eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, bursa escort - ankara escort
  • BIST 107.303
  • Altın 152,637
  • Dolar 3,7081
  • Euro 4,3591
  • Bolu 8 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 6 °C

Dünya Bize Şapka Çıkaracak

Cevat Özsoy

 

Türkiye, tarihinin en zor dönemlerinden birini daha yaşıyor. Maalesef, ülkemiz bugün aklımıza gelebilecek her türlü terörün tehdidi altında…

15 Temmuz acımasız, kanlı darbe girişimi başarısız olunca, bu seferde PKK, DEAŞ, DHKP-C  gibi aynı kaynaktan beslenen örgütler saldırıya geçti. Her gün kayıplarımız oluyor, acımız çok büyük.

Bunun yanında, tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi, emperyalist güçler karşısında yalnızız. Dost bildiğimiz ülkeler ülkemizi kana bulayan bu örgütlere bir şekilde destek veriyor. Avrupa gazetelerinde hemen hemen her gün çıkan, kendi kamuoyunu aleyhimize kışkırtan yalan haberler karşısında adeta çaresiziz. Buna topyekün saldırı diyebiliriz.

Türkiye’nin birliğini, dirliğini, kardeşliğini yok edecek, bizim bu topraklarda varlık nedenimiz olan İslamî iddialarımızı yok etmeye yönelik çok büyük saldırı bu

Bunun birçok nedenleri olabilir; ama bunu en güzel şekilde, daha yakınlarda,101 yaşında vefat eden ünlü tarihçimiz Halil İnalcık’ın şu sözü özetler, derki İnalcık: “Batı, İstanbul’un fethini ve Ayasofya’yı hiçunutmadı” Bu önemli tespit üzerine biraz düşünmemiz gerekiyor, geçelim…

İşte böylesi saldırıların arttığı zamanda, tıpkı bu asrın başında olduğu gibi, tarafımızı ve siyasî mülâhazaları bir tarafa bırakıp, birlik ve beraberlik içinde bu saldırıları püskürtmek zorundayız. Eğer bu zokayı yutmayıp, birbirimize kenetlenebilirsek tüm bu belâları defeder, bulunduğumuz coğrafyadaki medeniyet yürüyüşünde, aksayarak da olsa, mesafe almamız mümkün olacaktır.

Esasında, darbe gecesinden sonra toplumumuzun tüm kesimleri, siyasî aktörler, devletin kurumları ve bilhassa medya millî iradenin yanında yer aldı. Sanki sihirli bir değnek darbeciler karşısında bizi yanyana getirdi. Gerçekten, tarihte görülmemiş bir birlik ve beraberlik sergilendi. Mesele, bu rûhun kalıcı hâle dönüştürülmesi ve bu rûhu tüm ülkeye hâkim kılınmasıdır.

Bu rûhun öncelikle kendimizden başlayarak, şehrimizde, bölgemizde ve ülkemizde hâkim olması için çaba sarf etmeliyiz. Siyasî partilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, medyamız bu rûhu zedeleyecek beyanlara çok dikkat etmeliler.

 Burada küçük bir parantez açarak bir gözlemimi açıklamak istiyorum. Bolu’da bazı siyasiler, zannediyorum topluma söyleyecekleri bir icraatları olmadığından, bu beraberlik rûhunu bozmak, zedelemek istercesine, aynı geçmişteki gibi yıkıcı, karalayıcı üslûplarına devam ediyorlar. Ve yine bizim gazetenin haberlerine gelen yorumlara bir göz gezdirseniz, göreceksiniz ki sanki Türkiye’de insanlar, birbirini boğazlayacak kadar, birbirine karşı kin ve öfke doluYakında ülkede kan gövdeyi götürecekmiş gibi bir görüntü veriyorlar; ama, bilhassa sosyal medyada bunu yapanlar, bir elin parmakları kadar az ve sadece boş teneke misali, sesleri çok çıkıyor. Amaçları, kendi dar dünyalarını tatmin etmektir. Zaten, topluma anlatacak başka bir vizyonları da yok. Parantezi kapatalım.

  Yukarda belirttiğim gibi, terörün asıl amacı bu birlik beraberliği zedelemek, dayanışma duygusunu kırarak Kürtler, Alevîler, Sünnîler, Sağcı ve Solcular gibi, farklı kesimlerin arasına nifak tohumları ekerek, birbirine düşmesini sağlamayıp kırdırmak. Tıpkı, 1980 öncesi yıllarda olduğu gibi, bir iç savaş ortamı hazırlamaktır. Fakat açıkça şunu belirtelim ki, millet uyandı, başarı şansları sıfırdır.

Çünkü biz tüm dünyaya 15 Temmuz gecesi, onurlu direnişimizle, gücümüzü gösterdik ve bu direnişin hasadını mutlaka toplayacağız. Dört koldan saldırılarına rağmen bu asil milletin ayağa kalkmasını engelleyemeyecekler. Hatta, siyasî mülâhazaları bir tarafa bırakıp, iddialı bir öngörüde bulunayım. Önümüzdeki beş on sene sonra, tüm engellemelere rağmen, bu ülkenin geldiği noktaya hepimiz şaşıracağız.

Dünya bu millete şapka çıkaracaktır.

***

Geçen hafta Cemaatler ile ilgili yazdım yazı, beklediğimin üstünde ilgi gördü. Gelen mesajlar, yazının geneline değil de, içerisindeki bazı tespitlerimize takılıp kalanları saymazsak, genelde olumlu… Mesela bir değerli okuyucum, “çok güzel bir konuyu yazmışsınız, yüreğinize sağlık. Siz bu yazınızla tümTürkiye’yi özetlemiş oldunuz. Gerçekten çok samîmi ve yürekten bir yazı ve okuyanlar için çok şeyleranlatan bir yazı”

Biz o yazımızda, artık uluslararası bir proje olduğu anlaşılan bir örgütle, diğer cemaatleri karıştırmamak lâzım dedik. Sinsice devlete sızanlarla, devlete hizmet etmekten başka düşüncesi olmayanları aynı kefeye koyulmaması  gerektiğini, tarihten misaller vererek anlatmaya çalıştık.

Çünkü hizmet mensuplarıın öyle devletin içine sızma diye bir derdi yoktur; bilakis devlete, millete hizmet etme derdi vardır. Zaten devlet yetkilileri de bunu açıkça görmektedir.

Şu gerçeği herkesin bilmesi lâzım ki, İslâm, cemaat yapılanması olarak yola çıktı. Peygamber efendimizin etrafında bir avuç Müslüman vardı ve Efendimizi, örnek insan olarak görüp etrafında halka oldular. Zamanla bu halka genişleyip, bir güneş gibi İnsanlığın umudu oldu. Tıpkı onun gibi, Salih insanların, Allah Dostlarının etrafında birleşen insanlar, İslam’ın o manevî ikliminden yararlanmanın hazzını yaşıyorlar.

Hele bugün, küresel kültürün insanî değerleri tahrip ettiği bir ortamda, İslâm’ın rûhunu, canlılığını koruyacak manevî eğitim merkezlerinden başka sığınılacak başka bir yerimiz var mı?

 Bu konuda söyleyecek o kadar çok şey var ki... Zaman zaman bunlara değiniriz inşallah…

***

 Ve yine o yazımızda,”Ehli Sünnet İslâm’ın ana omurgasını temsil eder, bu omurgayı yıktığınız zamanİslam diye bir şey kalmaz“ demiştik. Bir okuyucum da, neden Ehli Sünnete tâbî olmamız gerektiği ile ilgili yazı yazmamı istiyor.

Tâbîi ki bu, geniş bir şekilde anlatılması gereken, önemlibir konu… Bugün kısaca şunu söyleyebiliriz:Öncelikle Ehli sünnet  nedir; onu bilmemiz gerekiyor. Hz Peygamberimizin sünnetine ve ashabının yoluna bağlı olan ve onların izlediği dini yol ve metodu benimseyenler, Kitap ve sünnet üzerine ittifak edilmiş, ihtilaf ve tefrikadan sakınmış, dinde münakaşa sebep olan hususlarda aklı değil de Kitap ve sünneti kaynak olan, nasları esas kabul eden topluluk Hz. Peygamberimizin sünnetine tâbî olanlara ehli sünnet, onun sahabelerini âdil kabul ederek onların dîni metodunu takip edenlere ehli sünnet ve’l- cemaat denilmiştir. İslâm dünyasının büyük çoğunluğu oluşturan Sünnilik sadece birisim, sıfat, mezhep değil, bütünüyle yaşam tarzıdır, tamamen kitap ve sünnete uygun olarak yaşamaktır.

Ehli Sünneti bu şekilde anladıktan sonra bizim neden ehli sünnete tâbî olmamız gerektiği, zannediyorum, anlaşılmıştır. Bugün gerek İslâm Âleminde, gerekse ülkemizde o kadar çok ehli sünnet dışında akımlar var ki, bunlar bin dört yüz yıldır yaşanan İslâm’ı yok sayıp, kendilerince bir İslâm anlayışını dikte ettirmeye çalışmaktadırlar.

İşte onlardan bir tanesi “Kur’an’daki İslâm” diye yola çıkışı ile meşhur oldu. Kitapları çok sattı.  En sonunda, kendi değimiyle “DEİST” olarak öldü. Deist’izm , dinleri reddeden Tanrı inancıdır. Ona göre Mustafa Kemal de, Marks'da aynı inanca sahiptiler. Ve yine ona göre “dinci tasalluttan kurtulmanın sosyolojik ve hukûkî çâresi laiklik, felsefesi Deizmdir".Bu tür misalleri çoğaltabiliriz.

 

 İşte İslâm tarihi boyunca var olagelen bu tür zararlı akımlardan korunmanın tek yolu, Ehli Sünnet itikadını bilmektir.Dünya ve ahiret saadetimiz için başka bir söze bilmem gerek varmı?

Bu yazı toplam 5093 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim