• BIST 97.533
  • Altın 145,687
  • Dolar 3,5750
  • Euro 3,9909
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C

Değişmek mi, başkalaşmak mı?

Mustafa Öz

Değişme, eskinin yerine başka bir şey koyma anlamına geliyor. İnsanlar aldıkları eğitim, yaşam alışkanlıkları gereği kolay kolay değişime başvurmazlar.

Özellikle toplumsal kurallar, örf ve adetlerde değişim çok yavaş olur veya hiç olmaz.

Değişimin belirtisi çoğu kez gelişimdir. Gelişmek toplumsal hayatın bir gerçeğidir. Özellikle bilim ve aklın önderliğinde ortaya çıkan sonuçlar, değişimi zorunlu kılar. Her toplumun, her milletin ortak kültürü, ortak inançlarında değişim toplumu BAŞKALAŞTIRIR, kendi olmaktan çıkarır.

Osmanlının son döneminde, batılaşma ve batıcılık tartışmaları damgasını vurmuştur. Dönemin aydınları, Osmanlı'nın bilim ve teknikte geri kalmasına karşı, batının bilim ve teknolojisini örnek almaları gerekirken; batının kültür ve etnoğrafik özelliklerini almayı ve topluma kabul ettirmeyi gelişme ve değişme olarak propaganda ediyorlardır.

O dönemde toplumun iç dinamiklerini bilen, ona saygı duyan diğer aydınlar ise, özümüzü kaybetmeden bilim ve aklı ön plana alarak, değişip gelişebileceğimizi anlatıyorlardı. Bu düşüncede olanlar GERİCİ, MUHAFAZAKÂR, YOBAZ olarak nitelendiriliyordu. Bu tartışmalar Cumhuriyet döneminde de devam etti. İthal fikirleri, ithal yaşamı kendilerine örnek alan aydınlar toplumsal değerleri, inançları hiçe sayarak hep değişimden (başkalaşımdan) dem vuruyorlar. Karşılarındaki insanları ise çok da etik olmayan bir şekilde eleştirmeye tabi tutuyorlardı.

BUGÜN DURUM NE?

Günümüzde roller değişti. Dün değişimi (başkalaşımı) kendilerine hayat felsefesi yapan Batıcıların yanına, bugün adlarını “demokratik muhafazakâr” koyanlara da katıldı. Bugünün değişimcileri: dünün devşirme devrimcisi iken, bugünün değişimcileri: şimdi LİBOŞLAŞANLAR, dünün batı karşıtı Osmanlıcı ve Panislamizmi savunan bugün İslamcıları Demokrat olduklarını ilan eden ve beyinleri ile midelerine ne bulursan sokan TÜRBAN takıntısı hariç, her şeye gel geç diyen başkalaşanlar. Bunlar başkalaşımda o kadar işi abarttılar ki, inançlı görünüp adaletsizliğe, kak deyip haksızlığa, garip guruba deyip malı götürmeye bayılıyorlar. Bu durumu ise değişim olarak sayıyorlar. Bunların dışında İslam kılıfı içlerinde taklitçilik, teslimiyet var. Dillerinde ise değişim var.
Oysa değişim iç dinamiklerde bilim ve aklın, inançların önderliğinde yapılır. Bunlar sadece inançları KİME yapıp milleti kandırıyorlar. Ayrıca toplumun büyük kesimlerini kullanmak için olabildiğince muhafazakârlığa yönlendirirken, onlar ABDESTLİ KAPİTELİZMLE yeni bir sınıf oluşturuyorlar. Toplumu da bir gölge oyunu ile oynatıp malı götürüyorlar. Bunların dışındaki o sahte İslamcı kılıfı alın ne pislikleri göreceksiniz!

OKULLAR AÇILDI

Toplumu yücelten en temel öğe eğitimdir. Bireylerini iyi eğitilmiş, yetiştirilmiş milletlerin gelişmesi, zenginleşmesi kaçınılmaz olmaktadır. Cumhuriyetin kendine hedef seçtiği üç ana unsur CAHİLLİK, FUKARALIK, GERİ KALMIŞLIKTIR. Bu üç temel toplumsal sorunu aşmanın yolu olarak eğitim ve öğretime önem vermiştir. 86 yıllık Cumhuriyet dönemi, maalesef adını MİİLİ EĞİTİM koyduğu bu kulvarda istenen sonucu alamamıştır. Toplumun %20'si hala okur-yazar değil. Milyonlarca insanımız uygun olmayan şartlarda eğitim ve öğretim görmektedir. Eğitim ve öğretimin kalitesi yetersizdir. Liseyi bitiren gençlerin çoğu temel bilgilerden yoksun, kendini dahi ifade edecek donanıma sahip değildir. Eğitimin temel öğesi öğretmenlerimiz, pedagojik formasyona göre yetiştirilmediği gibi sayılar da yetersizdir. Maddi ve manevi yönden ihmal edilmiş durumdadırlar. Ayrıca milli eğitim politikasızlığın kurbanı olmuştur. Adı milli olmasına rağmen, içine ne bulundu ise konmuş ne milli vasfı kalmış, ne de eğitim vasfı. Siyaset kurumu her yere olduğu gibi, milli eğitime de elini atmış onun adamı, bunun adamı ile sürekli gel-git yapan bir hale gelmiştir. Öğrenciler ne velilerince ne de okullarınca tam bir rehabilitasyona ve motivasyona tabi tutulmadıkları için, okullarda kötü alışkanlıklar, çeteleşme, yüz kızartıcı suça iştirakler artmış, cinsel suçlarda dâhil ciddi sorunlar oluşmuştur. Bu duruma okul dışında devam edilen dershane faaliyetleri de eklenince, her şey zıvanasından çıkmaya başlamıştır. Yetkililerin geleceğimizin teminatı gençleri, çocuklarımızın durumlarını ciddi olarak sosyolojik bir incelemeye ve rehabilitasyona tabi tutmaları gerekmektedir.

Aileler gözbebeği yavrularını maddi yetersizliklerden dolayı okula gönderemezken, bazı çocuklar ise lüks ve safahat içinde yüzmekte. Toplum temelinde çatlamalar olmaktadır. Son yıllarda toplumdaki bozulma ve çözülme TÜH VAH demekle düzelecek bir hal olmaktan çıkmıştır.

Üniversiteler de öğretime başladı, oradaki dert daha da acıtıcı. Onu da başka bir yazıda inşallah değerlendireceğim. Yeni eğitim ve öğretim yılı hayırlı olsun.

02.10.2009

Bu yazı toplam 610 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim