• BIST 99.028
  • Altın 281,256
  • Dolar 5,8739
  • Euro 6,4829
  • Bolu 11 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C

Demokrasi bir tahammül rejimidir

Yüksel Gültekin

Demokrasi bir tahammül rejimidir, tahakküm değil. Demokrasiyi demokrasi yapan, herkesin toplumda farklı fikirlere sahip olması, fakat farklı fikirlere sahip insanların birbirlerine tahammül göstermesidir.

Evet, emekli edebiyat öğretmeni Ünal Hocam. Demokrasinin bu tarifini yaptıktan sonra, gelelim esas dersimize. 16 Mart 2009 tarihinde yaptığınız programda, “Sevgili Bolulular, yarın akşam üniversiteden yapacağımız, Belediye Başkan adaylarının katılacağı programa hepinizi davet ediyorum” dediniz. Ben de sizi ciddiye alıp, 17 Mart 2009 tarihinde arabama binip üniversitenin Pembe Salonu’ndaki toplantıya geldim. Buraya kadar herşey normal. Aslında salonda bulunanların, adaylara soru soracağı bölüme kadar herşey normal.

Fakat adaylara salonda bulunan seyircilerin soru soracakları bölüme gelinince, işte kıyamet koptu. Önce programı sunan Ünal Hoca, bir yarım saat soru nasıl sorulur, soru soracak konuk nasıl terbiye edilir, bunun üzerine konuştu. O konuştukça, onun adına yerin dibine girdim. O konuştukça, demokrasi adına yerin dibine girdim. O konuştukça, kendime ve salonda soru sormaya niyetlenen diğer konuklara hakaret edildiğini düşünerek yerin dibine girdim.

Be hocam, madem bu işi beceremeyeceksin, madem bu işi raconuna göre yapamayacaksın, ne işin var orada? Hem böylesi iddialı bir programı yapmaya heves ediyorsun, hem de yeterli donanımın yok. Olmaz. Unutma Hoca, demokrasi bir terbiye rejimi değil, bir tahammül rejimidir. Soru soran vatandaşa tahammülün yoksa, ne işin var orada? Hem seçime sen girmiyorsun ki, adaylar giriyor. Bu kollamacılık, kayırmacılık ayıp değil mi? Ha, suç sende değil tabi. Seni ciddiye alıp, senin öğretmenlik vasfına da itimat edip, adil, tarafsız ve demokrat bir program yapacağını ümit ederek, benzin yakıp arabasıyla üniversiteye giden bende.

Bak şimdi. Ben buradan senin ikide bir sözümü keserek sordurmadığın soru ile Tanju Özcan’a soracağım soruyu soruyorum. Eğer tarafsızsan, kocaman kocaman lafların gibi toplumu düşünen sorumlu bir yayıncıysan, en önemlisi patronun da izin verirse ve daha da önemlisi gerçek anlamda, topluma hesap veren yayıncılık anlayışınız varsa, bunları sen de dile getirirsin.

CHP adayı Tanju Özcan’ın Belediye Meclis üyesi, CHP Belediye Meclis üyesi adayı Hüseyin Serin’in Belediye Hesap İşleri Müdürü ve Tanju Özcan’ın eniştesi Yüksel Ceylan Bey’in Belediye Başkanı olduğu dönemde, Bolu Belediyesi ile BORAT Limited Şirketi arasında Bolu Belediyesi’ne bir Kent Bilgi Sistemi kurulması için sözleşme düzenlenir. Yıl 13.09.2002’dir. Bu tarihte Belediye bütçesi 12 milyon Türk Lirasıdır (O dönemde 12 trilyon.) Bu işin bedeli 385 bin liradır (O dönemde 385 milyar.) Şimdi sıkı durun. Tüm para, belirli aralıklarla 2-3 ay gibi kısa bir sürede peşin olarak ödenir. Tüm ödemeleri Hüseyin Serin yapar, Belediye adına.

Alaaddin Yılmaz görevi Yüksel Ceylan’dan devralınca, yaptığı incelemede, bu sistemi merak eder. Tüm daire müdürlerine bu sistemle ilgili bilgi toplama amacıyla yazı yazar. Bunlardan biri de Hesap İşleri Müdürü Hüseyin Serin’dir. 30.04.2004 tarihli Belediye Başkanlığı’na gönderdiği yazıda Hüseyin Serin aynen şöyle demektedir: “Kent Bilgi Sistemi çerçevesinde Müdürlüğümüzde bir takım çalışmalar yapılmış fakat bir netice alınamamıştır. Bilgilerinize arz ederim.” Bre insafsız, Belediye’nin 385 milyar parasını bir çırpıda ödüyorsun da, sormuyor musun, “Ya bu parayı biz niçin veriyoruz, neyin karşılığında veriyoruz?”

Bu tam anlamıyla yasal bir soygundur ve bu soygunda giden para, benim paramdır, tüm Boluluların parasıdır. Bu parayı ödeyen Hesap İşleri Müdürü, şu an CHP Belediye Meclis üyeliğine adaydır. Bu parayı ödeyen, Yüksel Ceylan’ın yeğeni ve dönemin Belediye Meclis üyesi, bugün dürüstlükte mangalda kül bırakmayacak şekilde karşımızda Belediye Başkan adayıdır. Şimdi soruyorum; beyler, 385 milyar nereye gitti? Niçin hiç bunu gündeme getirip, biz Boluluları aydınlatmıyorsunuz? Bu mu sizin anladığınız şeffaf belediyecilik, dürüst belediyecilik? Şimdi size soruyorum: “BORAT şirketinde herhangi birinizin akrabası çalıştı mı?” Lütfen buna cevap verin.

Peki şimdi merak ediyorsunuzdur. Bu konu CHP ile ilgili olduğu halde, niçin televizyonda Saadet Partisi adayı Ali Sarıgül Abi’ye sordum.

Ben, programı sunan Ünal Bey, biz soru sormaya niyetlenenleri terbiye etmeye başlayınca, anladım ki bana Tanju Bey’e soru sordurmayacak. İstedim ki, bu büyük vurgun olayından Boluluların haberi olsun. İstedim ki, Bolulular 385 milyar lira paralarının sokağa atıldığını bilsinler. Bunun için program arasında Ali Abi’ye giderek, bu konuda kendisini bilgilendirdim ve kendisine böyle bir soru soracağımı söyledim. Bu meselenin önemini anlattım.

Kendisi bana tamam dedi. Fakat ben soruyu sorduktan sonraki o şaşkın tavrı, soruya sahip çıkmayan umursamaz hali ve en önemlisi meseleyi hafifletmeye çalışan Ünal Hoca’nın sözlerine çanak tutması, doğrusu beni hayrete gark etti. Oysa, Ali Bey, farkında olmasa da büyük bir davanın koltuğunu işgal ediyordu. O koltuk, milletin meselelerine sahip çıkma koltuğuydu. O koltuk, 30 yıllık Milli Görüş davasının ağır koltuğuydu. Ve o koltuk bugünlerde yeniden yeşeren bir ümidin koltuğuydu.

Ne diyordu Numan Kurtulmuş: “Harun gibi gelip, karun gibi gitmeyeceğiz.” Oysa, 12 trilyonluk bir belediye bütçesinin 385 milyarı yanmış, yenmiş, yok olmuştu. Bunun hesabını Ali Sarıgül sormayacak da, kim soracaktı?

Fakat benim Ali Abim şaklabanlık peşindeydi. Tanju Bey’le elele vermiş, kırmızı beyazın yanına sarı atkı takma gibi ucuz, basit esprilerin peşindeydi. İşgal ettiği makamın, yüklendiği sorumluluğun ağırlığının idrakinde değildi. Biz yanlış yapmıştık. Onu ciddiye alıp, böyle ehemmiyetli bir meseleyi ona anlatmış ve kamuoyuna taşınmasında kendisinden yardım istemiştik. Fakat o başka hülyaların peşindeydi.

Neyse, gelelim sordurulmayan, Tanju Bey’e sormak istediğim soruya... Farkettiniz mi bilmem. Bugünlerde Tanju Bey’in hayat hikayesinin yer aldığı broşürlerde, “Anadolu Lisesi’nden birincilikle mezun olduğu” yazılı. Bu bence çok ehemmiyetli bir olay değil. Halk için de öyle olduğunu düşünüyorum. Fakat üzücü olan, bunun “yalan” olması. Tanju Bey’in bir kampanyada yalana buradan başlaması. Bu çok önemli bir yalan değil. Hadi bunu affettik. Fakat halka yönelik ciddi yalanları var, işte ben bunu sormak istemiştim. Televizyonda ne dedi Tanju Özcan? “17 köy mahalle yapılırken, Alaaddin Yılmaz beni kandırdı, bunların rızası var dedi. Beni ve arkadaşlarımı kandırdı. Fakat ben bir kere kanarım. Kimse beni ikinci kere kandıramaz” aynen böyle dedi mi? Dedi. Kayıtlarda mevcut.

Ben soracaktım: “Sayın Özcan, Belediye Meclisi’nin 24.11.2008 tarihli oturumunda, dijital saatlerle ilgili aldığı kararda, yine senin ve arkadaşlarının imzası var. Hani demiştin ya, ben bir kere kanarım diye. Şimdi sen yukarıdaki sözü genel kampanya alışkanlığı üzerine yalan olarak mı söyledin, gerçekten sen ve arkadaşların yine mi kandırıldınız? Eğer yalan söyledinse, acı biberi haketmedin mi? Yok, kandırıldın ise, bu kadar kolay kandırılan bir insan olarak Bolu’yu nasıl yöneteceksin?” İşte bana sordurulmayan soru buydu.

Sonuç olarak; demokrasi bir tahakküm değil, tahammül rejimidir.

Demokrasilerde son sözü millet söyler.

Milletten bir takım gerçekleri saklayarak, millete yalan söyleyerek, programlarda soru soranları susturarak milleti yanıltacağını düşünenler, asıl olarak kendileri yanılırlar.

Saygılarımla...

23.03.2009

Bu yazı toplam 797 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim