• BIST 93.616
  • Altın 209,254
  • Dolar 5,3413
  • Euro 6,0898
  • Bolu 2 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 1 °C

DİNLERİN GELENEKSELLEŞMESİ, GELENEKLERİN DİNLEŞMESİ

Hasan Dinç

 

Bütün ilahi dinlerin ortak kaderidir. Vahye dayalı ve peygamberlerin yaşayışıyla şekillenmiş başlangıçtaki sadeliğini zamanla toplumdaki geleneklerin bünyesine hulul etmesiyle kaybeder. Dinin bünyesine girmiş bu gelenekler zaman içinde dinin vazgeçilmezleri kabul edilerek ana unsurları haline gelir. Din genişleyip yayıldıkça yeni toplumların geleneklerini de bünyesine alır. Böylece din vahye dayalı esaslarından daha çok geleneklerin renklerinden oluşan bir inançlar yumağı haline gelir. Yani dinler gelenekselleşmiş ya da tam tersi gelenekler dini hüviyet kazanarak dinleşme sürecine girmiş olur.

Hiçbir din geldiği toplumun eski inançlarından ve geleneklerinden kendini uzak tutamamıştır. Dinimiz İslâm da dinlerin bu ortak kaderinden azade değildir. Yani önce Arap geleneklerinin sonra da yayıldığı geniş coğrafyadaki bütün İslâmlaşmış toplumların geleneklerinin izlerini bünyesinde taşımaktadır.

İslâm Dini bizzat Kur’an-ı Kerim’in veciz ifadeleriyle buna engel olmak istemiş ve bu konuda tedbirler geliştirerek ayetlerle önüne geçmek istemiştir. Mesela “Onlara Allah’ın indirdiğine uyunuz dendiği zaman onlar hayır biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız derler. Ya babaları bir şeye aklı ermemiş ve doğruyu bulamamışsa” ( Bakara Suresi Ayet 170) ve “ Onlara Allah’ın indirdiklerine ve peygambere geliniz denildiğinde bize atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey yeter derler. Ya ataları bir şey bilmiyor ve doğru yolda gitmiyorlarsa” (Maide suresi 174.Ayet) gibi ayetler ve konuyla ilgili hadisler İslâm’ın getirdiği iman, itikat ve akidelere uymayan eski geleneklerin terk edilmesini istemiş, uyumlu geleneklerin yaşamasına ise müsaade etmiştir. İslâm iman, itikat ve akidelerine uyum gösteren eski geleneklerin yaşamasına gösterilen bu müsamaha ve kapının açık bırakılması, eski geleneklerin toplum hayatında etkilerini sürdürmesini sağlamış, zamanla dinin bir parçası haline dönüşmüşlerdir. Bu bakımdan İslâm Dini en fazla Arap geleneklerinin İslâm’ın bünyesine yerleştiği, bu geleneklerin günümüzde vazgeçilmez dini mahiyet kazandığı görülmektedir.

Doğası icabı gelenekler değişme ve gelişmeye uygun kabiliyette değildirler. Dini mahiyet kazanıp dinin bir rüknü haline geldikten sonra onun bu özelliği daha da bir katılık ve dokunulmazlık kazanır. Artık onları şartların gerektirdiği biçimde değiştirmek ve geliştirmek mümkün olmadığı gibi, kimse böyle bir teklifte dahi bulunamaz. Bu teklifte bulunan kişi İçinde yaşadığı toplumda dinin mensupları tarafından tekfir (Kâfir sayılma) ve dışlanma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

İslâm’da ağız ve diş sağlığı önemli kabul edilmiş ve ta o zamanlarda bile bunun uygulamasına geçilmiştir. Misvak kullanma ağız ve diş sağlığı yönünden o günlerin önemli bir uygulaması ve Araplar bu uygulamayı daha önceden de yapmaktadırlar. Yani bir Arap temizlik geleneğidir. Peygamberimiz bu geleneğin devam etmesini faydalı bulmuş, abdest almaları sırasında Müslümanların misvak kullanmalarını teşvik etmiş ve özendirmiştir. Böylece misvak İslâm’ın önemli bir rüknü haline gelmiş, o günden bu güne Müslümanlar tarafından ağız sağlığı amacı düşünülmeden dini bir icabın yerine getirilmesi için uygulanmaya devam edilmektedir. Misvak bir ağaç olup lifleri fırça özelliği taşımakta bu iş için müsait bir durumu bulunmaktadır. Bugün hala Müslümanlar tarafından dini bir vecibenin yerine getirilmesi bakımından istek ve huşu içinde abdest alırken yapılmaya özen gösterilmekte, manevi bir rahatlık duyulmaktadır.

Bugün insanoğlu ağız ve diş sağlığı açısından daha modern ve faydalı uygulamalar bulmuş fırça ve diş macununu kullanmaya başlamıştır. Ancak kendini tavizsiz Müslüman kabul edenler Peygamberimizin yaptığı uygulamadan asla vazgeçmez, dini bir mahiyet kazanmış olan misvak kullanmayı dine bağlılığın bir nişanesi olarak kabul eder.

Mesela yemeğin elle yenmesi, yemekten önce yemek tabağına bir parça tuz konularak parmakla yalanması, tabaktaki yemek artığının parmakla temizlenmesi günümüz Müslümanlarının sünnet adı altındaki uygulamalarındandır. Çünkü bu uygulamalar peygamberimiz tarafından da yapılmıştır. Ancak peygamberimizin bu uygulamaları mukaddes dinimizin bir rüknü mü, yoksa Arap yemek geleneğinin dinimizdeki devamı mıdır? Bu sorunun cevabı bugün bizi bazı müşküllerden kurtaracak ve günümüz şartlarında daha iyi ve mükemmel uygulamalara yönlendirecektir.

Bu ve bunun gibi nice günlük hayatımızdaki yaşayış, temizlik, giyim gibi konularda Arap geleneklerinin din adına uygulamalarından kurtulma imkânını bulabileceğimizi sanıyorum. Fistan giymeyi, sandaletle ya da takunya kullanmayı, şalvar ve poturlu pantolon kullanmayı din zannetmenin günümüz Müslümanına verdiği ağırlığı görmeyen yoktur. Gençliğimizde kısa kollu gömlekle cemaat içinde namaza durduğumuzda yaşlıların kınayan bakışlarından kendimizi kurtaramadığımızı, hatta sözlü tacizlere maruz kaldığımızı gün gibi hatırlıyorum.

Miladi X. ve XI. Yüzyıllarda kitleler halinde İslâm’a giren milletimiz de eski inanç ve geleneklerini muhafaza etmiş, yeni dine bu kimliğiyle girmiştir. Getirdikleri bu inanç ve gelenekler bazen İslâm inanç ve itikatlarına ters düşse de günümüze kadar bu inanç ve gelenekler yaşama alanı bulmuş ve günümüzde İslâmi mahiyet kazanmıştır. Mesela mezarlara ve ağaçlar çaput bağlanması, Türbe ve mezarlara gösterilen aşırı saygı ve onlardan bir şeyler bekleme, cenaze arkasından üç, yedi ve kırk günlük merasimler Türklerin İslâm öncesi inanç ve geleneklerinin günümüzde İslâmi kimlik kazanmış uygulamalarıdır. Acı bir şekilde görülmüştür ki türbeye giderek “Al sana göbek, ver bana bebek” diyen biçare kadınla, üniversite sınavına girmeden bir gün önce türbe ve yatırların önünü dolduran milyonlarca genç ve ebeveynlerinin din adına yaptıkları İslâm dışı uygulamalar ve eski gelenekler olduğu bilinmelidir. Günde beş vakit namaz kılan Müslüman kıldığı namazın her rekâtında “Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım bekleriz. (FATİHA SURESİ 5. AYET)” diyen samimi bir Müslüman’ın Allah’tan (C.C.) beklediğini yatırdan ya da türbeden beklemesi İslâm inancına uygun düşer mi?

 Bunlar gibi binlerce örnekle gördüğümüz gelenekler ve eski inanç kırıntıları dinin bünyesine girerek dini hüviyet kazanıyorlar ve dinleşiyorlar. Vahyin ve peygamberlerinin temiz sünnetiyle sade bir yaşayış olan dinler zamanla geleneklerin ve eski inançların istilasına uğruyor ve gelenekselleşiyorlar. Bu acı sondan maalesef mukaddes dinimiz İslâm’da hissesine düşeni almıştır.

Bu yazı toplam 1787 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim