• BIST 90.009
  • Altın 145,788
  • Dolar 3,6175
  • Euro 3,9278
  • Bolu 4 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 7 °C

EĞİTİM TARİHİMİZDE BİR DÖNÜM NOKTASI

Hasan Dinç

 

Geçtiğimiz Perşembe günü İzzet Baysal Caddesinde yürüyordum. Çok uzun zamandan beri tanıdığım ve kişiliğini takdir ettiğim Bolu’lularında yakından tanıdığını sandığım emekli orman mühendisi Hayri Ünal’ı yanıma doğru yaklaşırken gördüm. Bana “Merhaba Hasan Hoca” dedi. Tokalaştık ve ayak üstü hal hatır ettik. Sözü fazla uzatmadan “Hadi bizim derneğe çıkalım. Orada hem bir çay içer hem de sohbet ederiz” dedi. Sizin dernek hangisidir dedim, “ canım Mudurnulular derneği” diyerek koluma girdi ve beni o yöne doğru götürmeye başladı. Mudunulular Derneğinin ismini ve faaliyetlerini çok duymuş fakat bir türlü dernek lokaline çıkmamıştım. Doğrusunu söylemek gerekirse dernek lokalini görmek ve mensuplarını tanımak gibi bir duygu içimi kapladı. O nedenle hiç itiraz etmeden Hayri Bey’le derneğe doğru gönüllü bir biçimde yürümeye başladım. Lokal binası ümit ettiğimden de kalabalıktı. Masalar dolu hemen herkes ya sohbet ediyor ya da oyun oynuyordu. Oturacak bir yer bulmakta zorlandığımız için balkona çıktık. Tanıdığım birçok sima balkona kadar gelerek “hoş geldin” deme nezaketini gösterdi. Bundan ziyadesiyle memnun oldum. Büyük bir mutlulukla söyleyebilirim ki Mudurnulu kardeşlerim milletimizin bütün güzel hasletlerini yaşatmakta son derece kararlılar ve de başarılılar.

Hoş geldin, hoş bulduk faslı bittikten sonra yanımıza takvimi eski, fiziği diri, düşüncesi berrak biri geldi. Hayri Bey hemen takdim etti. Hayatta kalmış nadir öğretmenlerimizden biri. Mustafa Büyükkırlı dedi. Ayağa kalktım. Tokalaştık. Ben de öğretmenim dedim. Meslektaş olduğumuz anlaşılınca yanıma sandalyesini çekti ve gülerek oturdu. Kısaca kendisini ve geçmişini anlattı. Ben de söylenmesi gerekenleri söyledik ve söz mesleğimize geldi, dayandı. O çay içti ben ayran. Ona Mudurnulu öğretmen arkadaşlarımdan bahsettim. Öğretmen Necati Calayır’dan,İhsan Olçay’dan,Kemal Bilge’den Şerafettin Altıntaş’tan bahsettim. Aynı öğretmenlerle o da çalışmış. Haklarında çok da olumlu kanaatlere sahip. Bundan da ayrıca mutlu oldum. Karşılıklı samimi duygularımızı dile getirmeye başladık. Milli eğitimdeki gelişmelerden o dertli, ben dertli. Epey konuştuk. Arada bir Hayri Bey söze karışıyor, fikirlerini söylüyor. Ama en çok da Mustafa Öğretmenimiz konuşuyordu.  1975 yılında emekli olmuş. Fakat meslekten bir türlü kopamamıştı. Bunu mewslekle ilgili ağzından çıkan her sözün sıcaklığından anlamak mümkün oluyordu.

İçinde bulunduğumuz süreçte memleket meselelerinden bigâne hiçbir aydınımız yoktur. Gelişmeler hele de eğitim alanındaki gelişmeler Mustafa öğretmenimizi de yakından ilgilendiriyor. Bunu dönüp dolaşıp sözü bu noktalara taşımasından anlıyordum. Sonunda iki hafta önce yıldönümü dolayısıyla yazdığım “Milletleşme sürecinde Cumhuriyetimizin dev adımı” adındaki yazımı hatırlatarak TEVHİD-İ TEDRİSAT kanununu ve onun günümüzde aldığı darbelerden bahsettim. Bizim en büyük sorunumuzun “Milletleşememek” olduğunu izah ettim. Bugünkü parçalanmış olmamızın ve dağınıklığımızın en önemli sebebinin milletleşme sürecini tamamlayamamış olmamızdan kaynaklandığını, iç ve dış mihrakların bu kabuklaşsa da iyileşmemiş yaramızı kaşımakta ısrar ettiklerini söyledim. Birilerinin ısrarla otuz altı kelimesini dile getirmesinin sebebinin de bu olduğunu siyasetten uzak kalarak anlatmaya çalıştım.

Gerek Hayri Bey, gerek Mustafa öğretmenimiz yakın tarihimizdeki bu konularla ilgili gelişmeleri anlatmaya devam ettiler. Çanakkale ruhundan, İstiklâl Savaşından ve bu zaferlerin kazanılmasında esas olan dinamiklerden bahsettiler. Sultan Abdulhamit’ten ve onun reformlarının yeni bir millet oluşturmada ki katkılardan bahsedildi. Söz döndü, dolaştı Büyük Atatürk’e ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki düşüncelerin söylenilmesine geldi. Günümüzde ona ve Onun büyük eseri Cumhuriyete ve Türk Milletine açılmış gizli savaşa konu edildi. Eğitim alanındaki cumhuriyetin uygulamalarından uzun, uzun bahsedildi. Karşılıklı düşüncelerimizi söyledik. Siyasette ayrı yerlerde olsak da bu konularda bir ve beraber olduğumuz ortaya çıktı.

Bu arada Mustafa öğretmenimiz yanımızdan usulca kalktı. Bir dakika sonra elinde bir dosya ve içindeki yazılarla geri döndü. Bana bir gece kalkarak “KÖY ENSTİTÜLERİ” ile ilgili düşüncelerini kaleme aldığı ve konu ile ilgili samimi duygularını ifade ettiği yazılarını özenle teslim etti. Bana okumamı ve değerlendirmeye almamı rica etti. Ona bunu mutlaka yapacağımı söyledim. Düşüncelerimi okuyucularımla da paylaşacağımı ve gazetedeki köşemde yayınlayacağımı ifade ettim. Bundan çok mutlu olduğunu yüz ve göz ifadelerinden anladım.

17 Nisan 1940 Köy Enstitülerinin kuruluş yıl dönümüdür. Her 17 Nisan tarihi bu okullarla ilgili bir tartışma toplumumuzda yaşanır. Kim ne derse desin 17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluşu eğitim tarihimizde bir dönüm noktasıdır. Uygulamaları ve kapatılmaları halen tartışılmaya devam etmektedir. Ben bu okullarla ilgili elbette bir kanaat sahibiyim. Köy enstitüleriyle ilgili çok insanın yazdıklarını özenle okudum. Bunların çoğu methiye, çoğu da gözü yumuk karalama amacına yöneliktir. O nedenle okuduklarımız bu okullarla ilgili doğru bilgi edinmemize uygun kaynak değildir.  Hele tek yanlı okursanız bu okullara şaşı bakmaktan kendinizi kurtaramazsınız.

İlk defa bu okullarda okumuş, uygulamaların içinde bizzat bulunmuş ve konuya kendi çıplak gözüyle bakan birinin okullar hakkındaki düşünceleri benim için çok önemliydi. Mustafa Büyükkırlı Öğretmenimin düşüncelerine bu bakımdan büyük önem atfediyorum. Onun bu okullara bakışını köy enstitüleri gerçeğini daha yakından anlamak için önemsediğimi kendisine söyledim. Söz verdiğim gibi yazılarını bir değil tam üç defa okudum. Onun yazdıklarını özünden sapmadan gelecek haftaki yazımda sizlerle paylaşacağım. Köy Enstitüsü mezunu bir Türk öğretmeninin okullarla ilgili hatıralarının ışığında yazdığı düşünceler sanırım birçok insanımızı yakından ilgilendirecektir.

Bana özellikle acele kaleme alınmış olduğu için gerek yazım kuralları yönünden, gerek kelimelerin yazılışı yönünden hatalarının olabileceğini peşinen söylediği için yazının bu hususu pek dikkate alınmayacaktır. Bizimde bu konuda tam ve kusursuz yazdığımız söylenemez. Gelecek hafta bu konuyla buluşmak üzere şimdilik kalın sağlıcakla.  

Bu yazı toplam 1214 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim