• BIST 107.406
  • Altın 142,615
  • Dolar 3,5605
  • Euro 4,1415
  • Bolu 22 °C
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 25 °C

Demokrasi diye diye

Mustafa Öz

Kime sorarsanız ağzından demokrasiyi eksik etmiyor. Demokrasinin olmazsa olmazının demokrat bir anlayış olduğuna gelince, ara ki ağzına pelesek edenleri bulasın.

Demokrasi aynen kâğıt mendil gibi işine yaradığında kullanılıp bir kenara atılacak bir kavram değildir. Demokrasi bir yaşam biçimidir.

Efendim ben söyleyeceklerimi söyleyeyim, yapacaklarımı yapayım siz kös dinler gibi beni dinleyin. Sakın ha benim karşımdan fikir filan beyan etmeyin, sonra sizin demokratlığınıza helal gelir. Aynı zamanda demokrasi de yara alır. Son günlerdeki demokrasi anlayışı aynen böyle gelişiyor.

Ülkemizde siyasiler demokrasi diye diye bu kavramı örseleyip, kullanıp, faydalanıp yıpratıyorlar. Demokrasi kavramının altına sığınılarak Ali cambaz oyunları oynanıyor.

İktidarın cumhurbaşkanlığı seçiminde uyguladığı tavra bakarsanız…"Ben parlamentoda çoğunluğu oluşturan partiyim, cumhurbaşkanını benim belirlediğim aday ile ben seçerim. Muhalefetle görüşmek zaman kaybıdır” anlayışıyla hareket etti. Muhalefet ise cumhurbaşkanı herkesi temsil edecek tarafsız biri olmalı, üzerinde anlaşma sağlanmalıdır anlayışını ortaya koydu. Bu tartışmalara bir de toplantı yeter sayısının anayasaya göre 367 olup olmadığı eklendi.

Tartışmalarda ise; geçmişteki seçimlerde bu sayı aranmadı, bugün de aranmaz. Toplantı yeter sayısı 184 tür diyen iktidar. Hayır, 367’dir. Şayet mutabakat sağlanmazsa parlamentoya katılmayız ve sayı 367'nin altında olursa anayasa mahkemesine gideriz diyen ana muhalefet. Son gelişmelere göre mutabakat arayışında bulunulmadığı için toplantıya katılmayan diğer muhalefet partileri. Sonuç toplantı yeter sayısı olarak iddia edilen 367 sayısına ulaşılamaması ve anayasa mahkemesine gidiş. Mahkemenin toplantı karar yeter sayısı olarak 367 rakamının gerekliliği ile ilgili kararı… İle başlayan MAĞDURİYET DEMOKRASİSİ çığlıkları anayasa mahkemesi kararının siyasiliği tartışmaları, alınan erken seçim kararı.

İktidar krize giden yolda siyaseti yönetememiş 354 milletvekili ile kendi içinden UZLAŞMA ile seçilebilecek cumhurbaşkanını seçememiştir. Henüz iplerin kopmadığı dönemde asker cumhurbaşkanının parlamentoda seçileceğini ancak cumhurbaşkanının nasıl bir yapıda olması gerektiği ile ilgili fikir beyan etmiştir. Ana muhalefet iktidar partisinin içinden birisi üzerinde mutabakat sağlanabileceği açıklanmıştır. Ancak iktidar benim sayısal çoğunluğum var. Ülkeyi ben yönetiyorum ne askeri, ne sivili, ne de muhalefeti yapılacak bu seçimde dikkate almam anlayışı ile hareket etti. Kimse fikir beyan etmemeli, hele asker hiç beyan etmemeli.. Neden efendim, beni halk seçti.!

Demokrasi dediğim dedik öttürdüğüm düdük anlayışı değildir. Demokraside hukukun üstünlüğüne inanma vardır. Çoğunluğun azınlığa, ya da azınlığın çoğunluğa TAAHKÜM kurması yoktur. Uzlaşma ve anlaşma vardır. Ülkede %64 insan bu iktidara oy vermemiştir. Ama hepsi de bu milletin bir ferdidir. Onların dilekleri, talepleri dikkate alınmayacak. Anayasal kurumlarınki dikkate alınmayacak, sivil toplum kuruluşlarının alınmayacak, aşağılama, umursamama tavrı devam ettirilecek, sonunda askerin ebildirgesi devreye girdi. Bu bildirgeyi demokrasi adına tasvip etmek mümkün olmamakla birlikte; bu bildirge kimin işine yaradı diye bakıldığında, iktidarın işine yaradığı görülüyor. Asker üzerinden geliştirilen mağduriyet politikası.

Evet demokrasi diye diye; Demokrasiye hem iktidar hem de muhalefet KENDİ SİYASİ çıkarları adına yara aldırmıştır. İktidar son değerlendirmelerinde cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılamamasının gerekçelerini: askerin ebildirgesine, anayasa mahkemesi kararına mevcut cumhurbaşkanının tavırlarına göre MAĞDURİYE POLİTİKASINDA toplamış millete beni mağdur ettiler diyerek MAĞDURİYETİNİ oya tahvil etmek istemektedir.

İktidar parlamento çoğunluğuna rağmen demokrasinin adil tecellisi için: seçme seçilmenin önündeki adaletsizliği düzeltecek kanuni düzenlemeleri yapmamıştır. Partiler kanunu, seçim kanunu aynen duruyor. Parlamentoda üç yıl önce bazı özel uygulamalar için anayasa değişikliğinde anlaştıkları (o zaman anlaşılıyorsa bugün neden) ana muhalefet partisi ile tamamen kutuplaşmaya gitmişlerdir.

Bu sonuçlara göre asıl mağdur millettir. Gerek iktidar, gerekse muhalefet demokratik tavırla uzlaşarak çözecekleri bir konuyu çözümsüz hale getirerek demokrasinin yara almasına yol açmışlardır. Belki de kırız bilerek oy tahvili için çıkarıldı.!

Son düzenlenen anayasa değişikliği paketi ve seçilebilme yaşının 25'e indirilmesi için neden 4,5 yıl beklendi sorusuna da cevap verilmelidir.

Ülkede demokrasinin yerli yerine oturması için; demokrasiyi sadece liberal anlayışıyla değerlendirilip olaylara AB, ABD ve salt özgürlükler açısından yaklaşıp; diğer görüşleri, sokağın nabzını dinlemezseniz, sizin söylemlerinizi de kimse dinlemez. O takdirde de giderek DEMOKRASİDEN uzaklaşır. Ülkede kamplaşmalar başlar. Nitekim bunun işaretleri görülmektedir.

Seçimlere giden Türkiye'de kutuplaşmaya yol açacak

AJİTASYONLARDAN, sahte MAĞDURİYET politikalarından, medet ummak çok yanlıştır. Bu şekilde kısa vadede sonuç alınsa bile; iktidar olmak için MUKTEDİRLİK gereklidir. Bu da ancak toplumun çoğunluğu ile UZLAŞMA ile yani DEMOKRASİ ile olur.

08.06.2007

Bu yazı toplam 905 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim