• BIST 82.252
  • Altın 148,354
  • Dolar 3,8176
  • Euro 4,0790
  • Bolu -1 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 0 °C

DİKTATÖRLÜK DEMOKRASİDEN Mİ DOĞAR?

Hasan Dinç

Üç haftalık bir yurt içi seyahatim nedeniyle sizlerden uzak kaldım. Bu üç haftalık süre içinde ülkemizde ve Bolu'muzda önemli gelişmeler oldu. Ben şimdilik bunlardan bahsetmeyeceğim. Üç haftalık süreyi nasıl değerlendiğimi anlatarak bir konuyu sizlerle paylaşmağa çalışacağım.

Ülkemizin her yanı birbirinden farklı güzelliklerden meydana gelmekte ve görülmeye değer zenginliklere sahip bulunmaktadır. Ben bu üç haftalık süre içinde ülkemizin Trakya bölgesinde bulundum. Edirne, Tekirdağ ve Çanakkale ile bu illere bağlı ilçe ve beldelere gittim. Marmara denizinden Çanakkale Boğazına, Saroz körfezinden İpsala sınır kapısına, Gelibolu, Keşan, Malkara ve Uzun köprüye kadar pek çok yerleşim merkezine ulaştım. Buralarda gezilip görülmesi gereken yerlere gittim. Gerçekten o yörelerin güzelliklerini görmekten, yöre insanlarıyla tanışıp konuşmaktan ve yöre yemeklerini tatmaktan çok memnun oldum.

Benim üzerinde durmak istediğim konu, bu geziler dışında kalan zamanlarımı nasıl değerlendirdiğime dair olanıdır. Belki zor inanacaksınız ama, hayatta en çok kitap okumaya ayırdığım zaman bu üç haftalık dönem olmuştur. Buradan yola çıkarken aldığım Kemal Tahir'in DEVLET ANA'sından başka, Keşan'dan aldığım Rus yazar Tolstoy'un DİRİLİŞ'i ve Fransız yazar Victor Hugo'nun SEFİLLERİ'ni okudum. Bunların hepsinden daha önemlisi, antik Yunan filozoflarından Platon'un DEVLET'ini de yeniden inceledim. Böylece Osmanlı Devletinin kuruluşu yıllarını Kemal Tahir'le birlikte yeniden yaşarken, o dönem Anadolu'sunu ve Anadolu insanının sosyal hayatını, Anadolu'daki iç çekişme ve karışıklığı, devleti kuran irade ve imanı bir kez daha gözden geçirme fırsatı yakaladım. Tolstoy'un DİRİLİŞ'ini okurken roman kahramanı Nehlüdov'un gençlik yıllarında işlediği bir hatanın sorumluluğundan kurtulmak için harcadığı emeği ve en sonunda Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil'in ruhaniyetine sığınarak huzuru bulduğunu; Victor Hugo'nun SEFİLLER'ini okurken Jan Valjan'ın çocukluk yıllarında bir ekmek çalmaktan dolayı on sekiz yıllık mahkumiyet hayatından sonra geçirdiği örnek ve çileli hayatı onunla birlikte yaşadım.

Sizlerle paylaşmak istediğim bunların dışında kalan Yunan filozofu Platon'un DEVLET adındaki çok meşhur ve önemli kitabındaki düşünceleridir. Platon bu çok önemli kitabında devleti tartışmakta, bilinen beş devlet şeklini (Aristokrasi, Timokrasi veya Timarşi, Oligarşi, Demokrasi ve Tiranlık ya da Uranlık) incelemekte, bu devlet şekillerini oluşturan insan tiplerini tahlil etmekte ve günümüze ışık tutan çok önemli bilgiler vermektedir.

En önemli öğretim metotlarından biri de istiçvabi (soru- cevap) metodudur. Bu metodu insanlığa armağan eden de Platon diğer bilinen meşhur adıyla Eflatun'dur. Platon bu kitabında da bu metodu kullanmış, bilinen konularla ilgili soruları sormuş, bilinmeyen konuların cevaplarını bu metotla muhataplarına buldurmaya çalışmıştır.

Platon bütün devlet şekillerini inceledikten sonra Tiranlığı anlatırken “Bu yönetim biçimi de demokrasiden türer ” demekte ve ”aşırı özgürlüğün sonu, tek kişide olsun, devlette olsun, aşırı bir köleliğe varır” hükmünü vermekte ve “Tiranlığı doğuran yapının demokrasiden başka bir devlet yapısı olmadığı anlaşılıyor. Son derece özgürlüğün sonucu bence aşırı ve amansız bir kölelik oluyor” diye eklemektedir.

Platon bu düşüncesini kitabında çok detaylı olarak anlatmaktadır. Ben bir köşe yazısının dar çerçevesi içinde demokrasinin nasıl tiranlığa dönüşebileceğini alıntılarla anlatmaya çalışacağım. “Demokratik yönetim ilk günlerde herkese güler yüz gösterir, iyi davranır, tiran olmadığını söyler; gerek yakınlarına, gerekse halka birçok vaatlerde bulunur, borçları erteler, halka ve gözdelerine topraklar dağıtır, herkese karşı yumuşak ve sevimli görünür. Muhaliflerinin kimiyle uzlaşarak, kimini tepeleyerek halkın hep kendisini önder tanımasını temin için savaş çıkarır. Bunu bir de vergiler yüzünden yoksullaşan yurttaşlar günlük nafakalarından başka bir şey düşünmesinler, kendini devirmek için uğraşmaya fırsat bulamasınlar diye yapar… Ayrıca boyunduruğuna katlanmak istemeyen bazı özgür kafalı kimseler de çıkarsa, onları yok etmek için savaşı iyi bir fırsat sayar. Onları düşmanın eline düşürmeye çalışır. Bütün bu sebeplerden ötürü, bir tiran için hep savaş çıkarmaya çalışmak kaçınılmaz bir durumdur… Giderek onun başa geçmesine yardım eden ve yönetimde görev alan kimselerden birçoğu da, gerek onun karşısında, gerek kendi aralarında açıkça konuşarak olan bitenleri eleştirmeye başladıklarında tiran egemenliğini sürdürmek için bu çeşit adamlardan kurtulmak ve gerek dostları, gerek muhalifleri arasında azıcık değeri olan herkesi temizlemeye kadar işi vardırmak zorunda kalır… Kimlerde yürek, ruh büyüklüğü, akıllılık, zenginlik bulunduğunu hemen görüp anlamak zorundadır. Mutluluğunu da ister istemez, bu çeşit insanlardan devleti temizlemek, onlara karşı savaş açmak ve tuzak kurmakla kazanacaktır… Bu yol doktorların bedeni temizlemek için başvurdukları yolun tam tersi bir yol. Doktorlar kötü olanı yok eder, iyi olanı bırakır. O ise iyi olanı yok eder, kötü olanı bırakır… Sonuç ne olur? Davranışıyla yurttaşların nefretini ne kadar çekerse, bekçilerinin sayısını ve kendisine bağlılığını da o kadar artırmak zorunda kalır… Bu durumda halk işte o zaman görür gününü. El bebek gül bebek büyüttüğü bu adamı yönetime getirmekle başına ne bela açmış olduğunu, kovmaya kalkıştıklarında, hiç de başa çıkamayacaklarını o zaman anlarlar… İşte bununla herkesin tiranlık dediği şeye gelmiş oluyoruz. Atasözünün dediği gibi halk yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş. Özgür adamlara baş eğmekten kurtulayım derken, kölelerin zorbalığına uğramış, aşırı ve zamansız bir özgürlüğün bedeli olarak en amansız, en acı köleliğin gömleğini giymiştir.”

Yukarda Platon'dan aldığım alıntıları günümüz gelişmelerine uyarlarsak çok önemli paralellikler görürüz. Matematik ilimlerde olduğu gibi sosyal ve felsefi ilimlerde de değişmez sonuçlarla her zaman karşılaşmak mümkündür. Yeter ki biz adımlarımızı ilmi sonuçlara ters düşmeyecek şekilde atalım. Günümüzde sivil vesayet yönetimi denilen şey herhalde Platon'un tiranlık dediği devlete sistemine benzer bir şey olmalıdır. Hepimiz şahidiz ki bu sivil vesayet yönetimi günümüz çarpık demokrasi anlayışının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

01.06.2010

 


Bu yazı toplam 1350 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim