• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 8 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 10 °C

DİZELERLE NASRETTİN HOCA

Hasan Dinç

Nasrettin Hoca Balkanlardan Anadolu’ya, Kafkaslardan Orta Asya’ya ve Orta Doğu’ya geniş bir coğrafyada; kısaca milletimizin kültürel izlerinin bulunduğu bütün bölgelerde ve bu bölgelerde yaşayan bütün toplumlarca bilinen bir veli, bir bilge, bir halk filozofu  ve Kibar-ı Evliya (Evliyanın büyüklerinden) dandır.Bu geniş coğrafyada bazen Nasrettin Hoca, bazen Molla Nasrettin, Bazen Nasrettin Hodja ve bazen de Nasrettin Efendi olarak karşımıza çıkan bu büyük insan şüphesiz ki TÜRKTÜR. Efsanevi kişiliği bir yana bırakılırsa kendisinin 1. Murat zamanında yetişmiş, Yıldırım Beyazıt zamanında ölmüş ve büyük ihtimalle Akşehir’de yaşamıştır. Ondan günümüze kadar kalan latifelerde Akşehir ve Timurlenk figürleri canlı bir şekilde bulunduğuna göre Büyük Türk Sultanı Timurlenk’in sohbetlerinde bulunduğu ve bu sohbetlerden Timurlenk’in çok hoşlandığı anlaşılmaktadır. Bu sebepten dolayı Timurlenk’in Akşehir’i yağma ettirmediği de tarihi belgelerde görülmektedir.

Nasrettin hoca insanları doğru yola getiren, onlara doğruyu gösteren, iyilikleri bildiren, kötülüklerden sakındıran bir velidir. Bunu yaparken kullandığı metot onu diğer velilerden ayırmış ve insanlık tarihinin unutulmazları arasına sokmuştur. Konuları halkın anlayacağı bir dil ve üslûp ile gayet manidar latifeler halinde ve öz olarak dile getirmiş; böylece insanları kötülüklerden sakındırırken iyiye, doğruya ve güzele yönlendirmiştir. Nasrettin Hoca insanı, insanlarımızı ve toplumumuzu iyi tanımış, toplumsal ilişkileri ve her türlü beşeri münasebetleri, toplumda ve ilişkilerde gördüğü aksaklıkları düzeltme yönünde onlara nasihat türü latifelerini nüktelerle dile getirmiş, latifelerdeki bu nükteler kişileri düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Nasrettin Hoca güldüren, güldürürken de düşündüren latifeleriyle yaşadığı günden günümüze hatırlanan bir halk filozofu ve Türk bilgesidir. Şüphe yok ki bundan sonra da insanları güldürüp düşündürmeye devam edecektir.

Nasrettin Hoca’ya ait bu latifelerin ilk toplandığı eserlerden biri, Londra British Museum’da bulunmaktadır. Kitap “Haza Terceme-i Nasrettin Efendi Rahme” adını taşımaktadır. Bu kitaptaki latifelerin bir kısmı Hoca’nın üslubuna ve nükte anlayışına uymamakla birlikte onun latifelerini toplayan en eski eser olması bakımından önemlidir. Bu eserin sonundaki şu bitiş cümlesi önemli olup dikkat çekicidir. “İşte Nasrettin Efendinin kibarı evliyadan olduğuna şüphe yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var ya da yok. Böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak Süphane ve Teala o kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye .” Günümüzde de Nasrettin Hoca’nın bir latifesi (fıkrası) dinlendikten sonra onun yediye tamamlanmaması halinde dinleyenlerin işinin iyiye gitmeyeceğine dair yaygın bir inanç halen toplumumuzda yaşamaktadır.

Bugün Orta Asya’dan balkanlara kadar bütün coğrafyada onun adına binlerce latife anlatılmaktadır. Şüphesiz bu binlerce latifeden çoğunun onunla ilişkisi yoktur. Daha sonraki dönemlerde halk kötü yöneticilerin ve devlet işleyişinin olumsuzluklarını onun ağzıyla dile getirmiş sonra da bütün bunlar Nasrettin Hoca’ya fatura edilerek anlatılmış ve kayda geçirilmiştir. Böylece hem Batı dillerinde hem de Türkçemizde geniş bir “Nasrettin Hoca” külliyatı meydana gelmiştir. Bu geniş külliyata bir kitap da DİZELERLE NASRETTİN HOCA adıyla Bolu’dan katılmıştır.

Bolu’muzun önemli entelektüellerinden Caner Yücel Bey’i her halde tanımayanımız yoktur. Avukatlık mesleğine Bolu’da başlamış ve bu mesleği Bolu’da noktalamıştır. Avukat Caner Yücel hepimizin tanıdığı, sevdiği ve kişiliğine saygı duyduğu bir hemşerimizdir. Gelişen, büyüyen ve üniversite şehri olan Bolu’da onun katkılarını kimsenin küçümseyeceğini sanmıyorum. Hukuk bilgisi ve eğilmez kişiliği hem meslektaşları arasında hem de şehrimizde onu hep ön plana çıkarmış, ancak büyük şairimiz BAKİ gibi bir türlü hak ettiği yere gelememiştir.

Caner Yücel’in az bilinen bir yönü daha vardır ki o da onun şiire düşkünlüğü ve usta bir şair olduğudur. Taa lise çağlarından bu yana şiire önemle eğilmiş, başta HİSAR DERGİSİ olmak üzere birçok sanat dergisinde şiirleri yayınlanmıştır. Bu arada önemli sayıda şiiri de bestelenmiş, tatlı nağmelerle dilimizden düşmeyen eserlere kaynaklık etmiştir. Uzun yıllar hayatın çetin şartları onu şiirden uzaklaştırmış olsa da son dönemde sanat yeteneğinin üzerindeki küller üflenince içindeki kor bütün sıcaklığı ile ortaya çıkmıştır. İşte DİZELERLE NASRETTİN HOCA adındaki kitap, CANER YÜCEL imzasını taşımakta ve Hoca’nın latifelerinin bir kere de şiirle dile getirilmesinden oluşmaktadır.

DİZELERLE NASRETTİN HOCA kitabı Hoca’ya ait o fevkalade düşündüren ve güldüren latifelerin bir usta şairin şiir sanatıyla donatılarak okuyucuya tekrar bir başka güzellikte sunulmasından meydana gelmektedir. Öyle ki Sayın Caner Yücel kitabın takdimini bile iki mısra ile:

          “Selam olsun Hocama dizelerle anlattım.

           Sessizliği sevmez O, bir taş da ben fırlattım”

 Diye başlamış ve önsözünü de manzum bir şekilde kaleme almıştır. Her seviyeden insanımıza ve bilhassa orta dereceli okul öğrencilerimizle daha yüksek öğrenim gören gençlerimize hitap eden bu kitap, okuyucularımın özel kütüphanelerine zenginlik katacak değerde bir hazine olduğunu bilmelerini ister, hararetle tavsiye ederim. Yazımı kitaptan aldığım “AL ABDESTİNİ VER ÇARIĞIMI” latifesini yazarak bitireceğim.

        Hoca bir gün sıkılmış kıra gideyim demiş.

         Koymuş zembile azık, biraz da kuru yemiş.

        Hem bir nefes alırım dinlendirir başımı,

        Hem de sakince yerim getirdiğim aşımı.

        İyi olur diyerek gitmiş yakın ormana,

        Gün güzel, hava temiz, çok iyi gelmiş ona,

        Kuş sesleri içinde uzanmış bir kuytuya,

        İçi geçmiş demek ki, dalmış hemen uykuya.

        Uyanınca bir bakmış namaz vakti kalacak,

        Koşmuş hemen dereye abdestini alacak.

        Çorapla çarığını taş üstüne koyarken,

        Kaftanını bükerek mintan kolu soyarken,

        Aceleden şaşırmış eli değmiş mi taşa,

        Çarığı suya düşmüş, korktuğu gelmiş başa.

       Dere çağıl çağılmış, kelik birden kaybolmuş,

       Hoca çok telaşlanmış, benzi sararıp solmuş.

       Toparlamış kendini, seğirtmiş arkasından,

       Bir de sarığı düşmüş, kahrolmuş tasasından.

       Yetişmeye imkân yok, Hoca hem şişman hem ağırmış,

       Behey biraz dur! Diye, sinirlenip bağırmış.

       “ÇOK KOŞTURDUN ARDINDAN, DÜŞÜRTTÜN SARIĞIMI,

         ABDESTİNİ AL BENDEN, GERİ VER ÇARIĞIMI.

Kitap bu günlerde Bolu’daki bütün kırtasiyecilerde satışa sunulmuştur.

  4 Ekim 2011


Bu yazı toplam 1286 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim