Bugün:

 

  Yazı Dizisi

Bolu Gündem Gazetesi: -Dosyalar-: BOLU'DA ÇEVRE SORUNLARINA BAKIŞ (bolu haber, basın, son dakika, gazete, spor, yazar...) Yazı Dizileri

-Dosyalar-

BOLU'DA ÇEVRE SORUNLARINA BAKIŞ
(27 Eylül 2011)

Facebook'ta Paylaş

  

BOLU'DA ÇEVRE SORUNLARINA BAKIŞ

Bolu'da doğaya ve doğanın kirletilmesine bir çevre bilincinin oluşmasına yönelik olarak önceden beri bilimsel çalışmaları ile tanınan; bilgi, bulgu ve görüşlerini bilimsellikten ayrılmadan halk ile paylaşan bir bilim adamı Prof.Dr Okan Külköylüoğlu. Onu bir hafta sonu Göynük Çubuk Gölü'nde, Sülüklü Göl'de bir diğer gün Abant Tabiat Parkı'nda görebilirsiniz. Aynı zamanda hidrobiyolog olan Külköylüoğlu Bolu'nun doğasında sürekli incelemeler araştırmalar yapar, bunları öğrenciler ile paylaşır daha da önemlisi Bolu halkı ile paylaşır.Külköylüoğlu bir çevre bilinci oluşturulabilmesi için cesaretli adımlar atar.Abant İzzet Baysal Üniversitesi ' nde ( AİBÜ) üretilen bilimsel tezleri Bolu halkı ile paylaşma konusunda çaba sarf eden bu bağlamda da toplumsal sorumluluğu yerine getirme konusunda da hassas ve bilinçli gayretleri ile dikkat çekiyor Kulköylüoğlu. Sizlerle paylaşacağımız değerli hocamızın “Bolu'nun çevre sorunlarına bakış” isimli çalışmasını konu ile ilgilenen, ilgilenmesi gereken tüm Boluluların bu raporu okumalarını, Bolu'da bir çevre bilinci oluşturulabilmesi için önemli kabul ediyoruz.

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Bolu.

Avrupa ve diğer gelişmiş (ve birçok gelişmekte olan) ülkelere kıyasla, 'çevre bilinci' konusunda ülkemiz hala oldukça geri kalmış durumda. Oysa Çevre bilinci; “çevrenin farklı olduğunu kabul ederek, içinde ki canlı cansız bütün varlıkların biz insanlar kadar eşit yaşama hakkına sahip olduğuna saygıyla bakmaktır”. Bu yaklaşım içerisinde ne yazık ki üstün körü verilen çevre eğitimleri veya çevre etkinlikleriyle beraber hedeflenen amaçlar yerine ulaşmamaktadır. Halbuki “içinde yaşadığımız çevrenin korunmasının önemini sistemli ve bilimsel yollarla öğreten eğitim” olan çevre eğitiminin temel amacı; “çevre problemleri hakkında duyarlı olan ve olası çözümleri veya çözüm yollarını sağlayabilecek yetenekte bilinçli ve çevreye duyarlı kitleler oluşturmaktır”. Bu amaç unutulmuştur. Öyle ki her geçen gün gündeme düşen yeni bir çevre sorunu ve beraberinde tartışmaları ortaya çıkmaktadır. İşte bunlardan birkaçı: “çekirdek tartışması”, “kümeslerin durumu”, “suların arıtılması”, “kökez suyunun durumu”, “olur olmaz yere gölet/baraj yapılması”, “katı atıklar”, “görsel kirlilik”, “trafik sorunları” ve benzeri. Bunlar arasında sanırım son 10-15 senedir üzerinde en çok konuşulan ve tartışılan konu ise Abant Gölü ve çevresi hakkındaki sorunlardır. On seneden fazla konuşulan ve dikkat çekilen bu sorunların hala gündemde olması, bu sorunların çözülmesi bakımından ne kadar yol alamadığımızın açık bir örneğidir. Pekala, “neden bu sorunlar hala gündemde ve çözüm bekliyor?” derseniz, bunun yanıtı;” sorunları çözecek bilimsel yaklaşımların olmaması ve bu zihniyetin bir türlü bilimsel gerçekleri (ve bilim adamlarının fikirlerini) benimseyememeleridir”.

Abant Gölü Tabiat Parkı Örneği:
Ülkemizde yaklaşık 16 tane olan Tabiat Parkı içinde şüphesiz Abant Gölü Tabiat Parkı'nın ayrı bir önemi vardır. Parkın yasal durumu, 21 Ekim1988 tarihinde 1150 hektar (ha) iken, 07 Şubat 1991 tarihinde 1196,5 ha alan olarak belirlendi ve koruma altına alındı2. Bunun (1196,5 ha'lık alanın) yaklaşık 646,5 ha ormanlık arazi olurken, 550 ha ise orman dışı (mera, çayırlık, sucul alan vb.) alan olarak bilinmektedir. Ormanlık alanın yaklaşık %90'lık kısmını Göknar ve Çam oluştururken, bunu kayın ve diğer ağaçlar takip eder.

Bu alanın geçmişine bakıldığında, çalışmalar göstermiştir ki, göl oluşumu yaklaşık 7-8 bin sene öncesine denk gelirken, alanın insanlar tarafından keşif edilmesi ve kullanılması ise 4-5 bin sene öncesine denk gelmektedir. Yapılan araştırmalara göre insanlık bu bölgeyi uzun süreli yerleşim yeri olarak fazla kullanmamıştır. Ancak, olasılıkla bu bölgede tarım yapacak kadar kalmışlar ve yine olasılıkla bölgede bulunan tatlı su kaynakları ve gölden yararlanmışlardır. Fakat özellikle iklim koşullarının zorluğu ve ulaşımın oldukça zahmetli olması, göl çevresinde yerleşimin uzun süreli olmasına engel olmuştur. Bu nedenle olsa ki göl çevresindeki meralarda bugün bile kadimden kalma yayla evleri, yılın sadece belli zamanlarında kullanılmaktadır.
Park içinde kuşku yok ki en göze batan kısım, mavinin ve yeşilin farklı tonlarını yılın değişik zamanlarına göre gösteren Abant Gölü'dür. Göl, deniz seviyesinden yaklaşık 1345m yukarıdadır.

“Göl çevresinde yapılaşmalar başladıkça biriken atık sular göle ve çevresine zarar verdi”
Bolu'daki birçok doğal göle göre burası oldukça eski sayılmaktadır. Örneğin, Sülüklü Gölü'nün oluşumu, sadece yaklaşık 300-400 sene gibi kısa bir süre önce gerçekleşmiştir. Bunun yanında; Sünnet, Çubuk, Karamurat gibi göllerin oluşumları da Abant'a göre daha yenidir. Göl, bir veya birkaç heyelan (toprak kayması) sonucu oluşmuştur. Gölün oluşumundan önce, güneybatıdan kuzeydoğuya (şimdiki gölün giriş kısmı ve Abant Deresi) doğru akan bir derenin varlığı söz konusudur. Ancak zaman içerisinde kuzeybatı kısmındaki tepelerde meydana gelen toprak kayması sonucunda bu derenin önü kesilmiş olup, dereden gelen su bu alanda birikmeye başlamıştır. Daha sonraki yer hareketleriyle beraber göl yaklaşık 18 metre derinliğe kadar ulaşmıştır. Elimizde bulunan 30 Aralık 1888 yılına ait Osmanlı Arşivleri'nden ulaşılan, elle çizilmiş haritalara göre Abant Gölü'ne o zamanlar en az 6 farklı dere ile su gelmekteymiş. Oysa günümüze kadar bu akarsuların yolları değiş(tiril)miş olup şimdilerde sadece gölü besleyen bir veya iki tane uzun süreli akabilen dere kalmıştır. Bu değişim insan etkisinin göl üzerinde ki en önemli ve gözle görülebilecek bir başlangıç noktası sayılabilir. Çünkü göle akan dereler kesildikçe ve göl çevresinde yapılaşmalar başladıkça biriken atık sular yıllardır (ki şimdilerdeki durumunu bilemiyoruz?) arıtılmadan göle verilmiştir. Bunun sonucunda ise sadece gölde değil göl dışında bile olumsuz etkiler görülmeye başlanmıştır.

Bolu'da doğaya ve doğanın kirletilmesine bir çevre bilincinin oluşmasına yönelik olarak önceden beri bilimsel çalışmaları ile tanınan; bilgi, bulgu ve görüşlerini bilimsellikten ayrılmadan halk ile paylaşan bir bilim adamı Prof.Dr Okan Külköylüoğlu hocamızın “Bolu'nun çevre sorunlarına bakış” isimli çalışmasının dün yayınladığımızın devamını bugün sizlerle paylaşıyoruz.

Yapılan son çalışmalar ile beraber, Park sınırları içinde yaklaşık 1265 canlı türü bilinmekte ve bunların en azından 70 tanesi endemik tür (dünyada sadece bu bölgede bulunan tür). Bunlar arasında ise en azından 40-45 tanesi bugün; tıp, ilaç sanayi, kozmetik, kimya ve biyolojinin farklı alanlarında değişik amaçlarla kullanılıyorlar. Kaldı ki diğer en azından bilinen binden fazla türün ise henüz hangi amaçla bu alanlarda kullanılabileceğini henüz bilemiyoruz. Bu durum biyolojik zenginlikle ve genetik çeşitlilik ile ilgilidir. Oysa bu kadar önemli biyolojik zenginliğe sahip olmasına rağmen, Park içinde eğitimsel ve bilimsel amaçlı kullanılabilecek bir “Park Doğa Müzesi” henüz kurulamamıştır. Halbuki bu tip müzelerin daha başta park düzenlemeleri yapılırken düşünülüp hazırlanması gerekirdi.

Son yıllarda park içinde ve çevresinde süregelen bazı çalışmalar bir süreliğine durdurulmuştur. Bunda Abant'ın korunması için yapılan kampanya ya katılan 10 binden fazla insanın etkisi şüphesiz önemlidir. Fakat bu süreç içinde ne kadar yol alınmıştır? Parkın ve gölün geleceği için ne kadar ve hangi yatırımlar yapılmıştır? Kendi adını duyurmak uğruna çeşme yapılması mı Parka bir katkıdır? Muhtelif yerlere konulan ancak zamanında toplanmayan çöp kutuları (depoları) mı Parkı koruyacaktır? Veya Park içinde “kabuklu yemiş yemeyi” mi yasaklayacağız parkı korumak için? Girişlerde daha fazla para alsak? Veya neredeyse sadece zengin ve/veya yabancı turistleri ağırlayan hotellerin sayısını arttırsak? Bunun için futbol sahaları ve golf alanlarını oluştursak? Birkaç kendini bilmez endemik türün ne önemi var ki? Burada olmasalardı o türler. Onlar yüzünden değil mi ki bu kadar sorun çıkıyor ortaya? Varsın akciğer kanserini önleyen ilaçların esası başka hayvanlardan bitkilerden olsun? Olsun da Abant'ta olmasın. Önemli olan yeşil kağıt parçaları değil mi? Önemli olan buraya gelecek olan turistler değil mi? Hatta bunlar için gerekli hazırlıklar yapılmıyor mu? İşte Abant'a giden yollar birkaç senedir açılmıyor mu? Bunlar için yüzlerce asırlık ağaçlar kesilmedi mi? Hatta sel baskını bu nedenle yaşanmadı mı? Bu tekrar etmeyecek mi? (Edecek).

Abant Gölü başta olmak üzere Abant Gölü Tabiat Parkı hakkında pek çok şey yazıldı, çizildi, konuşuldu; asırlık ağaçlar kesildi, orman içinde ve göl kenarında yollar açıldı, göl kıyı şeridi toprakla dolduruldu, konu yerel gazetelerde, ulusal basında ve hatta yurtdışında defalarca tartışıldı, insanlar tehdit edildi, yasaklamalar getirildi, görevden alınmalar oldu (ve olacak); kısaca pek çok yanlış ama çok az doğru iş yapıldı bu park için.

Parkın sınırlarımızı aşan ünü her geçen gün artmaktadır. Örneğin, sadece Google (13.Eylül.2011 tarihli) aramasında bile “Abant” kelimesi için dokuz milyondan fazla (9.180,000), “Abant Gölü” için 300 binden fazla ve İngilizce “Lake Abant” kelimesi içinse 150 binden fazla bilgiye ulaşmak mümkün. Oysa Abant (eski ismiyle “Abad”) sadece bir bilim insanı gözüyle değil de sade bir vatandaş gözüyle bile görenlerin hayranlığını uyandıran bir doğa güzelliği. Park sadece 125 hektarlık (1.25km2) (-ki yakın zamanda yapılan ölçümlerde 130 hektar) bir alana sahip olan gölüyle değil, çevresindeki farklı mozaik yapıyı oluşturan; orman, mera, dağ ve sulak alan ekosistemleriyle de önem arz etmektedir. Bu haliyle parkımız bir zamanlar yüksek sesle söylenen “Abant'ı Davos yapacağız!” fikrinin aksine kendini ispat ettirerek, Davos'a değil Davos'un Abant'a benzetilmesi gerekliliğini göstermiştir9. Yani, Abant doğal yapısıyla örnek alınabilecek bir yerdir. Böyle de olmalıdır. Ancak bunun için öncelikle “bilimsel çalışmalar ve bilimsel yaklaşımlar altında gerekli koruma ve yaşatma” hedeflenmelidir. Tarih, “çevresine değer vermeyen ve doğal kaynaklarını hor kullanıp tüketen toplumların nasıl yok olduğuna dair örneklerle dolu”. Bolu'da bir doğa güzeli olan Abant gitgide çirkinleşiyor. Eğer gerekli bilimsel, kurumsal ve yönetimsel önlemler alınmazsa yakın zamanda bu alanda korunacak bir şeyin kalmayacağı da açık!.. Eğer korunacak doğal bir şey yoksa, görülecek bir şeyin merakı da olmayacak buraya gelenlerde. O zaman kayıp edilenleri geri getirmek çok geç olacak. Kaybolan “Biyolojik bir tarih” söz konusu olunca, bu tarihi asla bir daha esas haline döndüremezsiniz. İşe o zaman mı düşünüyorsunuz buraya bir doğa müzesi yapmayı? Abant Gölü Tabiat Parkı'nı ne zaman Abant Gölü Milli Park'ı olarak kabul edeceksiniz?

Gölet/Baraj Yapılması Hakkında:
Bolu'daki doğal çevre gün geçtikçe hızla azalıyor. Bir zamanlar tarım alanı olan araziler üzerine son model (çağdaş!) akıllı binalar yapılıyor. Ancak en önemlisi, verimli mera ve çayırlık alanların da (aslında çukur olan her yere mi desek?) önüne bir set çekilerek gölet/baraj yapılıyor. İşte bunlardan Bolu için en büyük gölet olan Seben Taşlıyayla Göleti. Birçokları için buraya gelip balık tutmak, piknik yapmak güzel gelebilir. Ancak, burada kayıp edileni sizin buraya getirip attığınız hiçbir arsız tür geri getiremeyecektir. On sene sonra patates ekecek arazi kalmayacak Bolu'da. Kaç kişinin umrunda bu bilemem. Bu alanlar da bitti bitiyor. Ya sonra? Sonrasında siz tutup Bolu ovasını özellikle güney cephelerindeki dağlık araziye saldıracaksınız. Manzarası güzel diye. Sonra? Ormana gireceksiniz 2B uygulaması (uydurması) ile ve orman kaçacak sizden. Bolu'da 2B ile beraber yaklaşık 19 bin hektar orman dışı (??) arazi yapılaşmaya açılacak. Bunu 2 veya 3 ile çarpın. Çünkü Çevre Bilimi alanında “kenar etkisi” denilen olgu işin içine girecek ve bu sayı iki üç kat artacak. Sonunda kaçacak orman sizden; kaçacak ve koca orman sıkışacak, daralacak küçücük bir dağ tepesine. Size bakacak oradan “ben size bu kadar mı kötülük yaptım ey Bolulular!” diyerek. Ağlamasını siz duyamayacaksınız. Ama intikamını, evet! Bu arada kuraklık kendini hissettirecek. Sonra ara ara fakat sert gelen yağmur döneminde sel baskınları olacak. Bunlar felaket senaryoları değil. Bunlar olacak, çünkü suyu tutabilecek tek doğal güç olan ormanı yok etmişsiniz zaten. Ve maddi manevi kayıplar yaşanacak. Bu arada göletler taşacak. İşte en yakın zamanda yaşanılan örnek: 01/02Haziran 2011 tarihinde Bolu Merkez ilçeye bağlı Tekkedere Köyü gölet sularının taşmasıyla meydan gelen zararlar. Aynı olay 1986 yılında da yaşanıyor ve ahırlar, evler, yollar, tarlalar sular altında kalıyor (neyse ki can kaybı yok) (Köy Muhtarı Ahmet Çakıroğlu'ndan 09Haziran2011). Bolu'da gölet yapma alışkanlığı ülke ortalamasının çok üstünde ve bu alışkanlık devam ediyor. Bu konuda Bolu yine bir ilke imza atmıştır. “Gölet yapma birincisiyiz.” Çevre ve Orman Bakanlığı (şimdi Orman ve Su İşleri Bakanlığı), ülkemizde 2002-2010 tarihleri arası toplam 129 gölet yapıldığını belirtiyor (Tablo 1, Şekil 2). Bolu İl Özel İdaresi 2003-2009 Faaliyetlerine göre ise bu dönem (2003-2010) içinde Bolu'da gölet sayısı 78. Buna göre Türkiye'de son 7-8 senede yapılan göletlerin yaklaşık %60.5'i Bolu'da gerçekleşmiş… Bravo bize. Bir birincilik daha kazandık. (Tablo1-şekil2)

Gölet yapanların dayandıkları bir gerekçe ise “su taşkınlarını önlemek”. Oysa yapılan çalışmalara göre göletler taşkınları engellemiyor. Taşkın sayısını azaltmıyor. Bilakis arttırıyor. İşte size bir gerçek (Tablo 2 ve Şekil 3). 2002 yılı sonu itibariyle 5018 taşkın, 906.029 hektarlık alanda etkili olurken, 2010 yılı sonunda bu sayı 5851 taşkına yükselmiş ve bundan 970.177 hektarlık alan etkilenmiştir. Oysa aynı dönemde yapılan gölet ve baraj sayısı (Tablo 1 ve Şekil 2) 2002 sonunda 315 ve 2010 sonu ise 444 gölet olurken bu sayı barajlar için 196 dan 262 ye çıkmıştır. Görüldüğü üzere hem baraj hem de yapılan gölet sayısı artmasına rağmen bunlar su taşkınlarını azaltamamış. Bilakis su taşkınlarının bu dönemde arttığını da görmekteyiz. Bu durum ekolojik ve çevre faktörlerinin doğru düzgün hesap edilmeden (veya hiç edilmeden) bu gölet ve barajların yapımının gerçekleştiğini gösteriyor.
(Tablo2-Şekil3)

Ne yazık ki yasal uygulamaları bir şekilde delip, bunları istediği hale sokmayı çok iyi beceren bir sistem içindeyiz. Öyle ki, bu sistem içinde bırakın çevreyi insanın bile hiçbir önemi kalmamakta. Bu öyle bir sistem ki 'güç bende her şeyi yaparım' iradesiyle kendi koruma verdiği bir milli parkın içine dahi yine kendi izni ile birkaç tane Hidroelektrik Santralin kurulmasını gerçekleştiriyor. İşte Türkiye'nin en büyük milli parklarından bir tanesi Munzur Parkı'nda 8 baraj ve 8 HES planı var. Aşağıdaki listede sadece 13 tane alan örnek olarak gösterilmiştir.

Ülkemizde Bazı HES Alanları (Sarıbaş 2011'den uyarlanmıştır).
1) Artvin-Borçka (Maçahel) vadisi—8 HES onaylandı.
Burası UNESCO tarafından önemli “biosfer rezerv alanı” ilan edildi. Kafkas arılarının yeri!

2) Erzurum-İspir (Salaçur vadisi)---birçok HES onaylandı.
-Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından “Yaban Hayatı Geliştirme Alanı” olarak ilan edilmiştir.
-Bu vadi dünyadaki 305 önemli doğa koruma alanından birisidir.

3) Ordu-Çambaşı yayla suları ----2 HES.
- bu bölgeye özgü yüzlerce endemik tür yok olma tehlikesine girmiştir.

4) Giresun---40 yakın HES inşaatı sürüyor. 94 proje var.
-Derelerin Kardeşliği Platformu etkin bir şekilde mücadele veriyor.

5) Rize-Çayeli (Senoz vadisi)---12 HES projesi var.
-9 tanesi için yürütmeyi durdurma kararı alınmıştır.

6) Trabzon-İkizdere Vadisi---78 km lik alanda 26 HES kurulması planlanıyor.
-Burası Doğal Sit Alanı'dır. Anzer balı ile ünlü bir yer..

7) Fırtına Vadisi--- birçok yeni HİS ve HES planlanıyor.
- Şimşir ağacı türü dünyada bir tek burada yetişiyor.

8) Pavlovit Vadisi--- Fırtına vadisi içinde.---birçok HİS ve HES planı var.
-burası 100'den fazla endemik türün bulunduğu bir alan.
-Ayrıca, Türkiye'de en çok boz ayı nüfusuna sahip bakir bir bölge.

9) Kastamonu-Cide (Loç vadisi)---Kastamonu-Bartın Küre Dağları Milli Parkı'dır.
-Planlanan HES'ler ile bu bölgedeki akarsuyun en az %85'i tünellere hapis olacaktır.
-Dünyada sadece burada bulunan 29 endemik türe sahip.
-Sarı Yazmalılar Derneği mücadele veriyor.

10) Tunceli- 8 baraj ve 18 HES planlanıyor.
--Munzur Milli Parkı—Türkiye'nin en büyük milli parkı.
-Antalya- Kumluca Alakır Vadisi---8HES planlanıyor.

11) Antalya- Kaş (Kıbrıs deresi) --- 1 HES---Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Sahası..
-HES yapılırsa, narenciye, pamuk ve susam tarımı büyük olasılıkla yok olacak.
-Yok olma tehlikesiyle yaşayan Vaşak türünün son alanı.

12) Muğla-Yuvarlakçay---20 HES planlanıyor.

13) Fethiye-Saklıkent kanyonu---2 HES projesi var. Her yıl en az 400-500 bin turist alanı ziyaret ediyor.
Bolu, doğal güzelliğini ve doğal kaynaklarını hızla kaybeden konuma gelmiştir. Yakın zamanda bu konuda da bir birincilik kazanırsak hiç şaşırmayın. Bolu idaresi birçok açıdan elinde bulundurduğu kaynakları kullanmayı bilemeyen bir durumdadır. Bilime, bilim insanlarına ve bilimselliğe uzak olan bu zihniyet her çukura su doldurmaya çalışarak, geleceğe ne bırakmayı umuyor? Hala bu olaylardan ders almamış olan karar vericiler, öncelikle çevre olmadan, içinde yaşanılan sağlıklı bir ortam olmadan hayatın devam edemeyeceğini ne zaman anlayacaklar?

Kaynaklar:
1.Külköylüoğlu, O. 2009. Çevre ve Çevre: İnsan-doğa ilişkisi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Matbaası. İzzet Baysal Vakfı (İkinci basım). 278sayfa.
2. Çevre Atlası. 2003. Çevre ve Orman Bakanlığı. Ankara.
3. Woldring, H., Bottema, S. Aytuğ, B. 1986. Late quaternary vegetation history of Abant. 5th OPTIMA Meeting, Istanbul, 8-15, pp: 467-471.
4. Bottema, S., Woldring, H, Aytuğ, B. 1993. Late quaternary vegetation history of northern Turkey. Palaeohistoria, 35/36: 13-72.
5. Erinç, S., Bilgin, T., Bener, T. 1961. Abant gölünün menşei hakkında. İstanbul Üniversitesi Coğrafya Enstitüsü Dergisi:161-165.
6. Akşıray, F. 1959.. Abant gölünde sun'i ilkah yolu ile ilk Alabalık üretilmesi hakkında. İstanbul Üniversitesi Fen Fak. Hidrobiyoloji Dergisi, Seri A. 5: 115-124.
7. Dügel, M., Külköylüğlu, O., Kılıç, M. 2008. Species assemblages and habitat preferences of Ostracoda (Crustacea) in Lake Abant (Bolu, Turkey). Belg. J. Zool., 138 (1) : 50-59.
8. Google. 2011. www.google.com.tr.
9. Külköylüoğlu, O. 2010. Göllerimiz 1-4: Bolu Gündem Gazetesi, Röportaj Yazı dizisi.
10. Külköylüoğlu, O. 2008. Orman yasasının 2/B maddesi ve Bolu'daki etkisi. Bolu Express gazetesi. S.4-5: 02Şubat2008.
11. Çevre ve Orman Bakanlığı. 2010. Faaliyet Raporu.
12. Bolu İl Özel İdaresi 2003-2010 Faaliyetleri. 2010. Bolu Valiliği, İl Özel İdaresi. 344s.
13. Sarıbaş, M. 2011. Hidroelektrik santralleri (HES'ler) ve doğa yıkımı: Anadolu'nun su isyanı! Bilim ve Gelecek Dergisi. 87: 42-49.


 

Facebook'ta Paylaş

Dizi Yazısının Diğer Konuları:


Tüm Yazı Dizileri

 


Tüm İlanlar

Bolu Resmi İlanlar
 
 İkizler Eczanesi:
 Kalıcı Konutlar Yaşamkent Mah. 27. Ada İş Merkezi No:Z-33 BOLU Tel:(0 374) 2705081
 Mina Eczanesi:
 Semerkant Mah. Erbayram Sok. Özgünaydın Apt. No:A/5 BOLU Tel:(0 374) 2179566

Tüm Yazı Dizileri


 
Email:
bilgi (@) bolugundem.com   Telefon: (0374) 215 05 72
 

 

 

Tasarım: EvrenKENT

© 2003-2014 Tüm Hakları Saklıdır. Bolu GÜNDEM Gazetesi.
Bolu Gündem Gazetecilik, Matb. ve Reklam Tic. Ltd. Şti. www.bolugundem.com 

Site Yönetimi  -  Mail Yönetimi