• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • Bolu 3 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 3 °C

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Hasan Dinç

 

Geçtiğimiz 3 Mart günü Diyanet işleri Başkanlığının 92. Kuruluş yıl dönümüydü. Yani 3 Mart 1924 yılında kuruldu. Doğal olarak kurum temsilcileri kuruluş yıl dönümünü kutlamadıkları için bundan toplumun haberi olmadı. Diyanet işleri Başkanlığı Türkiye Cumhuriyetinin en temel ve köklü kurumlarından biridir. Rejimin ve sistemin omurga yapılarındandır. Bu nedenle kurumu Osmanlıdaki Şeyhülislâmlık ve Meşihat Makamına benzetenler de bulunmaktadır. Aslında yapı, görev ve yetkileri bakımından Diyanet İşleri Başkanlığı Osmanlıdaki şeyhülislâmlık ve meşihat makamından çok farklılıklar gösterir. Bir kere Meşihat makamının görev ve yetkileri çok geniş bir alanı kapsıyordu. Dini konularda fetva vermek, devletin yönetimiyle ilgili temel ilke ve kanunların konulmasında söz sahibi olmak, ilmiye sınıfı tarafından yürütülen yargı, eğitim öğretim görevlerini de elinde bulundurmak gibi devletin çok önemli bir bölümünü kontrol etmek yetkileri vardı. Yani günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Adalet ve Milli Eğitim Bakanlıkları ile Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) nun üzerinde paylaştırılan devlet hizmetlerinin tümü bu şeyhülislâmlık ve meşihat makamı bünyesinde toplanmıştı. Zamanla bu görev ve yetki alanı daraltılmaya başlamış 19.yy ortalarından itibaren (Tanzimat dönemiyle birlikte) bu makama bağlı yargı, eğitim öğretim ve vakıflarla ilgili hizmetlerin önemli bir bölümü adliye, Maarif veEvkaf Nezaretlerine bağlanmıştır. Böylece şeyhülislâmlık makamı uhdesinde fetva işleri, medreselerdeki öğretim ve şer’iye mahkemeleriyle sınırlandırılmıştır. 1910 sonrasında şer’i mahkemeler ve bağlı kuruluşlar da Adliye Nezaretine bağlanmış ve görev alanı iyice daraltılmıştır. Buna rağmen günümüzdeki Diyanet İşleri Başkanlığı ile mukayese edildiğinde görev ve yetki alanı hala çok geniş olarak karşımıza çıkmaktadır.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun hemen başında 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan 429 sayılı kanunla Şer’iye ve Evkaf Vekaleti lağvedilerek onun yerine Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Reisliği ve Evkaf Umum Müdürlüğü kurulmuştur.  Böylece  Şer’iye ve Efkaf nezaretinin üzerinde bulunan muamelatla ilgili dini hükümlerin resmi uygulamadan kaldırılıp yasama ve yürütme yetkisinin TBMM’sine ve onun oluşturduğu hükümete ait olduğu vurgulanarak “İslâm Dininin hukuk kuralları dışında kalan inanç ve ibadetlerle ilgili hükümlerin yürütülmesi ve ibadet yerlerinin yönetilmesi”Diyanet İşleri Reisliğine bırakılmıştır. Vekâletin bünyesindeki okullar ise Tevhid-i tedrisat kanunu gereği Maarif Vekâletine bağlanmıştır. Benzetilmesi uygun düşerse Diyanet İşleri Başkanlığı bin yıl önceki sınırlarına çekilmiş, Selçuklu Sultanı Sultan Tuğrul Bey’in 1058 yılında Bağdat’a girdikten sonra Abbasi Halifesine tanıdığı Din İşlerini tedvin etme yetkisine geri döndürülmüş, asli görevi dışında kalan yetkileri geri alınmıştır.

Bu süre içinde meydana gelen iki büyük siyasi hareket (27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbe dönemleri) ve yapılan yeni anayasalarda Diyanet İşleri Başkanlığının genel devlet yönetimindeki yeri ve mevcut kanunu aynen muhafaza edilmiştir. Bu arada özel kanununda önemle belirtildiğine göre “ Laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek” görevlerini yerine getirmesi belirtilmiştir.

Bütün bunlara rağmen Diyanet İşleri Başkanlığı bilhassa çok partili döneme girildiğinden bu yana dozu giderek artan bir şekilde tartışılmaya devam edilmektedir. Bilhassa “kuruluşun devlet idaresi içinde yer alması, bir taraftan devletin dine müdahale ettiği, diğer taraftan devlet bütçesinden din hizmetleri için harcama yapılmasının” laiklik ilkesiyle bağdaşmadığı ileri sürülerek eleştirilmiştir. Ayrıca teşkilat personelinin Din Hizmetleri sınıfıyla ilgili hükümleri için anayasa mahkemesine verilmiş, yüksek mahkeme “Diyanet İşleri Başkanlığının dini bir teşkilat değil, genel idare içinde yer almış idari bir teşkilat olduğu, başkanlığın anayasada yer almasının ve mensuplarının memur sayılarak maaşlarının bütçeden karşılanmasının devletin din işlerini yürürttüğü anlamına gelmediği, dinin devletçe denetiminin yürütülmesinin, din işlerinde çalışacak kişilerin yetenekli şekilde yetiştirilerek dini taassubun önlenmesi ve dinin toplum için manevi bir disiplin olmasının sağlanması gibi koşullarının zorunlu kıldığı ihtiyaçlara uygun bir çözüm yolu bulmak amacı taşıdığı” gerekçeleriyle reddetmiştir.

Teşkilat son zamanlarda ise Sünni İslâm (Hanefi) mezhebinin kontrolünde olduğu şeklinde yoğun bir eleştiriyle karşı karşıya kalmıştır. Ayrıca “Alevilerin vergilerinden yararlandığı halde Alevilerin temsil edilmediği bir teşkilat olduğu” şeklinde de ciddi eleştirilere muhatap olmuştur. Bu eleştiriler için gerek siyası iktidar içinde gerekse teşkilat bünyesinde ciddi çalışmalar yapıldığı kamuoyuna yansımaktadır. Bu çalışmaların nasıl sonuçlanacağı ise henüz bilinmemektedir.

  Kurulduğu günden bugüne teşkilat önemli bir itibar kaybına da uğramıştır. Teşkilatın ilk başkanı olan merhum Rıfat Börekçi Hoca Atatürk’ün ayağa kalkarak karşıladığı tek kişidir. Bilhassa çok partili dönemde teşkilat itibar kaybına uğramış, başkanlar tapu kadastro memuru seviyesinde muameleyle karşılaşmışlardır. Günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı Haç ve Umre ziyaretleri koordinatörlüğü, Kur’an kursları için Cuma günleri para toplanması ve bazı hafif konularda verdiği fetvalarla gündeme gelmektedir. Mensuplarının siyasi iktidar için faaliyet gösterdiği kanaati yaygınlaşmış, itibarı zedelenmiş, bu nedenle Yaptığı büyük hizmetler halkın önemli bir kesiminin dikkatinden düşmüştür.

 Osmanlı döneminden pek de masum olmayan olayların içinde birinci derecede sorumluluk sahibi bir kurumun devamı gibi kabul edilen bu teşkilat halkımız üzerinde hala güven duyulan bir düzeye gelememiştir. Osmanlıda katledilen her padişahın kanında, devlete karşı girişilen her ayaklanmanın yanında fetvasıyla bu kurumun birinci derecede sorumluluğu bulunmaktadır. Padişah Genç Osman’ın boğdurularak öldürülmesi, Padişah III. Selim’in Tahtan indirilmesi, başta Patrona Halil isyanı olmak üzere Osmanlı sarayına karşı girişilen bütün isyanların arkasında maalesef Şeyhülislâmın fetvası bulunmaktadır. İmparatorluğun son dönemlerinde atılan her ileri adımın karşısında “Din elden gidiyor” gerekçesiyle yobazların itici gücü yine maalesef bu kurumdur. Cumhuriyetimizin kuruluş aşamasında Kuvay-i Milliye önderlerine “katli vaciptir” diye ölüm fetvası veren de bu kurumdur. Son Şeyhülislâmlardan Mustafa Sabri Efendi “ Yalnız Müslüman ve insan olarak kalmak üzere Türklükten şeref ve izzetimle istifa ediyorum. Allah’ım sana tövbe ediyorum beni Türk milletinden sayma” diyecek kadar soy özürlü olan da bu kurumun başıdır. Günümüzde bazı siyasilerin Türk düşmanlığında tüy diken aymazlıklarının temeli üzülerek söylemeliyim ki yine bu kurumun kirli izleri bulunmaktadır.

“Sistemden ve düzenden nemalananlar değişimin karşısında yer alırlar” diye sosyolojiye İbn-i Haldun’un kazandırdığı bir kural vardır. Bu gün hala Neo- Osmanlı peşinde koşan ve cumhuriyetle hesaplaşma içine girenlerin İslâmcı gibi görünmeleri onların söylediklerinin İslâmla ilgili olduğu anlamına gelmemektedir. Çünkü İslâm saltanata ve padişahlığa karşı tek inanç sistemidir. Buna rağmen bugünkü bazı İslâmcıların geri dönüş rüyaları ve Osmanlı hayranlıkları dindarlıklarından değil, Osmanlıdan ve onun düzeninden kaybettikleri nemalanmalara geri dönmek istemelerinden kaynaklanmaktadır.

Cumhuriyetin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının bu türlü eğilimler karşısında bırakınız tavır koymayı zaman, zaman bu malul zihniyetle yan yanaymış gibi görüntü vermesi Türk milletinin bu kuruma güvenini azaltmakta, 92 yıl geçse de geri dönüş arzularına zımnen de olsa destek gibi görünmesini asla kabul edememektedir. Kuruluş yıl dönümünü kutlamayı unutan bu kurumun sanki kuruluştan memnun değilmiş havası vermesi de kendisine duyulan şüpheyi beslemektedir. En küçük konuları dahi minber ve kürsülerde konu edinen bir kurumun kuruluş yıl dönümünü cemaatiyle paylaşmaması hayra alamet değildir. Buna rağmen Diyanet İşler Başkanlığımızın Kuruluşunun 92. Yılını kutlar, bütün mensuplarına ve Müslüman Türk milletine hayırlı olmasını dilerim.  

 

 

 

Bu yazı toplam 2101 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim