gerekçesindeki bir cümle esas maksadı ortaya koyuyor, hedefini açıklıyordu. Bu cümle “Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder.” şeklinde ifade edilmiştir.

Milletleşme sürecinde cumhuriyetin dev adımı kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanununun 1. Maddesi “Türkiye dâhilinde bütün müessasatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekâletine merbuttur” denilmektedir. Bugünkü ifadesiyle “Türkiye’deki  bütün ilim ve eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır” anlamındadır. Kanunun önemli 4. Maddesi ise “Maarif Vekâleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere darülfünunda bir ilahiyat fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifası vazifesi ile mükellef memurların yetişmesi için ayrı mektep küşat edecektir.” İfadesi yer almaktadır. Yine bugünkü ifade ile bu hükümde “ Milli Eğitim Bakanlığı yüksek din uzmanları yetiştirmek üzere İstanbul Üniversitesinde bir İlahiyat Fakültesi kuracak, imam ve vaiz gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesiyle görevli memurların yetişmesi için ayrı okul açacaktır” hükmü bulunmaktadır.

Tevhid-i Tedrisat kanunu 3 Mart 1924 günü yasalaşmıştır. Bu kanunun genişlemesine hedefleri açıklanması gerekirse şu beş esas ortaya çıkar.

1-Ülkedeki tüm yerli ve yabancı okulların Milli Eğitim Bakanlığına bağlanması,

2-Tüm vatandaşlara aynı eğitim verilerek aynı fikir ve düşüncede insanların yetiştirilmesi,

3-Kız ve erkek tüm öğrencilerin eğitim görmesini sağlamak,

4-Eğitim ve öğretimin çağdaş ve bilimsel hale getirilmesi ve

5-Azınlık ve yabancı okulların dini ve siyasi nitelikli eğitim yapmalarının önüne geçilmesi.

 

Görüldüğü üzere Tevhid-i Tedrisat Kanunu kısa fakat münderecatı çok geniş bir kanundur. Milletleşme sürecinde ise dev bir adımdır. O nedenle cumhuriyet döneminde yapılan iki müdahalede bile (27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980) bu kanuna dokunulmadığı gibi, yapılan yeni anayasalarla koruma altına alınmış, İnkılâp yasaları adı altında dokunulmazlık zırhına büründürülmüştür.

Çok partili döneme geçildiğinden bu yana kanun metnine dokunulmadı ama hedeflerinden taviz verildiği bir gerçektir. Günümüzde milletleşmememizin en önemli sebeplerinden biri işte kanundan verilen bu tavizlerdir. Bugün toplumda his, heyecan, duygu farklılığı oluşmuş, toplumsal değerlerimizde derin yarıklar ortaya çıkmışsa ve milli hayatımızda kopma noktasına gelen esnemeler görülüyorsa bunda siyasilerin konuya yeteri  kadar hassasiyet duymamalarının vebali görülmektedir. Son 14 yılda milli birliğimizi hedef alan uygulamalar artmış, toplum tekrar bölünme noktasına doğru hızla yaklaşmışsa bu günümüz iktidarının konuya şaşı bakmasının ötesinde cumhuriyetimize ve onun değerlerine savaş açmasından ve cumhuriyetimizin korumasız konuma düşmesindendir. Diyanet İşleri Başkanının medreselerin tekrar ihya edilmesini istemesi, terör sebepliymiş gibi gösterilmeye çalışılsa da gerçekte cumhuriyete açılmış yüksek dereceli savaşın ilânından başka bir şey değildir.

Cumhuriyetin okullarında bir cumhuriyet neferi olarak yetişen ben bu savaşa cumhuriyet yanında gönüllü olarak katılmaya hazırım. Cumhuriyete savaş açanları da geri dönülmez bir karar içinde görüyorum. Gemileri yaktıkları her söz ve hareketlerinde görülmektedir. O nedenle onları “ayağınızı denk alın” gibi sıradan bir ikaz cümlesiyle uyarmaya da lüzum görmüyorum. Hiç kimse bulunduğu taraftan yarın “Çok pişmanım” dememelidir. 

Bu yazı toplam 1457 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim