• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Bolu -1 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -2 °C

Doğru, nerede söylenir?

N. Gürkan Yetkin

Yerel seçim yaklaştıkça, gündem o kadar hızla değişiyor ki, yazılarımın sürekliliği de istemeden değişiyor. Bu hafta, geçen hafta başlattığım ortak paydaların devamını anlatmak isterken, ani ve keskin virajlar bu haftaki konumu değiştirmek zorunda bıraktı beni!

Bir çok kez karşılaştığım bir söz, devamlı zihnimde tekrarlanmakta! “Her doğru, her yerde söylenmez!”

Gerçekten de her doğru, her yerde söylenmeli midir? Yoksa herkesin doğrusu kendi içinde kalmalı, başkalarının doğru olmayan doğruları alkışlanmalı mıdır?

Doğruluğunun her zaman ispatı mümkün olan bilgiye sahipseniz, ancak bunu kullanmak için zamanı değil, mekanı kolluyorsanız, bilginizin doğruluğundan önce sizin doğruluğunuz şüpheli olmaz mı?

Kapılar ardında doğruları konuşup, halkın karşısında milletin gözünün içine baka baka yalan söyleme yeteneğine sahip olan bir kişi, makbul bir insan olarak bulunduğu toplumda saygı görüyor, bildiği her doğruyu her zaman ve her yerde kaybedeceğini bile bile söyleme cesareti bulunan diğer bir kişi itilip kakılıyorsa, bence o toplumda bir sorun var demektir!

Eğer bir sorun varsa, eğer gerçekten de çözüm aranıyorsa, siz de bu sorunun çözümü için doğru bilgiye sahipseniz ama bunu kullanmıyor ve paylaşmıyorsanız, bildiğiniz her neyse bir önem arz ediyor mu?

Bir önemli konu da, bildiğiniz doğrunun söyleniş tarzı. Bildiğiniz doğruyu yalın, açık ve net bir biçimde söylerseniz patavatsız durumuna düşebilirsiniz. Birine “sen yalancının tekisin!” diyebilirsiniz ya da “bazen senin doğruyu söylemediğini düşünüyorum.” İki konuşmanın sonucu aynı değil mi? Birincisi çok kırıcı ama diğeri daha yumuşak. İşte buna üslup farkı deniyor! “Çirkinsin!” yerine “seni güzel bulmuyorum” demek gibi!

Doğruyu bilmek istiyoruz ancak bizi rahatsız edecek doğrunun bilinmesini ve söylenmesini istemiyoruz.

Kavga edenleri izlemeyi seviyoruz, ancak kavganın içine düşüp dayak yemeyi istemiyoruz.

İşin aslı şu! Neyin doğru, neyin yanlış olduğunun bir önemi yok! Doğruların söylenip söylenmemesinin de bir önemi yok!

Gerçek olan ise 29 Mart günü doğruyu bulma adına bir seçime katılacağımız. O gün geldiğinde bir vatandaşlık görevimizi yerine getirmiş olacağız. Peki doğruyu gerçekten bulabilecek miyiz? Sonuçta gerçekten bir doğru var mı?

Birine kızıp sadece egomuzu tatmin etmek adına hasmını desteklemek bize yakışır mı?

12.03.2009

Bu yazı toplam 805 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim