• BIST 1.010
  • Altın 485,760
  • Dolar 7,3230
  • Euro 8,6530
  • Bolu 30 °C
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 32 °C

DEMEK Kİ HAKLIYIM

Hasan Dinç

 

8 Eylül 2019 tarihinde (Bolu Gündem Gazetesinde)  30 Ağustos Zafer Bayramımız nedeniyle bir yazı yazmış, camilerimizde bu günle ilgili okunan hutbelerde Mustafa Kemal ATATÜRK’E yer vermeyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a hitap ederek “SİZ KİMİ VE NEYİ TEMSİL EDİYORSANIZ, ALLAH BENİ ONDAN UZAK ETSİN” demiştim. Zaman geçtikçe bunu söylemekte biraz acele mi ettim? Diye kendi kendime hayıflanır olmuştum. Zaman benim haklılığımı ve sözümün doğruluğunu kanıtladı.

Danıştayın olumlu kararı sonrasında yeniden ibadete açılan AYSOFYA CAMİ-İ KEBİR’ DE Cuma namazı kılındı. 24 Temmuz 2020 tarihinde kılınan bu Cuma namazını Ali Erbaş kıldırdı. Cuma hutbesini de o okudu. Hutbede hazırlanan metnin dışına çıkarak “Fatih Sultan Mehmet AYASOFYA’YI cami olması için vakfetti. Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır. Dokunanı yakar, vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar”  eklemesini yaptı. Bu ekleme herkes tarafından açıkça ATATÜRK’E lanet okuduğu şeklinde anlaşıldı. Bu sözün anlaşıldığı anlamda ATATÜRK için söylenilmediğini yazılı olarak ifade etse de bu lanetin muhatabının ATATÜRK olduğu gün kadar açıktır. Profesör unvanınla Diyanet İşleri Başkanı olacaksın, sonra da söylemek istediğini anlatamayacaksın. Onun da ötesinde dediğini tam anlayanları da sözlerini anlamamakla ve çarpıtmakla itham edeceksin. Kendi günahkârlığını başkalarını suçlayarak kapatmaya çalışacaksın. Bu durumu ilmi kifayetinle bir kere daha düşünmelisin.

Ayasofya 27 Kasım 537 tarihinde Bizans İmparatoru Jüstünyanus Tarafından yaptırılarak kilise olarak ibadete açılmıştır. Tam 916 sene kilise olarak kullanılmıştır. 29 Mayıs 1453 tarihinde şehir, ceddimiz Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilince 1 Haziran Cuma günü yani fetihten üç gün sonra cami olarak ibadete açılmış, ilk Cuma namazı kılınmıştır. İlk namazı Fatih bizzat kıldırmış, hutbeyi de Akşemseddin Hazretleri okumuştur. Fatih Sultan Mehmet O günün savaş hukukuna göre şehirde yaptırabileceği birçok şeyden vazgeçmiş ve şehir halkını azat etmiştir. Şehir savaş sonucu alındığı için halkı kâmilen kılıçtan geçirilebilirdi, yapmadı. Halkın tümünü köle yapabilirdi, yapmadı. Şehri, süresini kendisinin tayin edeceği bir müddet yağma ettirebilirdi, yapmadı. Halkını din değiştirmeye zorlayabilirdi, yapmadı. Halkının tümünü göçe zorlayabilirdi, yapmadı. Şehre girdikten sonra atını Ayasofya’ya sürmüş, korkudan bu mabette toplanan halka “Korkmayınız, Bundan böyle malınız, canınız, namusunuz ve inançlarınız bana emanettir.” Demiş, halkı hiç beklemedikleri bir şekilde serbest bırakmış, hürriyetlerini kendilerine iade etmiştir. Ortodoks patrikhanesini tanımış, devletinin bir kurumu haline getirmiştir. Bizans’ın kendilerinden esirgediği din hürriyetini o günün azınlıkları sayılan Ermeni ve Bulgar kiliselerinin kurulmasını sağlamış, onların bağımsız patrikhanelerine hukuki statü tanımıştır. Fatih Sultan Mehmet Savaş hukukunun kendine tanıdığı bir hakkı kullanmış ve AYASOFYA kilisesini camiye tahvil etmiş ve kurduğu vakıfla onun bu statüsünün ebet müddet devamını istemiştir. İlk Cuma hutbesini okuyan Akşemseddin Hazretleri Fatih’in getirdiği ve günümüzde bile insanlığın ulaşamadığı geniş anlayışı İslâmi kalıplara dökmüş, yeni bir medeniyetin kapılarını bütün insanlığa hediye etmiştir. Bırakınız Müslümanlar arasındaki mezhep ve tarikat farklılıklarından kaynaklanan ayrılıkları Hıristiyan, Yahudi ve diğer inançları kucaklayarak insanlığın muhtaç olduğu yüksek anlayış ve adaleti kurarak yeni bir sistemi devreye sokmuştur. Fatih Sultan Mehmet’in büyüklüğü, bir şehri fethetmesinden ve zamanının bütün ilimlerini ve tekniğini uhdesinde toplamasından ziyade, insanların muhtaç olduğu bu gönülleri fethetmesinden gelmektedir. Bugün Amerika dünyanın en büyüğü ve en zengini olmasına rağmen insanlığın nefretine muhatap olması, ceddimiz Fatih’in bu anlayışına ulaşamamasından, girdiği her yerde ve coğrafyada kan ve gözyaşı bırakarak terk etmesinden kaynaklanmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet’in açtığı o altın çağ, evlatlarının onun geniş idrak ve anlayışına sahip olamaması, cahiliyete ve zorbalığa yenik düşmesiyle beklenen sona geldi ve 1919 da İstanbul’un işgal edilmesine engel olamadı. Böylece Fatih’in vakfiyesi bu işgalle hükmünü yitirdi. İstanbul bu yeni işgalden Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun kahraman askerleri tarafından 1924 tarihinde kurtulmuş, yeni Fatihinin üzerindeki hakları dikkate alınarak ve cumhuriyetin tasarrufuna uygun olarak müze olarak kullanılmıştır.

Çoğumuz henüz şu gerçeğin idrakinde değiliz. Cumhuriyet Osmanlının devamı değildir. Osmanlı da Selçuklu’nun bir devamı değildir. Osmanlı bir hanedan ve aile devletidir. Selçuklu da öyledir. Ama Türkiye cumhuriyeti bir milli devlettir ve sahibi Türk milletidir. Yönetimine Türk milletinin iradesi hâkimdir. O nedenle “Hakimiyyet kayıtsız şartsız milletindir”hükmü, kuruluşunun temelini oluşturur. Devletin tapusunda 83 milyonun eşit hakkı bulunmaktadır.Kendisini hâlâ Osmanlı’nın bir uzantısı olduğunu zanneden tarihten ve zamandan gaflet içinde bulunanlar, millet iradesinin sert duvarlarına çarptığında uyanacaklardır.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusunu hedef almış her girişim Türk milletinin göğsünde sönecektir. Türk milleti hem devletine, hem de cumhuriyetine sahip çıkacaktır. Türk milleti hanedanın kulu olmaktan Allah’ın kulu olmaya, reaya olmaktan hür insan olmaya, üzerinde yaşadığı Anadolu da hanedanın tapulu mülkü olmaktan mübarek vatan olmaya kurduğu cumhuriyetle kavuşmuştur. Bunun geri dönüşü yoktur. Ben bir Müslüman Türk’üm. Okuduğum dini kaynaklar beni böyle olmaya sevk etmektedir. Kimsenin kendisine göre şekillendirdiği ve adına Müslümanlık dediği din beni ilgilendirmemektedir. Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığını kurarken ona “Laiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi” sağlayacak bir görev alanı tayin etmiştir. Kuruluş kanununda da bu ilkeyi silinmez bir şekilde kazımıştır.

Ali Erbaş! Sesinizin tonu ve yüzünüzdeki sert ifade bir din adamının ihtiyacı olan yumuşak görünümden ziyade, kavgacı bir ideologa daha çok benzemektedir. Göreve geldiğiniz günden beri Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’E dair takıntınıza daha uygun düşmektedir. Bu takıntınızın ATATÜRK’TEN ziyade sizin bir özrünüzden kaynaklandığı aşikârdır. Bu özrünüzün kaynağını bilemem, Ancak arif olan milletim bu özrünüzü çoktan çözmüştür. Bu çözümlemede ATATÜRK’ÜN şu sözü ufkumuza ışık tutmuştur. “Efendiler! Sırası gelmişken milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağın adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın.” Cumhuriyetimizin başlangıcındaki bu hassasiyetin zamanla aşındığını görmek ve Osmanlı’nın çöküşünün önemli sebeplerinden biri olan bu geleneğini hayata tekrar geçirmek isteyenlere geçit verilmemesi dileğiyle.

Not: Bu yazı 27 Temmuz Pazar günü yayınlanmak için yazılmasına rağmen gazeteyle iletişim kurulamaması nedeniyle bugün yayına sunulmuştur. Okuyucularımın bilgisine saygılarımla.

 

Bu yazı toplam 2489 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim