ankara escort ankara escort bodrum escort ankara escort ankara escort ankara escort porno izle kayseri escort

  • BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Bolu 8 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 2 °C

DİN AFYON MUDUR?

Hasan Dinç

Ben Gerede’nin Çoğullu köyünde doğdum. Burası hayatın her safhasını dinin şekillendirdiği, toplumu dinin yönlendirdiği, her probleme din ile çözüm bulunduğu, din adına konuşan birinin hayır dediği hiçbir şeyin kabul görmediği kapalı bir yerdir. Eğitim adına ilkokul dışında hafta tatillerinde köy hocasının iman ve amel konularında bazı bilgilerin ezberletildiği ve Kur’an-ı Kerim’in okunmasının öğretildiği kurs mahiyetindeki toplantılar dışında bir şey hatırlamıyorum. İlkokulu bitiren zeki çocuklar ise hafızlık çalışması yapar, çoğu da bu çalışmayı başarı ile tamamlarlardı. Köyümüz erkek çocuklarının önemli bir kısmı askere gitmeden hafız olur ve isminin başında bu sıfatı iftiharla kullanırlardı.

İlkokulu bitiren kız ve erkek çocuklardan zeki olanlar öğretmenler tarafından Köy enstitülerine yönlendirmek istenseler de anne ve babalar çocuğunun gavur olacağı endişesi ve toplumun baskısı nedeniyle bu yönlendirmeyi asla kabul etmezler, öğretmenin bu yöndeki ısrarlarına çoğu zaman sertlikle mukabele ederlerdi.

Babam iyi bir taş ustasıydı. Taşa ağaç gibi şekil verirdi. 1950’li yıllarda Gerede Ortaokulu Müdürlüğünü cennet mekân İhsan Alpman yapıyordu. Aynı zamanda Şair Dertli’nin de kabrini yaptırmak görevini üstlenmişti. Yeniçağ’ı geçtikten sonra rampanın hemen başında ve yolun solunda Şair Dertli dinlenme tesisleri var ya işte oradaki hilâl şeklindeki anıt mezar babam tarafından yapılmıştır. Şair Dertli’nin naaşı Ankara’daki geçici mezarından alınarak şimdiki ebedi istiratgâhına törenle defnedilmiştir.

İşte bu İhsan Alpman o sıralarda babama çoluk ve çocuğunu sorar. Babam da benden bahsederek bir oğlum var. İlkokulu yeni bitirdi diye cevap verir. İhsan Bey babama hemen onu getir. Ortaokula kaydını yapalım da okusun der. Rahmetli babam İhsan Bey’i çok severdi. Aynı zamanda çalıştığı için okumanın insan hayatındaki faydalarını yakından bilen biriydi. İhsan Bey’in isteği üzerine babam benim ortaokula kaydımı yaptırdı. Tatillerde köye gelip gittiğimde yaşlı başlı büyüklerin ardımdan “ Yusuf’un bir oğlu vardı. Onu da gavur mektebine verdi. Göz göre göre oğlunu gavur yaptı” dediklerini çok duymuşumdur. Yaşıtlarımın ise açık açık “Gavura bak, gavura bak” diye bağırdıklarını üzüntü ile ama bir şey yapamadan dinlemek mecburiyetinde kalırdım.

Çocukluğum bu minval üzere geçti. Arkamdan söylenenlerin etkisiyle olsa gerek ben gavur olmadığımı göstermek için gerek okul hayatımda, gerekse okul dışı yaşantımda dine olan eğilimimi her fırsatta göstermeye gayret ederdim. Böylece ithamın altından kalkmaya, ithamın yersiz ve gerçek dışı olduğunu ispata çalışırdım.

Köyümde din adına duyduklarımın pek de kıymeti harbiyesi olmadığını yüksek tahsil için gittiğim Konya da öğrendim. Orada dini neşriyatı takip ettim. Günlük gazeteler, dergiler ve kitapları içer gibi kontrolsüz ve programsız bir şekilde okudum. Köyüme geldiğimde benim hakkımda eski kanaatlerini devam ettirenlere karşı kendimi daha güçlü ve donanımlı hissetmeye başladım. Çoğu zaman onları susturuyor, doğru bilmediklerini Kur’anla yüzleştirerek ikaz ediyordum. Onların da İslâm adına doğruları öğrenmeleri için ilk defa köye beş takım Ömer Nasuhi Bilmen’in Kur’an tefsirini getirdim. Bu durum köy halkımızın bana bakışını hatta okullara bakışını değiştirdi. Artık ilkokulu bitiren çocuklarımıza başta imam hatip okulları olmak üzere ortaokulların yolu açılmış oldu.

Hayatımda dinden (İslâmdan) hiç uzak kalmadım. Kim ne adına İsl’am’a karşıysa bende doğal olarak ona karşı oluyordum. Bu bakımdan bütün dindarlar benim müttefikim, bütün din karşıtı görüş sahipleri ise mücadele etmem unsurlar olarak görünüyordu.

Daha Ortaokul sıralarında iken okuduğum Ziya Şakir’in Battal Gazi adlı kitabı, Ömer Seyfettin’nin hikâyeleri, Feridun Fazıl Tülbentçinin tarihi hikâyeleri bende bir Türk’lük şuuru da doğurdu diyebilirim. Daha sonra okuduğum Nihal Atsız, Ziya Gökalp, Prof.Dr. Mümtaz Turhan, Prof.Dr. Remzi Oğuz Arık, Prof.Dr. Erol Güngör,Ord.Prof. Hilmi Ziya Ülken ve İsmail Hami Danişment’in konu ile ilgili kitapları bendeki bu şuuru daha da kuvvetlendirdi. Artık Türklüğü görmeyen İslâmcılar da tartıştığım kişiler arasına girdi. O tarihten beri Türklük ve İslâm benim iki büyük temel dayanağım olmuş ve fikri kişiliğim bunlarla şekillenmiştir.

Komünizm duyduklarımla karşı olduğum bir sistemdi. Slogan halindeki bu duyduklarımın başında iki şey çok önemli görünüyordu. Namus konusunda ortaklık anlayışları ile din ve bilhassa İslâm hakkındaki bize intikal ettirilen kanaatleri. Bunlar bize söylenilmiş fakat tarafımızdan doğruluğu araştırılmamış düşüncelerdi. Ayrıca bildiğimiz bütün Türk yurtları ve günümüz Türk toplulukları Komünizm tarafından işgal ve esir edilmeleri de benim doğal olarak bu düşünceye karşı olmamı gerektiriyordu. O nedenle komünizm karşıtı olan her düşünce bende sempati uyandırıyor, hoş karşılamama sebep oluyordu. Komünizme karşı olmamın bir diğer önemli sebebi ise okuduğum tarih derslerinden kaynaklanıyor, son dönemdeki Osmanlı-Rus savaşları ve sonuçları bu karşıtlığımı güçlendiriyordu.

Yakın tarihimizde siyasal mücadele özellikle ve bilerek milliyetçilik ve komünizme inhisar ettirilmiş, kendileri için Türkiye üzerinde egemenlik kurma ve zemin kazandırma amacı taşıyanlar bu iki önemli kitleyi birbirine düşürmüş, siyasette güç olmaktan çıkarmışlardır. Din ise bu mücadelede araç olarak kullanılıyordu.

Komünizmin kurucusu Karl Marks hiçbir eserini doğrudan okuduğum biri değildir. Dolaylı olarak ilgisi dolayısıyla başka kitaplarda bölüm bölüm bilgi sahibi olduğum biridir. Bir aydın için bu affedilmez bir eksikliktir. Ama Komünizm hakkında daha başlangıçta menfi bir kanaat sahibi olduğum için buna hiç ihtiyaç hissetmedim. Mesela “Din afyondur” sözü benim için tartışılması bile söz konusu değildir. Şimdiye kadar hep böyle düşündüm. Komünizmin ülkemizdeki temsilcilerinin din deyince İslâm’ı kastetmeleri de bizim konuyu değerlendirmekteki hassasiyetimizin özünü teşkil etmektedir.

Konuya önümüzdeki hafta devam edeceğim

Not: Geçtiğimiz hafta Ali Ercoşkun’la ilgili olarak yazdığım yazı, Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığım suç duyurusu ve Cumhurbaşkanımıza gönderdiğim şikâyet mektubu geniş bir ilgiyle karşılanmıştır. Konuyla ilgili olarak gerek telefonla, gerek bizzat ulaşarak tebrik ve teşekkürlerini bana duyuranlara, ortak olarak buradan bende teşekkürlerimi sunuyorum. Konu ilginiz doğrultusunda dile getirilmeye devam edilecektir. Bana her vasıta ile destek olanlara saygılar sunarım..  

Bu yazı toplam 1506 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim