• BIST 82.779
  • Altın 147,176
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Bolu 3 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 1 °C

 DEPREMİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Hasan Dinç

Şimdilik yeri, zamanı, büyüklüğü ve şiddeti önceden tespit edilemeyen yer sarsıntılarına deprem ya da eski deyimiyle zelzele diyoruz. Bazen hissedilmeyecek derecede olan bu yer sarsıntıları bazen çok büyük yıkıntılara, can ve mal kayıplarına sebep olmakta, katlanılması zor acılara sebep olmaktadır. Dünyada jeolojik oluşumların eski ve yeniliği dikkate alındığında, üçüncü zaman diye vasıflandırılan son dönemlerde oluşmuş bölgeler deprem kuşağı oluşturmakta ve bu bölgeler deprem felaketine açık alanlar olarak bilinmektedir. Maalesef ülkemizde bu kuşak üzerinde bulunmakta, milletimiz sık sık yıkıcı büyük deprem felaketleriyle karşı karşıya kalmaktadır. On yıl, on beş yıl, en fazla otuz yıllık periyotlarla milletimiz deprem felaketiyle yüz yüze gelmekte, binlerce can ve milyarlarca mal kaybıyla karşılaşmakta, acı ve gözyaşı milletimizin kaderi haline gelmektedir. Bilindiği üzere 17 Ağustos 1999 ve 12 Kasım 1999 depremleri ilimizin de büyük acılar yaşadığı iki büyük deprem felaketi idi. Geçtiğimiz hafta Van ilimizde meydana gelen deprem, milletimizin büyük acılar yaşadığı son felaket olmuştur.

DEPREMLERE FARKLI YAKLAŞIMLAR
İnsanlar depremlerin oluşmasına çok farklı yaklaşmaktadırlar. Kimileri depremi şartların oluşması sonucu meydana gelen doğal felaket olarak nitelerken, kimileri de deprem felaketini toplumun ALLAH tarafından uyarılması hatta cezalandırılması olarak değerlendirmektedir. Bütün kutsal kitaplarda azgın, sapkın ve yoldan çıkmış toplumların; adaletten uzaklaşmış ve zulüm yolunu seçmiş yönetimlerin, ALLAH tarafından peygamberleri aracılığı ile uyarıldığı, kabul görmediği takdirde çeşitli şekillerde felaketlerle imtihan edildikleri ve daha sonra yok edildikleri anlatılmaktadır. Deprem, sel, tufan, kasırga, tayfun, taun, salgın hastalık, kıtlık, kuraklık ve savaşlar bu felaketlerin adı zikredilen en önemli olanlarıdır. Kim nasıl inanırsa inansın, kendisi gibi inanmayanları hoş görüp kanaatlerini saygıyla karşılamak insanlık görevidir. Bundan dolayı kimsenin bir başkasını cahil, yobaz ya da dinsiz, kâfir gibi doğru olmayan şekilde itham etmeleri, gayet yakışıksız ve yanlış yaklaşımlardır.

BİRLİK, BERABERLİK, KARDEŞLİK VE DAYANIŞMA SEBEBİ
Felaketlerin hangisi olursa olsun birlik, beraberlik, kardeşlik ve dayanışma sebebi olarak görülmektedir. Bu felaketlere maruz kalan toplumlar acı ve sıkıntılarını bu duygularla daha çabuk atlatmakta ve yaralarını daha kısa zamanda sarmaktadırlar. Gevşemiş bulunan birlik, beraberlik ve kardeşlik hisleri, yardımlaşmanın ve acıları paylaşmanın geniş erdemiyle, millet olabilmenin yeniden farkına varmaktadırlar. Son dönemde felaketler bütün insanlığın dayanışmasına zemin hazırlamış, bütün milletler felaketler karşısında tek vücut olarak felaketin üstesinden gelme konusunda dayanışmanın en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Böylece aralarında sadece dostluk münasebeti olanlar değil, düşmanlık hisleri olan milletler bile felaketler karşısında bir araya gelmenin ve yardımlaşarak felaketleri barışa uzanan yolun parke taşları haline getirmenin nimetini, mutluluğunu yaşamışlardır. Bu söylediklerimiz Van felaketinde de görülmüş, insanlığın ulaştığı bu zirve, birçok barışseverin rüyalarını gerçek hale getirmiştir.

PKK'YA RAĞMEN MİLL-İ MİSAK
PKK'nın giriştiği otuz yıllık silahlı ve bölücü mücadeleye rağmen milletimizin Misak-milli'den en küçük bir taviz vermeyeceği Van felaketiyle bir kere daha anlaşılmıştır. Milletimiz felaket karşısında tek yürek olmuş, yetmiş dört milyon kardeşliğin gereğini yerine getirmiştir. Felaketin duyulduğu ilk andan itibaren yardım konusunda yapabileceği her şeyi yapmış birlik, beraberlik, kardeşlik ve yardımlaşmanın en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Böylece bir kısım iç ve dış destekli etnik bölücü faaliyetler silahlı PKK baskılarına rağmen boşa çıkmış, millet bölünmeme iradesini dost ve düşmana bir kez daha göstermiştir. Böylece Misak-ı milli sınırları içinde bölünmeden bir millet olarak kardeşçe yaşamanın tek hedefleri olduğunu ispat etmişlerdir.

AH ŞU SİYASET
Deprem felaketinden siyasi getirim elde etmeye çalışmak, bütün bu güzellikleri çirkinleştirmiştir. Siyasi iktidar bu çirkinlik yarışında maalesef yine başı çekmiştir. Başbakan deprem felaketinin ilk 24 saatindeki organize olamamaktan kaynaklanan eksiklikleri kapatabilmek için durumu 1999 daki iki büyük depremle mukayese edip geçmişi karalamaktan medet ummuş, muhalefetle arasına siyasi nifak sokmuştur. Van depreminde felaketten etkilenenlerin sayısı altı yüz bin ile sınırlı iken 1999 daki iki büyük depremden etkilenenlerin sayısı 20 milyonu buluyordu. Buna rağmen şurası bir gerçek ki 1999 daki iki büyük deprem felaketi Van felaketine göre daha iyi şartlarda atlatılmış, felaketzedeler daha kısa zamanda yardımlarla karşılaşmış, daha iyi şartlara ulaşmışlardır. Sayın Başbakan kendini tatmin etmek istiyorsa mukayeseyi 1939 Erzincan ve 1944 yılındaki Bolu- Gerede depremiyle yapmalıdır. Duyduklarıma göre o zamanın kuruluş aşamasındaki cumhuriyet hükümeti, depremzedelere yeterli derecede hızlı ve muhtaçlara yardım ulaştıramamıştır.

İKİ HATAMIZ
Son Van depreminde de görülmüştür ki maalesef felaketler karşısında iyi organize olamıyor, kurallara uymuyor ve kendi çıkarlarımız için başkalarının haklarını çiğneyebiliyoruz. Bunun kötü örneklerini Van depreminde televizyonlara akseden görüntülerden görmek mümkün olmuştur. Yurdun dört bir yanından akan yardımlar, iyi organize olamamak sebebiyle gecikmeli bir şekilde felaketzedelere ulaşmış, karışıklıkların kaynağı olmuştur. Kızılay Başkanının ifadesine göre 17 tır dolu yardım malzemesi yağmalanmış, bu malzemelere bazı kişiler tarafından el konulmuş, şer odakları devlet güçlerinden daha iyi organize olduklarını göstermişlerdir. Bir ihtiyar dedenin kadının elindeki çadırı zor kullanarak ele geçirmesi, insanlık adına yürekleri burkmuştur. Ayrıca güvenlik güçlerine karşı halkın gösterdiği tavrın millet vicdanını rahatsız ettiğini söyleyebiliriz.

AH ŞU GAZETECİLER
Gazetecilik çok önemli bir meslektir. Meslek kurallarına uyularak yapıldığında mesleğin itibar çizgisi hep yüksekte kalmıştır. Ancak bizde böyleleri çok olmakla birlikte, bu mesleğe ihanet edenler de bulunmaktadır. Olan her şeyi topluma aktarmakla görevli gazeteciler, maalesef okuyucularını yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Olaya bakış tarzlarına göre haberleri manipüle etmekte ve okuyucuyu yanlış kanaat sahibi yapmaktadırlar. Pek çok olumlu gelişmeler içinde sadece olumsuz gelişmeleri okuyucuya aktarmak, gelişmeler karşısında karamsarlığa sürüklemek anlamı taşımaktadır. Bu durum Van felaketinde de aynen yaşanmıştır. Bir de yetkililerden kendi istekleri doğrultusunda demeç alabilmek için sürekli aynı doğrultuda sorular sormakta ve yetkilileri zora sokmaktadırlar. Gazeteciler arasında Ermeni 'den daha Ermeni, Yahudi'den daha Yahudi olanlara rastlanmıştır. Niye İsrail'in ve Ermenistan'ın yardım teklifleri kabul edilmediği tekrar, tekrar sorulmuş, hep aynı cevaplar alınmasına rağmen bu soruların sorulmasına devam edilmiştir. Hatta bazı yüzsüzler “neden Azerbaycan'ın ve Pakistan'ın yardımları kabul edildi” diyebilme yüzsüzlüğünü bile göstermişlerdir.

DIŞ POLİTİKAMIZ VE BAZI GERÇEKLER
Bu günkü iktidarda net görülen ve cumhuriyetimizin dış politikasına uymayan bir tercihi var. Bu gözü kapalı bir şekilde Araplara yönelmedir. Daha önceki hükümetlerin çok önem vererek geliştirdikleri TÜRK CUMHURİYETLERİNE YAKINLIK VE ONLARA ÖNCÜLÜK ETME anlayışı bu hükümet tarafından terk edilmiş, bunun acı sonuçları her fırsatta karşımıza çıkmıştır. Mesela AB ve ABD dayatması sonucu Ermenistan'a yaklaşılma ve Azerbaycan'dan uzaklaşma bize çok pahalıya mal olmuştur. “Bir millet iki devlet” kabulü bu hükümetin uygulamalarıyla sona ermiş, kardeş Azerbaycan bayrakları Ermenileri kırmamak için Bursa da çöplüklere atılmıştır. Ayrıca daha önceki hükümetler tarafından haklı olarak kapatılan Ermenistan sınır kapısının bu hükümet tarafından açılma gayreti ancak, çok sert milli bir tepki dolayısıyla terk edilmiştir. Filistin ve Gazze konusunda savaşı bile göze alacak eğilimler sergilenirken, Karabağ konusunda hiçbir girişim bu hükümetin gündemine gelmemiştir. Son Van felaketi göstermiştir ki, bize Müslüman Arap devletlerinden değil, Müslüman Türk devletlerinden yardım akmaktadır. Hatta hükümet yetkilileri daha Van'a varmadan, Azerbaycan yardım uçakları ve kurtarma ekipleri çoktan Van'a gelip Vanlıların yaralarını sarmaya başlamışlardır. Bu durum AKP yetkililerine ders olmalı, karşılıksız Arap dostluğu yerine, kardeş Türk devletlerine dış politikada daha önem verilmeli ve kardeşlik pekiştirilmelidir.

SONUÇ
Son Van felaketi bu konulardaki eksikliklerimizi bize göstermiştir. Çok pahalı da olsa acı tecrübeler edindik. Bu tecrübelerin gelecekte karşılaşacağımız büyük felaketlerde bize yol göstereceğine ve daha az hataya yönelteceğine inanıyorum. Milletimize büyük geçmiş olsun.

01.11.2011


Bu yazı toplam 1133 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim