• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • Bolu 1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 3 °C

Divan Edebiyatı üzerine...

Aykut Karagüzel

Bugüne kadar bizlere Divan Edebiyatı denilince bir öcüden bahsediliyormuş gibi gelmiştir. Ancak onun ince sanatlarından, duygu coşkusundan ve ele alınan konuların mükemmelliğinden hiç söz eden olmadı. İlk akla gelen; -failatün feilatün mefailün- gibi insana ve de özellikle öğrencilerimize anlamsız gelen kavramlar oldu. Oysa aruz kalıplarının nedeni ve nasıllığı üzerinde durulmadı. Divan Edebiyatı, dünyada tüm edebiyatçıların hayranlıkla araştırmalar yaptığı bir edebiyat türüdür. Bu konu ile ilgili insanlarımızın serzenişini biraz da edebiyat öğretmenlerimize bağlıyorum. Sevdiremedik mi, yoksa gerçekten işe yaramaz ve safsatadan ibaret bir edebiyat türü müdür, Divan Edebiyatı? Biz öğretmenler, bu konuyu öğrencilere aktarırken kalıplar ve sanatlarla boğarak anlatmak yerine, daha sevecen, daha eğlenceli ve ilgi çekici bir hale getirerek anlatamaz mıyız bu konuyu?

Örneğin kaç edebiyat öğretmenimiz ballandıra ballandıra anlatmıştır Ferhat ile Şirin'in hikâyesini. Bu güzel hikâyeyi beğeninize sunuyorum.

Yorum sizin…

Ferhat ile Şirin

Bu hikâye Hüsrev ü Şirin olarak da bilinir. Divan edebiyatında da mesnevi konusu olarak işlenmiştir. Halk edebiyatında daha çok Ferhat ile Şirin olarak da bilinen hikâyenin kısaca konusu şöyledir:

Erkek çocuk bırakmadan ölen Ermen hükümdarının yerine Mehin Banu adlı kızı geçer. Mehin Banu'nun Şirin adlı bir de kız kardeşi vardır. Mehin Banu, Şirin için bir köşk yaptırır. Bihzad adlı bir ressam bu köşkü güzel resimlerle süslemektedir. Bihzad'ın Ferhat adında bir oğlu vardır. Ferhat babasıyla çalışırken Mehin Banu ona âşık olur. Oysa Ferhat da Şirin'e tutulmuştur. Arada bir Ferhat ile Şirin gizlice buluşmaktadır. Şirin bir gün aşkını ispat için Ferhat'tan şehrin dışındaki bir pınarın köşke bağlanmasını ister. Ancak arada Bî-sütun adlı bir dağ vardır. (Bazı varyantlarda pınar yerini bir mandıraya bırakır.) Şirin de mandıradan köşküne süt akıtılmasını ister. Ferhat, saray bekçiliğine tayin edilmek şartıyla bu görevi kabul eder. Mimar mühendis olan Ferhat, büyük külüngüyle dağı delmeye başlar. Mehin Banu Ferhat'ın Şirin'i sevdiği için hapse attırsa da bir süre sonra gördüğü bir rüya üzerine onu serbest bırakır. Karamsarlığa kapılan Ferhat ise dağda bir mağara açıp oraya Şirin'in resimlerini çizer ve yalnız yaşamaya başlar. Bu arada Hüsrev'in babası olan Hürmüz, Şirin'i Ferhat'a almak için Mehin Banu ile savaşmaya başlar. Hürmüz'ün oğlu Hüsrev ise Şirin'e âşık olur ve hastalanır, yatağa düşer. Bu arada Ferhat dağı delmeye devam etmektedir. Tam dağı deleceği sırada Hüsrev'in dadısı Ferhat'ın yanına gelip ona “Oğlum sen burada uğraşıyorsun ama Şirin öldü” der. Ferhat, derinden bir ah! çeker ve külüngü başına indirerek ölür. Şirin bunu duyunca sevgilisinin ölüsü başında ağlar ve belindeki hançer ile canına kıyar. Hüsrev'in dadısı ise dağdan inen bir aslan tarafından parçalanarak öldürülür.

Elde bulunan kaynaklara göre Ferhat ile Şirin mesnevisi ilk olarak Genceli Nizami tarafından ele alınmıştır. Divan edebiyatında “şirin” kelimesinin tatlılıkla ilgili anlamlarından faydalanılarak daha çok “dehan(ağız)” kelimesiyle birlikte kullanımı oldukça yaygındır. Bu meşhur aşk hikâyesinin diğer kahramanları da, divan edebiyatı şiirlerinde çeşitli yönleriyle anılırlar.

20.11.2008

Bu yazı toplam 1309 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim