Bugün:

 

  Yazı Dizisi

Bolu Gündem Gazetesi: İZZET BAYSAL: BOLU'YU YENİ BAŞTAN DİZAYN EDEN KİŞİLİK (bolu haber, basın, son dakika, gazete, spor, yazar...) Yazı Dizileri

İZZET BAYSAL

BOLU'YU YENİ BAŞTAN DİZAYN EDEN KİŞİLİK
(07 Mayıs 2010)

Facebook'ta Paylaş

 

BOLU'YU YENİ BAŞTAN DİZAYN EDEN KİŞİLİK

İZZET BAYSAL

Yıl 1986…
Kendi halinde olan bir kent olan Bolu'da hayat rutin akışında devam ediyor. Gelen, giden siyasiler sözlerine genellikle şöyle başlıyorlar “İki büyük şehrin arasındaki güzel, yeşil Bolu…” O yıllarda metropol, Anakent kelimeleri icat olmadığı için bu sözcükleri kullanıyorlar.
Zamanın Ticaret ve Sanayi Odasında ise Bolu turizmle mi yoksa sanayi ile mi kalkınır tartışmaları, boşa harcanan enerjinin ötesinde bir şey ifade etmiyordu.
Küçük Bolu kenti kendi halindelik modunda yaşayıp giderken, İstanbul Topçular İZSAL Döküm fabrikasında amca, yeğeni ile temerküz etmiş sermaye birikimlerini hayır işlerinde kullanmaları konusunda karşılıklı fikir teatisinde bulunuyorlardı.
Bolu'nun makûs talihini değiştirecek olan İzzet Baysal Vakfının kuruluşu, vakıf senedinin hazırlanması ve vakfın devletin ricat ettiği eğitim ve sağlık hizmetlerine yatırım yapacağını ilan etmesi, planlamaların başlaması ile 1986 yılı nihayete eriyordu.
İşte aradan geçen 26 yıl.
Bu 26 yıl içine İzzet Baysal Vakfı neler sığdırmadı ki…
Üniversite, yüksek okullar, hastaneler, liseler, fizik tedavi merkezleri, sağlık ocakları ve daha neler neler…
İzzet Baba bu 26 yılın tamamını göremedi 2000 yılında vefat ettiği zaman Bolu'da gözyaşları sel oldu aktı.
2o bin kişinin katıldığı cenaze töreni ona duyulan saygının, sevginin duyulan minnetin en somut ifadesi idi.
İzzet Baba bir sözünde “Bolulular bu vakıf sizindir, ona sahip çıkınız” demişti.
Geriden gelenler öyle de yaptılar, mesai arkadaşı, yeğeni, sözcüsü, dert ortağı Ahmet Baysal meşaleyi devir aldı, eğitim meşalesini hep yüksekte tuttu, sağlıkta amcasının vasiyetlerine uygun davrandı.
Ahmet Baysal'ı da Bolu halkı, amcası gibi çok sevdi, saygı duydu ona.
Örneğin, Boluspor'un bir maçında maçı izlemeye gelen Ahmet Baysal stada girdiğinde binlerce seyirci maçı bıraktı, 90 dakika Ahmet Baysal lehine tezahürat yaptı.
1987 yılı ile İzzet Babanın rahmetli olduğu 2000 yılına kadar zaman zaman bunalımlarda yaşanmadı değil.
İzzet Baysal ile zamanın Başbakanları Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller arasında geçen tartışmalar, ülkenin siyasal yaşamına damgasını vurdu.
İzzet Babanın Cumhurbaşkanı Demirel'e yazdığı mektup hiç unutulmadı.
İnanılmaz insan, Cumhuriyetin ilk sanayicilerinden İzzet Baysal adına Boluluların düzenlediği haftanın arifesindeyiz.
Bu yıl tören programını yetersiz bulanlar var, eleştirenler var;
Tören programı ne olursa olsun hiçbir şey ama hiçbir şey İzzet Babanın büyüklüğüne gölge düşürmez.
O okullarında eğitim gören öğrencilerin, hastanelerinde şifa bulan hastaların, o Bolu halkının sevgilisidir.
Bunu hiçbir şey değiştiremez.
Bolu Gündem gazetesi olarak İzzet Baysal, İBV konulu bir nehir röportaj hazırladık.
Katkıya açık olan bu röportaja yeğeni Ahmet Baysal'ın 1992 yılında vakfın kuruluş yıllarını ve amcası İzzet Baysal'ı anlattığı anıları ile başlıyoruz.

On Altın Öğüt
(İzzet Baysal'ın çok beğendiği ve mutlu bir hayat için herkese tavsiye ettiği anonim sözler)
1. Düşünmeye vakit ayır, düşünce güç için kaynaktır.
2. Eğlenmeye vakit ayır, eğlence gençliğin sırrıdır.
3. Okumaya vakit ayır, okuma bilginin pınarıdır.
4. Duaya vakit ayır, dua güç anlarda direnmenin desteğidir.
5. Sevmeye vakit ayır, sevme yaşamı tatlı kılan şeydir.
6. Anlaşmaya vakit ayır, anlaşma yaşama güzel bir tat verir.
7. Gülmeye vakit ayır, gülme ruhun güzelliğidir.
8. Vermeye vakit ayır, verme günün aydınlığıdır.
9. İşini iyi yapmaya vakit ayır, iyi iş kişiyi kendine saygın yapar.
10. Teşekküre vakit ayır, teşekkür yaşam pastasının kremasıdır.

ÖNSÖZ:
Her insanın hayatında mühim dönüm noktaları vardır. Benimkinde de , şüphesiz anımsanacak mühim anlar olmuştur.
Bunlardan biri ,Amcam İzzet Baysal'ın ismini taşıyan vakfın kuruluş çalışmalarını bana tevdi etmesi ve yönetiminde mühim bir görev vermesi olmuştur.
1986 yılıydı; bir gün fabrikaya geldiğinde :

"Türk Eğitim Vakfı,bildiğin gibi, her sene on binlerce gencimize eğitim bursu veriyor; Oku­maya hevesli fakat maddi olanakları kısıtlı çocuklarımıza tahsil fırsatını yaratıyor..Ben de düşün­düm , vasiyetimi bu vakfa yaptım.Hayatım boyu çalışarak kazandıklarımın böylece gençlerimizin eğitimine yararlı olacağını düşündüm..Sen ne dersin ?." diye sordu.
" Çok iyi yapmışsınız , Amca.." cevabını vermiştim..Vermiştim amma ardından da düşünmüş­tüm : Uzun seneler işlerini yürüten olarak vakfettiği varlığın mertebesini bilen kişiydim.Bu nedenle bir hafta kadar sonra tekrar bir araya geldiğimizde :
"Amca ,dedim,madem böyle geniş çaplı bir hayra karar verdiniz, neden düşündüğünüz bu hiz­metleri isminizi taşıyan bir vakıf eliyle yapmıyor ve böylece bu hayırları kendi isminizle yüzyıllar boyu yaşatmıyorsunuz ?."
"Ben artık yaşlandım,kim uğraşacak,oğlum.." dedi.
"Müsaade ederseniz ben uğraşayım ,amca
dedim.
İşte yukarıda değindiğim, hayatımın unutulmayacak dönüm noktalarından biri bu konuşmanın yapıldığı o gündür..
O gün , İzzet Baysal Vakfı'nın kuruluş çalışmalarına başlamaya ve Vakfı, Amca ve Yeğen, beraberce , kararlaştırdığımız iki ana amaca yöneltmeye karar verdik : Ülkemizin en büyük problemlerinden olan Eğitim ve Sağlık Hizmetlerinde, kudretimiz nispetinde Devlete yardımcı olacak ; Hayırları bilhassa,doğup büyüdüğümüz ve ilk feyzini aldığımız ana,baba toprağı Bolu'ya yöneltecektik..
1986 yılının Aralık ayında bu amaca yönelik Vakıf Senedi hazırlanmış, tescil ve ilân edilmiş bulunuyordu.
İlk faaliyet yılı ise 1987 oldu.

Şu anda 1992'deyiz..Aradan 5 sene geçmiş ve zaman su gibi akıp gitmiş..1987'yi hatırlıyorum: Bolu Anadolu Lisesinin temel atma töreni..Güneşli fakat ayaz bir ilkbahar sabahı..Bando,pankartlar öğrenciler ,halk,protokol erkânı ..İlk konuşma Vakfı temsilen bana verilmiş..Bolululara müjdemizi ilk defa o gün duyuruyoruz:
"İZZET BAYSAL VAKFI kurulmuştur ve başlıca amacı Bolu'ya Eğitim ve Sağlığa yönelik yatırımlar yapmaktır."

Konuşmamda şu sözlerimi vurgulamaya çalıştığımı da hatırlıyorum:
"Bugün temeli atılan bu lise ,Vakfımızca oluşturulacak uzun bir zincirin yalnızca başlangıç halkalarından biridir.Bu halkalara,öncekilere kenetlenmiş olarak her sene yeni halkalar ilâve edilecek,eğitim ve sağlık konularında sonsuza kadar uzanacak bir hizmetler zinciri oluşturulacaktır.."
Evet,zaman hakikaten su gibi akmış ve geriye dönüp baktığımızda 5 senede ,halen inşaatları bit­mek üzere olanlarla birlikte Vakfımızca Bolu'ya sunulan yapıtlar sayısı 70'i geçmiş..Büyüklü küçüklü,ortalama senede 14 eser..
Ana Okulundan Üniversiteye kadar uzanan 27 Eğitim tesisi..Köy Sağlık Evlerinden 200 Yataklı Hastane Külliyesine kadar yayılmış 38 Sağlık tesisi..Çocuk Yuvalarından Huzur Evlerine varan 9 Sosyal Hizmet tesisi..
Bunlara her sene yenileri ilâve edilmeye devam edecek; Örneğin 1992 yılı programı ve sonrası Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nin bitmek üzere olan ilk etap binalarından sonra başlanacak yeni projelerle yüklü bulunuyor.
Amcamın vergisi ödenmiş varlıklarından vakfına aktardıklarının gelirleriyle meydana gelen bu eserlerin herbirinde unutulmayacak anılarım olmuştur.Dolayısı ile şimdiye kadar yapılanları ve bu anıları bir kitap halinde toplamak görevinin de bana düştüğünü düşündüm.

İşte, bu kitapçığın derlenmesinde görünen gerekçe budur.
Görünmeyen gerekçe ise, herhalde, bu çalışmaların bana verdiği hazzı belgeleyebilme arzusu olmuştur.Umuyorum ki bu arzu bu kitabı,yalnızca bir vakfın eserlerini tanıtmanın resmiyetinden kurtaracak; hem o hayırları tanıtmaya,hem de aynı zamanda takdir okuyucunundur bu tanıtımın okunabilir olmasını sağlayacaktır.
Her eseri, küçük veya büyük, yaşayan bir varlık olarak ele aldım..Bu varlığın neden veya nereden kaynaklandığından başladım, meydana gelişini ve yaşamını takip ettim..Her biri birer işletmeydi ve yöneticileri, hizmet edenleri ve hizmet görenleriyle bir bütündüler..Dolayısı ile onların fikirlerine büyük önem verdim. Bir çoğu çocukluk anılarımı tazeledi; O çağrışımları vurgulamadan geçemedim.
İki konu ayrı bölümlerde ele alınmıştır:

İZZET BAYSAL

İzzet Baysal'ın yeğeni Ahmet Baysal'ın anlatımıyla İzzet Baba;

Genel yayın yönetmenimiz M.Süha Alparslan'ın 9.Mayıs.2003 tarihinde İzzet Baysal günlerine doğru kaleme aldığı bir makalesi

"İzzet Baysal (9 Mayıs 2003)"
Toplumların, ulusların, hatta herhangi bir yerleşim biriminde beraber yaşayanların, toplumsal hayatlarına aktif olarak müdahale eden kişilikler zaman zaman çıkar.
Bu bir spor adamı, bir girişimci, bir siyasetçi, bulunduğu toplumun tanıtımına katkıda bulunan bir sanatçı olabilir. Örnekleri arttırmak mümkün…
Bulunduğu birimin toplumsal hayatına aktif olarak müdahale eden olumsuz kişiliklerin, o birimin geleceğini nasıl etkileyeceğinin örneklerini vermek de mümkün.
Ancak konumuz onlar değil.

Konumuz 80 bin nüfuslu kentimizin makus talihini, sihirli dokunuşları ile değiştiren, dil biliminin bütün övgülü sözlerini ebediyen hak eden İZZET BAYSAL.
Devlet bürokrasisi, ticari çevreleri, meslek kuruluşları turizmle mi kalkınırız, sanayi ile mi kalkınırız tartışmalarını yapadururken, mütevazi kişiliği ile ortaya çıkan kentimizin eğitimine, kültürüne, sağlık birimlerine dolayısı ile bütün sektörlerine inanılmaz katkılar yapan İZZET BAYSAL.
Üstelik de diğer Vakıflar gibi değil.
Yani yaptığı yatırımları tahakkuk eden vergi matrahından düşerek yapmıyor. Önce vergisini ödüyor, kendisine kalan şahsi servetini yaşadığı, büyüdüğü kent için tüketiyor.
İnceleyin ülkemiz diğer vakıflarını, bir tane İZZET BAYSAL Vakfı'na denk düşenini bulamazsınız. Diğerleri yaptıkları yatırımları vs. hizmetleri vergi matrahlarından düşerler. Yani devlete ödeyecekleri vergiyi bir şekilde vakıf yatırımlarına aktarırlar. Böylelikle hem hayırsever olduklarını topluma kanıtlamaya çalışırlar, hem de ticari yatırımlarının da reklâmını yaparlar.

İZZET BAYSAL ve Vakfı'nın bu anlamı ile ülkemizde bir eşi, örneği yok.
Alın size çarpıcı bir örnek daha.
Devlet özelleştirme programları gereği, kamu iç borçlanmalarının faizlerinin vergi gelirlerinin %93'ünü tüketmesi tabii sonucu, eğitim ve sağlık hizmetlerinden ricat ediyor.
Son dönem ideolojisi de bu, mecburiyeti de bu.
İZZET BAYSAL ise, devletin çekildiği, devletin yapması zorunlu olduğu hizmetleri kendi organize ediyor, yaptığı yatırımları devlete teslim ediyor.
İZZET BAYSAL Bolu'ya bir vakıf üniversitesi kuramaz mı idi? Dolarla öğrenci kabul edemez mi? Ya da İZZET BAYSAL sağlık komplekslerini ticari olarak organize edemez mi idi?

Böyle yapsa dahi, bu topluma bugünkü koşullarda büyük katkı yapmış sayılırdı. Ama o daha da inanılmazını yaptı yaptı yaptı.
Bu örnekleri de arttırmak mümkün…
Hatta Türkçe'nin bütün övgülü sözlerini ard arda sıralamak mümkün.
Ancak bana göre, bazen söz bazen tezahürat, bazen coşku, cicili bicili ifadeler, bir konuyu anlatmaya yeterli olmayabilir.
İZZET BABA, işte tam bu noktada.
Onun aziz şahsiyeti önünde bütün kalbimle saygı ile eğiliyorum.

*****

 

Üniversite konusunu Eğitim Tesislerinden ayrı bir bölümde ele almamızın nedeni, 1990 yılında başladığımız bu Üniversite'yi devamlı geliştirme arzumuzun bir işareti olarak bilinmesini istememiz- dendir.Bu kitapta yalnızca, inşa halinde olan ilk etap 7 binasından bahset ilebilmiş tir .Allah kısmet eder­se Abant İzzet Baysal Üniversitesi çok değil üç beş sene içinde ayrı bir kitapçığa konu olacak boyuta erişecek ve kim bilir ne anılar tazeleyecektir..
Köy Sağlık Evleri'ni de Genel Sağlık Tesislerinden ayrı bir Bölümde ele aldık . Nedeni İzzet Baysal Vakfının ,Köy Sağlık Evlerine ayrı bir değer vermesindendir.Bilhassa kış aylarında ulaşımı bile imkânsız hale gelen ilimizin bu ücra ve uzak köylerindeki Sağlık Evleri bir tek ebesi ile,köylümüze şehirlerdeki bir Hastane kadar sağlık güvencesi verebilmektedir.Ve oralarda köy halkının,adeta bir Doktor olarak gördükleri Ebe ile ibret alınması gereken çok insancıl ilişkileri vardır .Bunu 1991 yazında bu köylere yaptığım gezide fiilen gördüm ve yaşadım.Bu nedenle Köy Sağlık Evleri aynı bir bölümde ve fedakar ebelerimize ithaf edilerek tanıtılmaya çalışılmıştır.

Ayrıca gerek amcam İzzet Baysal'ın gerekse rahmetli ağabeyisi babam Mehmet Baysal'ın Vakfın kuruluşundan önce Bolumuza yaptıkları hayırlara da aynı kitapçıkta yer verilmiştir.
Kitabın kuru bir tanıtma derlemesi olarak kalmamasına bilhassa gayret gösterdim.Bu nedenle içinde,yeri geldikçe,930'lu 940'lı Bolumuzdan bazı kesitler bulacaksınız..Bunların,çocukluk senelerinin özlemini çeken ve o yılları hiç unutmayan bir Bolulu'nun memleket hasretine bağışlanacağına eminim.
Gene bu nedenle,bilhassa Köy Sağlık Evleri bölümünde ,köylülerimizle yaptığımız konuşma­larda Bolumuza has deyim ve şiveleri aynen yansıtabilme gayretinde oldum..Bolu yöremize has bu sı­cak deyimleri kitabın sonunda "Bolu şiveleri başlığı altında derlemek de zevkli bir uğraş oldu;en azın­dan yazıların kuruluğunu gidereceğini umuyorum..
Bu kitabın ilhamını Amcamın ulvî hayırlarından aldığım şüphesizdir .Uzun yıllar yanında çalıştım ; Ondan çok şey öğrendim ; Çalışma şevki, başarma azmi ve tükenmek bilmeyen sabrı daima rehberim oldu.Gurur duyduğum en ulvî girişimi ise, kurduğu vakıf eliyle yaptığı ve yapmayı tasarladığı, ülke­mize ve insanımıza dönük hayırları olmuştur.Kitabımın başında,kendisini,bilebildiğim kadarı ile ve fa­kat tüm dikkatimle objektif kalmaya uğraşarak, tanıtmaya çalıştım.Unuttuğum veya yanlış tanımlama­larım olmuşsa önce kendisinden özür dilerim.
Bu kitabı, saygı ve sevgilerimle kendisine, Amcam İzzet Baysal'a ithaf ediyorum.
O'na en büyük lütfün ise Cenab-î Haktan geleceğine inanıyorum.
Saygılarımla Ahmet Baysal
Mayıs 1992


İZZET BAYSAL

Amcam İzzet Baysal 1907 yılında Bolu'nun Karaçayır mahallesinde dünyaya gelir..Küçük ismi Mustafa'dır .Babası,Rüştiye mektebi mezunu, son Osmanlı devrinin Maliye memuriyetinden emekli Ha­cı Ahmet Canip Efendi,annesi Alpagutbey köyünden Hafız Behiye Hanımdır.İkisi erkek ikisi kız ,dört çocuklu ailenin en küçüğüdür.
İlk ve orta öğrenimini Bolu'da yapar ..Küçüklüğünde ele avuca sığmaz ,haşarı bir çocukmuş..Ev- den mektebe gidiyorum diye çıkar fakat çok kereler kendi gibi okul kaçağı arkadaşları ile sokak araların­da veya bahçelerde günlerini oyunla geçirirlermiş..

Günlerden bir gün Hocası çarşıda dedeme rastlar,oğlunun derslere devamsızlığından şikayet eder ve sebebini sorar.. Dedem şaşırmıştır; Hoca ile buna bir çare ararlar ve bir kontrol sistemi oluştu­rurlar:Dedem bir çok kağıda mührünü basacak ve Hocaya verecektir. Bunlardan her biri okul dağılışı Hoca tarafından Amcamın eline tutuşturulacak, o da akşamları,mektebe devamının tevsiki olarak baba­sına teslim edecektir.
Sistem iyi başlar; her akşam dedem,Amcam tarafından okul dönüşü eline verilen mühürlü belgele­rin sağladığı "devamlılıktan" memnundur..Haftalar böyle geçer .. Ancak ne var ki gene çarşıda karşılaş­tıkları bir gün Hocanın suratı asıktır: İzzet gene bazı günler okula uğramamaktadır.

"Nasıl olur ?"der dedem; "Her gün bana mühürlü belgemi getiriyor.."
Hayret sırası Hocaya gelir :"Okula gelip almıyor ki,nasıl getirsin ?"der.
Ve olay o gece babaannemin küçük İzzet'i sıkıştırmasıyla aydınlanır:Dedemin mührünü bul­muş,aynı tip kağıt parçalarına basmış ve okula gitmediği günler eve döndüğünde "devamlılığını" bun­larla kanıtlamış..
Bu küçük olay,Amcamın hayatının her safhasında rastlanan belirgin vasıflarından birini yansıtır: Aklına koyduğunu yapma cüreti..

İZZET BAYSAL

Keman'a olan hevesi de bu çocukluk döneminde o tarihlerdeki havai davranışlarından biri olarak başlamış olsa gerektir.Okul kaçışlarında Büyüksu kenarında arkadaşları ile yaptıkları eğlence âlemlerinde keman çalmayı geliştirmiş..Söylediklerine göre çok güzel çalarmış..(Dedemin kanun'a ,baba- ] Amcamın Uda merakı gibi).. Bizler pek dinleyemedik; Zira iş hayatına atıldıktan sonra keman da bir kenara
bırakılmıştır .Keman'a çocukluğunda gösterdiği bu geçici heves, onun iler ki yaşlarda sık sık gördüğü­müz diğer bir vasfına güzel bir örnektir:"Aklına koyduğunu muhakkak başarır,fakat başarıya ulaştık­tan sonra yeni başarılar arar.." Kanarya yetiştirme hobisi,Antika eşya koleksiyonculuğu,nadide çiçek ve bilhassa orkide üretme tutkusu gibi ..Bu uğraşlarının hepsinde İstanbul'da isim yapacak derecede do­ruğa ulaşmış olmasına rağmen bir sonraki hevesi için bir öncekini bırakmıştır.

Haşarı olmasına karşın zeki olduğu muhakkaktı; Zira bu kadar devamsızlığa rağmen öğrenimini hiç takıntısız ve her sene ya birincilik ya ikine ilikle bitirdiğini görüyoruz..
Ve sene 1926'da bu haşarı genci İstanbul'da Mekteb-î Sultan-î Nefise'de (daha sonra Güzel Sanat­lar Akademisi ve bugün Mimar Sinan Üniversitesi) Mimarlık tahsiline başlamış buluyoruz.
Bu kararın nasıl verildiğini, büyük merakıma rağmen öğrenemedim.Kendisi de hatırlamamaktadır. Ancak İstanbul'a gidip imtihana girdiğini ve kazanmanın sevincini anımsıyor..Cumhuriyet döneminin o ilk seneleri düşünülürse,daha "Mimar"lığın ne olduğunun bilinmediği bir Anadolu kasabasında,hele haşan bilinen bir gencin Mimarlık tahsiline nasıl karar verebildiği merak konusu olsa gerekir.

Rahmetli dedemin mahdut bir geliri vardı. Esasen oğlunun İstanbul'da tahsiline başlamasından bir sene sonra da vefat etmişti. Dolayısı ile taşralı gencin okuluna devam edebilmesi maddi yetersizlikler­le boğuşmakla geçti.Ancak azmettiğini başarma vasfı ona bu başarısında da yardımcı oldu.Hem okudu, hem de her türlü işte,ağır ve zor demeden çalıştı..Tatillerde Bolu'da sergicilik,yol çavuşluğu, şahnelik gibi işler yapıyor;eğitim devresinde ise kaldığı talebe yurdunda,yurt ücretini kantininde çalışarak çıka­rıyordu
Amcamın en karakteristik vasfı olan tutumluluğu sanırım ki bu zor günlerinden kalma bir miras- tır..Tahsiline devam edebilmesi için gerekeni,dişini tırnağına katarak ve geceli gündüzlü çalışarak çok zor kazanmış ve zor kazanılanın da harcaması zor olmuştur.Hayatı boyunca israftan kaçınma ve tasarruf bilinci içinde yaşamıştır..Halen de öyledir : Tabağında yemek,bardağında su artırdığını göremezsiniz..İşi biten matbu evrakın arka yüzünü müsvette olarak kullanmadan atmaması israfa olan düşmanlığının küçük bir örneğidir .Esasen ,bugün hayra yönelttiği bu mühim varlığı başka türlü biriktirmesinin müm­kün olamayacağının muhasebesi de herhalde böyle olsa gerektir.
Evet ,1931 senesinde ne kadar zor şartlarla da olsa şehrine 411 nolu Mimarlık diplomasını getiren , çiçeği burnunda bir genç olarak dönüyor ve geleceğe yönelik büyük ümitler taşıyordu.Bir gün mahalle­sinden yaşlı bir hoca sormuş: "İstanbul'da okudun da ne oldun bakalım ?" demiş."Mimar oldum" ce­vabını alınca da,Hoca Mimarlığın ne olduğunu öğrenmek istemiş; amcam kısaca anlatınca da : "Şuna dülger oldum ..desene" demiş.

İlk memuriyeti Bolu Nafıa Müdürlüğü Fen İşleri'nde olmuştur.. Ücreti aylık 25 liradır. Ancak de­vamlı hareket ve faaliyet arayan bu genci memuriyet hayatının yeknesaklığı tatmin etmemeğe başlamış- tır.O senelerden,Bolumuzu da ilgilendiren ilginç bir anısı vardır: 1932 senesinde Gerede ilçesinin İmar Durumu'nun çıkartılması ihale edilmiştir .Mesleği icabı Amcamın çok ilgisini çeker , ancak memur olma­sı bu işi alabilmesine manidir.İstanbul'dan bir mimar arkadaşının ismiyle ihaleyi kazanır;Güzel Sanatlar Akademisi son sınıf öğrencilerinden iki talebeyle anlaşarak onlara 1932 yazında Gerede'de bir ev tutar ve hafta sonları kendisi de Gerede'de kalarak o mevsim Gerede İmar Planı'nı düzenler ;Ankara'da Nafıâ Vekâletine onaylatır ve Belediye'ye teslim eder..Bu onun ilk özel teşebbüs kazancı olacaktır : 5500 lira !.

Daha sonra kendisini Bolu'dan Ankara'ya tayin edilmiş görüyoruz.Görevi Milli Müdafaa Vekâleti Hava Müsteşarlığı'nda mimardır .Bu görevi o tarihlerde inşaatı süren Eskişehir Hava Meydanı inşaatının kontrollüğünü üstlenmesini gerektirir .. Bu onun Eskişehir ile ilk tanışması olur ve 1934 yılında Hava Müsteşarlığına istifasını verir,Eskişehir Belediyesi'nin Fen İşleri Şefliği'ni üstlenir .. Milli Müdafaa Veka­leti İmar Müdürlüğü'nden kendisine 12.9.1934 tarihinde verilen takdirnameden bir cümle: " ...Mimar İzzet bey şubedeki mesaisinin ciddiyeti ve mükemmeliyeti ve fenni sahada gösterdiği bilgi, inti­zam ve çalışkanlığı ile tanınmış ve kendisini takdir ettirmiş bir mimardır."
Ve orada , Eskişehir Lisesi'nde Coğrafya Öğretmenliği yapan Refika Pınar ile tanışır.
İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü'nden mezun olan bu genç kızın da ilk öğretmenlik yılları- dır.Birisi Bolu'dan birisi Çanakkale'den gelmiş,ikisi de Eskişehir'in yabancısı bu iki genç orada nasıl ta­nıştılar,nasıl anlaştılar, hiçbir zaman öğrenemedik.Ancak bu tanışma aynı sene mutlu bir evlilikle nokta­lanacaktır: Bir ev kiralayıp ilk yuvalarını orada açarlar : 11.10.1934.

Eskişehir Belediyesi'ndeki çalışması iki sene kadar sürmüştür..Maaşı aylık 250 liradır.Orada asli görevi dışında ,tatillerde ve akşamları,bir sinema salonu projesi çizdiğini,birkaç özel bina mimarisi yap­tığını hatırlayabilmektedir..Belediye salonunda büyük bir kalabalığa Mimar Sinan konulu bir konferans verdiği de anıları arasındadır.
1936'da Ankara'ya taşmırlar:Artık serbest çalışmaya başlayacaktır .Eşi öğretmenliği bırakmıştır.Zira ilk çocukları aynı yıl ne yazık ki ölü doğmuştur.Acıları 1939 yılında tek evlatları Esin'in dünyaya gel­mesiyle sevince dönüşür..Amcam daha bir hızla ,gece ve gündüz demeden bir çok mimari proje üzerin­de çalışmaya girişir.Bugün özel olarak yaptığı projelerden hatırlayabildikleri , o tarihlerde yenice gelişen Çankaya'da Azerbeycan temsilcisi Sadri Maksudi Aral'a ve Medine Muhafızı Fahrettin Paşa'ya yaptığı köşk projeleridir.

Bu proje ve kontrol mimarlığı birikimiyle Ankara'da ilk müteahhitlik işine başladığını görüyoruz : O tarihlerde inşaatlar neredeyse yalnızca Devletçe yapılanlardı.Ankara'da üstlendiği ve bitirdiği inşa­atlardan hatırlayabildikleri : Etlik'te Veteriner Laboratuvarı,Fitapataloji Enstitüsü binası ,Askeriyeye birkaç pavyon,istasyonun yer altı tuvaletleri..Bunun dışında Dışişleri Bakanı ile yakınlığı olan bir hanı­ma ait 5 katlı bir apartman inşaatını da tamamladığı hatırında kalanlardandır.
Almanya'daki Hitler harekatı üzerine 1939 yılında ihtiyat subaylığa çağrılır.Görevi Afyon'dadır.Bir ev kiralamış ve küçük aile oraya taşınmıştır.O tarihten hemen önce Bolu'da ilk inşaat ihalesini almış ve Bolu Hastanesi inşaatını üstlenmiştir .Askerlik araya girince inşaatın yürütülmesini babama , ağabeyisi Mehmed'e bırakır..
Askerden sonra aile tekrar Ankara'dadır.1942 en acılı yılı olmuştur : Çok sevdiği eşi Refika yenge­miz ,üçüncü hamileliğinde,aynen birincisi gibi,bebeğini kaybeder fakat daha da acısı kendisi de doğum masasında genç yaşta hayata veda eder.

O tarihten belirli bir süre sonrası, bizler için bir sis perdesi arkasındadır: Bu konuda Amcama ne bir şey sorabildik, ne de Ankara'da, yanında tanıdık bir kimse olmadığından bir şey öğrenebildik.Tah­min edebiliyorum ki ilk defa yalnızlığın ne olduğunu o seneler yaşamıştı.Ondan bundan öğrenebildiğim kadarı ile 3,5 yaşındaki kızı Esin'i İstanbul'a götürmüş ve bakımını, rahmetlinin dayısı Çanakkale eşra­fından Mazlum beyin yanındaki baldızı Nafize hanıma bırakmıştır.Kendisi tekrar Ankara'ya döndü mü , dönmedi mi hatırlamıyor..Ancak bir ara Düzce'de bir kiralık evde kaldığını ve Melen Köprüsü inşaatı ile Adapazarı şosesinde bazı yol inşaatlarım buradan yürüttüğünü anımsamaktadır ; Bu sırada, Bolu Devlet Hastanesi inşaat bitmiş,Bolu lisesi,Bolu Ziraat Bankası Evleri, Bolu Kız Enstitüsü (Şimdiki Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi) ve Bolu Kapalı cezaevleri inşaatlarını üstlenmiştir .Sık sık kızını gör­mek için İstanbul'a gidiyor , çok az kalıp işinin başına dönüyordu.Bunlardan birinde baldızı Nazife yengemizle evlendi..Evlilik dört yaşını yenice bitiren Esin'e yönelik bir "Amaç" evlenmesi olmuştur.Fa- kat yeni annenin Esin'e olan aşırı bağlılığı ve sevgisi,evliliğin , ikinci yengemizin 1986 yılında vefatına kadar sağlam temeller üstünde sürdürülmesine yetmiştir.

1943 yılı Amcamın Müteahhitlikten Ticarete atılış yılıdır.Harbiye'de bir ev kiralamış ve Karaköy Perşembe Pazarı'ndan sıhhi tesisat ve hırdavat üzerine çalışan bir mağazayı emvali ile birlikte satm al­mıştır.Otarihte iğnesinden ipliğine kadar ülkemize herşey dışarıdan Avrupa'dan geliyordu.Dolalayısı ile mağazasında sattığı bir çok emtianın bizzat ithalatını da yapmaktaydı. 1948 senesinde ilk sanayicilik denemesine giriştiğini görürüz : Kapı kilitleri imali için küçük bir atölye kurmuştur ; ancak hedefi daha c iddi işlerdedir.

Facebook'ta Paylaş

Dizi Yazısının Diğer Konuları:


Tüm Yazı Dizileri

 


Tüm İlanlar

Bolu Resmi İlanlar
 
 Bolu Eczanesi:
 Gölyüzü Mah. Fevzipaşa Cad. No:20/A BOLU Tel:(0 374) 2157495
 Meral Eczanesi:
 Sağlık Mah. Şehitler cad. Yüksel Apt. No:32/9 BOLU Tel:(0 374) 2704166

Tüm Yazı Dizileri


 
Email:
bilgi (@) bolugundem.com   Telefon: (0374) 215 05 72
 

 

 

Tasarım: EvrenKENT

© 2003-2014 Tüm Hakları Saklıdır. Bolu GÜNDEM Gazetesi.
Bolu Gündem Gazetecilik, Matb. ve Reklam Tic. Ltd. Şti. www.bolugundem.com 

Site Yönetimi  -  Mail Yönetimi