eryaman escort , ankara escort, ankara escort, bursa escort
  • BIST 104.123
  • Altın 145,627
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Bolu 13 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C

Deniz bitti

Hasan Dinç

Türkiye sadece iç politik gelişmelerle değil, dış politik gelişmelerle de boğuşmak zorunda kalmaktadır. Art arda gelen dış politik gelişmeler hem sorumlu yöneticilerimizin hem de milletimizin başını ağrıtacak düzeye ulaşmıştır. Bundan tam da dokuz sene önce ülkemiz sözde müttefikimiz ABD'nin ve küresel ekonomik güçlerin ortak operasyonuna maruz kalmış, tarihinin en büyük ekonomik kriziyle karşı karşıya kalmıştır. Bankalar batmış, gecelik faizler yüzde dört binlere yükselmiş ve paramız dolar karşısında yüzde yüz değer kaybına uğramıştır. Bu derin ekonomik kriz yanında siyasi krizleri de getirmiş, siyasi partilerde bölünmeler yaşanmış ve mevcut bütün siyasi partiler büyük oy erozyona uğrayarak, yapılan ilk genel seçimde hepsi parlamento dışında kalmışlardır.

İşte Türkiye böyle büyük ekonomik ve siyasi kriz içindeyken, bu ekonomik ve siyasi krizlerin oluşturduğu çöplükte AKP kuruldu ve kısa süre sonra yapılan seçimlerde % 34 oy almasına mukabil meclisin %70'ine sahip olarak ülke yönetiminde cumhuriyet tarihinde görülmeyen bir güce sahip oldu. Kendinden önceki koalisyon hükümetinin siyasi intiharını hazırlayan ekonomik tedbirler ve İMF antlaşmalarının üzerine oturan bu hükümet, gelişen dünya ekonomisinin olumlu rüzgârından da yararlanmış, sığınacak sağlam ve güvenilir liman arayan finansörlerin kısa süreli Türkiye'ye yaklaşmaları ekonomide bir rahatlama getirmiştir. Bundan başka tarihimizin en büyük borçlanmaları ve tüm zenginliklerimizin “Özelleştirme” adı altında ucuz pahalı demeden satılıp paraya çevrilmesi de bu ekonomik rahatlamanın önemli diğer faktörleridir.

AKP iktidarının her yönde uyguladığı “Değişim ve dönüşüm” adını verdiği uygulamalarının en riskli olanı elbette dış politikada olanıdır. Cumhuriyetin yıllarca uyguladığı dış politikaları “Çözümsüzlük çözüm değildir” ve “Komşularımızla sıfır sorun” adını koyduğu yeni politikalarla değiştirmiştir. Bu politikanın bir gereği olarak yarım asırlık Kıbrıs politikasında değişiklik yapmış, bu politikanın karşısında engel gördüğü Sayın Rauf Denktaş'ı demokratik bir darbeyle yönetimden uzaklaştırmış, kendi politikalarına ortak olduğunu sandığı Mehmet Ali Talat'ı işbaşına getirmiştir. Sonra “Kazan kazan” adını verdiği bir politikayı devreye sokmuş, güya Türklerin ve Rumların kazanabileceği bir çözüm yolunun Birleşmiş Milletlerce bulunacağı kanaatiyle meseleyi oraya taşımış, ANNAN planını kabul ederek Kıbrıs'ta referanduma getirmiştir. Türklerin kabul, Rumların reddettiği bu plan dış politikada ilk sükûtu hayal olmuş, dış politikanın hak ve adalet anlayışıyla yürütülemeyeceği gerçeğini ilk bu yenilgiyle anlamıştır. Avrupa Birliği bu şartlar altında bile Kıbrıs Rum kesimini birliğe dâhil etmiş, adanın tümünün temsilcisi olduğunu resmen ilan etmiştir. Modern Türkiye için Avrupa Birliğini alternatifsiz kabul eden AKP iktidarı AB'nin egemenlik haklarımızı dahi gölgeleyen her türlü isteklerini kabul ederek, birliğe üyeliği dış politikada en büyük hedef seçmiştir.

Avrupa Birliği'nin ve Amerika'nın ısrarlı talepleri sonunda Ermenistan politikasında değişiklikler yapılmış, karşılıksız gümrük kapısının açılması için iki ülke arasında protokoller imzalanmış, bu protokoller tasdiklenmesi ve resmiyet kazanması için meclise getirilememiştir. Çünkü bu protokoller “Bir millet iki devlet” kabul ettiğimiz Azerbaycan Cumhuriyetinin haklarını dikkate almadığı için aramızdaki kardeşlik ilişkileri bozulma aşamasına gelmiştir.

AKP iktidarının bir diğer farklı dış politika uygulaması ise Filistin politikasında yaşanmış, İsrail ile yıllara dayalı stratejik bölge politikalarımızdaki beraberliğimizden vazgeçildiği anlaşılmıştır. İki devlet arasındaki münasebetlerin kopma noktasına geldiği her gelişmede hissedilmektedir. Elbette dökülen Müslüman kanlarına Türkiye'nin seyirci kalması beklenemez. Ama yetmiş milyonluk Türkiye'nin bölge çıkarlarını da bir çırpıda tehlikeye atmanın doğru bir uygulama olduğunu kimsenin kabul etmesi söz konusu olamaz.

AKP iktidarının Cumhuriyetin dış politika uygulamalarına en ters düşen uygulaması şüphesiz Irak politikasıdır. Kendisinden önceki Cumhuriyet Hükümetlerinin büyük riskler alarak uygulamaya devam ettikleri ve cumhuriyetin “Kırmızıçizgileri” kabul ettikleri Irak politikasından ilk defa bu iktidar zamanında esnemeler olmuş, Irak'ın toprak bütünlüğünden ve burnumuzun dibinde ülke bütünlüğümüz için büyük tehdit oluşturan “yapay bir devlet”in kurulmasına seyirci kalınmıştır. Amerika'nın bölgedeki çıkarlarına Türkiye'yi alet etmesi ve Irak'taki Müslüman katliamını Türkiye'ye dayanarak yapması milletimizin temiz vicdanını rahatsız etmektedir.

AKP iktidarının bilhassa “Kürt Açılımı” adını verdiği milli birliği bozan, etnik ayrıştırıcı politikaları ise millet vicdanında çoktan mahkûm olmuştur. Devamının geleceğine fırsat verileceğine de kimse inanmamaktadır.

Yedi yılı aşan AKP iktidarı her yönden tıkanmıştır. Çiftçiler şikâyetçi, işçiler şikâyetçi, memurlar ve emekliler şikâyetçi, esnaflar kan ağlamakta ve toplumun her kesiminden memnuniyetsizlik çığlıkları ayyuka çıkmaktadır. İddialı göründükleri Avrupa birliği politikaları da son hazırlanan “Türkiye Raporunda” ki Kıbrıs ve iç politikadaki karşılanması mümkün olmayan istekleriyle suya düşmüş görünmektedir. Bu rapora göre Kıbrıs'tan hemen askerlerimizin çekilmesi, Maraş Bölgesinin Rumlara teslim edilmesi ve Türkiye'den Kıbrıs'a göç eden Türklerin geri dönmeleri istenmektedir. Bu raporu değerlendiren Devlet Bakanı Egemen Bağış “AB süreci ülkemiz için çok önemli bir süreçtir. Ama Kıbrıs'ı feda edecek kadar da önemli değildir. Kıbrıs konusu Türkiye'de hepimizin milli davasıdır” derken Dışişleri bakanlığı da konu ile ilgili yayınladığı bildiride “ AP raporunda, esas itibariyle tek taraflı, gerçeklerle bağdaşmayan ve tarafımızdan kabulü mümkün olmayan unsurlara yer verildiği, ve katılım sürecine olumsuz tesir edebilecek bir üslûp benimsediği görülmektedir” denilmekte, ayrıca Kıbrıs'la ilgili olarak da “Kıbrıs'ta kapsamlı olarak devam eden müzakereler ve Kıbrıs Türk tarafının yapıcı, çözüme dönük gayretlerinin adeta hiçe sayıldığı ve Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasından sorumluluğu olanlarla ilgili gerçeklerin görmemezlikten gelindiği” belirtilmiştir. Yine rapor “Her türlü adalet duygusundan uzak olan bu yaklaşımın, en hafif tabiriyle büyük hayal kırıklığı oluşturduğu ve AP'nin işlevinin, Kıbrıs Rum tarafının sözcüsü gibi davranmak ve tüm mesnetsiz iddia ve taleplerini karşılamak olmaması gerekir” ifadeleriyle sona ermektedir. Ermenistan'la imzalanan protokoller ise Ermenistan Anayasa Mahkemesi tarafından uygulanamaz hale sokularak kabul edilmesi, ülkemizin uğradığı bir başka dış politika ihanetidir. Ayrıca bu yüzden Amerika'da 24 Nisan için de düğmeye basılmıştır.

Görünen odur ki 7,5 yıllık AKP iktidarı milletimiz ve devletimiz açısından önemli bir zaman kaybıdır. Ekonomide 2002'de ki kriz dönemine geri dönüldüğü gibi dış politikada da “Komşularla sıfır sorun” adıyla yürütülen politikalar sonuç vermemiş, yeniden başlanıldığı yere dönülmüştür. Ayrıca problemli komşularımızın arasına Azerbaycan ve İsrail'de katılmıştır. Bitmek üzere olan AKP iktidarı siyasi tarihimizde iyi anılmayacak bir dönem olarak kayda geçecektir.

Her yönden tıkanmış görünen bu siyasi iktidarı en iyi tanımlayacak söz “Deniz bitti, kara göründü” sözü olmalıdır.

16.02.2010


Bu yazı toplam 1287 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim