• BIST 99.028
  • Altın 281,162
  • Dolar 5,8739
  • Euro 6,4829
  • Bolu 11 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 8 °C

Edebi edepsizlerden öğrenenden kork... (!)

Yüksel Gültekin

“Edebi, edepsizlerden öğrendim” diye bitirmiş Sayın İmdat ASLAN. Bize verdiği cevap ile ilgili yazdığı 03.09.2008 tarihli yazısında.

Ben de hep merak edip duruyordum. Kendisi ile ilgili bir husumetimiz olmadığı, hatta yazımda da ifade ettiğim üzere zaman zaman kendisine karşı yazıları ile ilgili teveccühlerimizi ilettiğimiz halde, bir konuda fikir ayrılığına düşünce İmdat Bey' in takındığı bu ölçü bilmez, seviye yoksunu, terbiyeden fersah fersah uzak üslubunun altında hangi sebep yatıyor diye… Şimdi öğrendim ve kendisini bundan sonra artık mazur görürüm. Çünkü edebi edepsizlerden öğrenmiş. Kendisinden daha fazla bir seviye beklemek haksızlık olur.

Gazetecilikte bir tabir vardır. Yazılmamak kaydı ile diye. Zaman zaman gazeteciler siyasilerle, bürokratlarla, askerlerle ve iş adamlarıyla yazılmamak kaydıyla görüşme yaparlar. Bu kayıt orada konuşulanların yalan, gayri ahlaki ya da vatan ve millet için Zararlı olduğu anlamına gelmez. Bu konuşulanlar ya toplumu ilgilendirmiyordur, ya da o aşama da topluma açıklanması çok doğru değildir.

Tıpkı bunun gibi bizim de özel hayatımızda çok şey konuştuğumuz, paylaştığımız insanlar vardır. Bu konuşulanların çoğu kez üçüncü şahıslar tarafından paylaşılmasını arzu etmeyiz. Bu bizim insan olarak en tabi hakkımızdır. Çünkü bu bizim özelimizdir. Yaklaşık 4 yıldır Bolu Gündem Gazetesi’nde yazı yazıyorum. Bu süre içerisinde bugüne kadar Fatih MARADİT Bey’le onun odasında oturarak bir çok sır paylaştık. Zaman zaman karşı karşıya geldik. Gün geldi ters düştük. Ama orada konuşulanların o odada kalacağından hiç şüphem olmadı.

Yine aynı gazetenin köşe yazarlarından Süha ALPARSLAN Ağabey ile birçok fikri, sırrı paylaştık. Onun katılmadığım görüşlerine hiç tereddütsüz cevap verdim, o da en ağır üslupla bana cevap verdi. Ama bir gün olsun ikili ya da üçlü konuşmalarımızın ifşa edileceği ile ilgili ne o ne ben şüpheye düşmedik.

Anlar mısın bilmiyorum ama ? sana daha keskin bir örnek vereyim İmdat Bey… Bugünlerde aramız biraz serin olsa da yaşının bizden büyük olması sebebi ile ona da senin gibi abi diye hitap ettiğim Kamuran ALAGÖZOĞLU Bey'le de gazetesinde yazı yazdığım dönemde ikili birçok görüşmemiz oldu. Onlar önemli ya da önemsiz onun ve benim aramda bir sır olarak kaldı. Bir gün bile ne o, ne ben bu konuşmaların ifşa edileceğinden endişe duymadık…

Şimdi gelelim sizin benden, Fatih Bey'den ve tahmin ederim ki, Mustafa KARATAĞ Bey'den izin almadan gazetecilik örf ve adetine, toplumsal etiğe aykırı olarak kamuoyuna kendinizi haklı çıkarabilmek için ifşa ettiğiniz görüşmeye…

Bu görüşme de bir çok meselede orada bulunanlar karşılıklı sohbet ettiler. Zaman zaman fikirler birbirine uydu, zaman zaman ters düştü fakat bu tamamen bir özel sohbet olduğundan burada bulunanların tamamının onayı alınmadan orada konuşulanlar orada kalması gerektiğinden ben konuşulanlarla ilgili bir beyanda bulunmayacağım. Yalnızca sizin ifşa ettiğiniz bölüm ile ilgili cevap vereceğim.

Yazısında diyor ki; “Sayın Yüksel GÜLTEKİN Bolu Gündem Gazetesinde,
Fatih MARADİT'in odasında, sol kulağımın duyduğu, sağ kulağımın da şahit olduğu Bağışçılar Vakfı Başkanı Sayın Şerafettin ERBAYRAM Bey’le aslında bir yerde bir kez kısa bir tanışmışlığım var, ama ben yazımda tanımadığımı yazdım diyen bizatihi bunu bana o odada söyleyen siz değil miydiniz?”

Yani; İmdat ASLAN bey iddiasında ısrar ediyor. Diyor ki “Şerafettin ERBAYRAM Beyle tanıştığın halde tanışmadım diyorsun.” Evet cevap veriyorum. Şerafettin ERBAYRAM Bey’le bugüne kadar hiçbir şekilde tanıştırılmadım. Yukarıdaki ifadenin doğrusu şuydu, Şerafettin ERBAYRAM Beyle hayatımda bir kere çok kısa bir süre bir ortamda bulundum. Fakat ortamın niteliği gereği zaten tanıştırılmayı müsait değildi. Yani ben Şerafettin ERBAYRAM Beyi uzaktan tanırım o beni tanımaz. Herhangi bir şekilde tanışıklığımız yoktur. Tabi bu durumun doğrusunu benimle tanıştırılıp tanıştırılmadığı en iyi söyleyecek olan Şerafettin ERBAYRAM Bey’dir.

Biz bu konuda kalemi kırdık. İmdat Bey hiç şüphen olmasın. Yazımda söz verdiğim üzere ve yazdığı yazının namusuna inanan tüm kalemler gibi Şerafettin ERBAYRAM Bey derse ki, ben Yüksel GÜLTEKİN ile tanıştırıldım, tanışıklığımız var, konuşmuşluğumuz var, herhangi bir mesele üzerine iki kelime etmişliğimiz var, o günden sonra Bolu’da hiçbir yerel gazetede yazmam. Başta senden olmak üzere tüm okuyuculardan özür dileyerek, bu işi bırakırım.

Ya sen… ? Edebi edepsizlerden öğrenen İmdat ASLAN… (!)

Gerçek ortaya çıkınca… Sende önce benden, sonra bir dost meclisindeki konuşmaları izin almadan ifşa ettiğin için Fatih MARADİT Bey' den, Mustafa KARATAĞ Bey' den özür dileyerek ve son olarak da okuyucularından onları yanılttığın için özür dileyerek o kulak kesen deli kanlı üslubun ile kahrolsun içimdeki insan sevgisi diyerek sende bu işi bırakır mısın…?

Yoksa, ben nasıl olsa edebi edepsizlerden öğrendim diyerek hiçbir şey olmamış gibi, ölçüsüz bir şekilde sağa sola sataşmaya devam mı edersin… ? Edebilir misin …? Yol bu mudur ? Bu yol doğru bir yol mudur…?

İmdat Bey diyor ki; “Sayın GÜLTEKİN avukat edası ile yazısına psikolojik acıtasyon taşıyınca etkili olduğunu düşünmüş.” Bu sübjektif bir tespit tabi. Belki haklılık payı da vardır. Çünkü insanlar yazı yazarken sahip oldukları donanımlardan etkilenirler. Yani sizin mesleğiniz, kültürünüz, okuma seviyeniz ve en önemlisi de edep ve terbiyeyi edinme şekliniz yazı yazarken mutlaka yazınızı etkiler. İçiniz den ne kadar ölçüsüz yazmak gelse de, size DUR diyecek ve kaleminizi seviyesizlikten alıkoyacak bir cüzi irade mutlaka size engel olur.

Bu bizim elimizde değil İmdat Bey…

Çok okunsun diye, ya da böylesi çok okunur diye istesek de seviyeyi düşüremiyoruz. Aldığımız hukuk eğitimi ve edeplilerden aldığımız terbiye, en önemlisi de daha sonra ucundan kenarından bulaştığımız gazetecilik ilkeleri buna mani oluyor. Onun için istesek de reyting de sana yetişemeyiz.

Gelelim yazının küpe bölümüne;

Diyorsun ki; “nerede, kimin yanında ya unutmayacaksın, ya da tanışmadığın bir insanla sırf tanışmadığın ayıp olmasın düşüncesiyle bir kez tanıştığın yalanını söylemeyeceksin.”

Hoppala…. (!)

Güzel kardeşim aynı noktaya mı geldik. Ben Şerafettin ERBAYRAM Bey’le tanışmıyorum. Onunla değil Bolu Bağışçılar Vakfı'nın Ahmet Baysal Bey dahil 32 kurucusundan istisnalar dışında hiçbiriyle tanışmıyorum. Bunu bir ayıp olarak kabul etmiyorum ve görmüyorum. Bangır bangır tanışmıyorum diye bağıran benim, tanışıyorsun diyen sensin. Şimdi Allah aşkına tanışmadığımı biri ile bir kez tanıştığım yalanını söylemek bana ne kazandırır.

Şerafettin ERBAYRAM Beyle tanışmıyorum. Tanıştığımı da hiçbir yer de söylemedim. Hele tanıştığım halde tanışmadım diye yazdığım iddiası izahı kabil olmayan bir yalandır. Bir kez bir ortamda tanıştırılmadan bir arada olduk. Söylediğim budur. Kaldı ki, Bolu için bu kadar başarıya imza atmış, sıfırdan birkaç marka meydana getirmiş böyle bir insanla bir an önce tanışmayı da canı gönülden arzu ederim.

Son sözüm şudur.

Ben bugüne kadar bu köşe de doğru ya da yanlış, savunduğum fikirleri yazmak dışında hiçbir yazıya yer vermedim. Kişilerin katılmadığım fikirlerine bir üslup dairesinde eleştirdiğim olmuştur. Fakat şahsiyetlerine ilişkin asla bir beyanım olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır.

Fakat biz böyle bir yolda ilerlemeye çalışırken karşımıza zaman zaman edebi edepsizlerden öğrenenler, yol yordam bilmezler, hatır gönül tanımazlar çıkmıştır. İster istemez yazılarımızda onlara cevap verme adına bir seviye düşüşü meydana gelmiştir. Bunun için kıymetli okurlarımdan özür dilerim.
Fakat bilirim ki; haklı davamda okuyucularım yanımdadır. Bugüne kadar onlar bizim başımızın kimseye eğilmediğini, kimseye yalakalık yapmayacağımızı en önemlisi bu satırlarda asla yalan beyanda bulunmayacağımızı bilirler. Bu dünde böyleydi, bugünde böyle olacaktır.

Onlar yine bilirler ki, bu satırların sahibi edebi edepsizlerden öğrenenlere pabuç bırakmaz.

Madem hodri meydan dedik, artık bundan dönüş yoktur. Ne kadar laf söylesek boş. Ya ben ya İmdat Bey bu kalemi bırakacağız. Çünkü ikimizde biliriz ki bu kalem yalancının eline yakışmaz.

Kulak kesmenin raconunu bilenler umarım bu raconu da bilirler.

Saygılarımla…

10.10.2008

Bu yazı toplam 636 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim