• BIST 98.991
  • Altın 219,751
  • Dolar 5,5632
  • Euro 6,4169
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 11 °C

EKONOMİK KRİZ

İlhami Candemir

            Sayın okuyucular, sizlerin de malumu olduğu gibi bu günlerde siyasetin gündemi, zamların ağır yükü altında ezilen halkı bu yükten nasıl kurtarırız tartışmaları değil de  ekonomik kriz var mıdır,yok mudur tartışmaları.Bu tartışmalar, Osmanlı, İstanbul’u kuşattığı zaman içerideki din adamları melekelerin cinsiyeti üzerine tartışırlarken  Fatih Sultan Mehmet’in beyaz atı ile surların içinden İstanbul’a girmesi durumuna benziyor.Beyler, sizler kriz var mıdır yok mudur diye  tartışadurun, o, dili var ama konuşamayan  milletin mutfağındaki yangın bacayı sardı,ev yanıyor.

            Sayın okuyucular ben kesinlikle iddialı bir ekonomist değilim ama  karınca-kararınca  hukuk fakültesinde ekonomi ve maliye dersleri  gördüğümden bu gün geldiğimiz durumu - aklımın ve mantığımın da yardımı ile- yorumlayarak nedenlerini ve çarelerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

           Bu yangın olayını yani hayat pahalılığını irdelerken daha iyi anlaşılabilmesi için milletin nüvesi(çekirdeği-özü) olan aileden başlamak istiyorum; Zira bilindiği gibi millet aileler topluluğudur. Devlet ise bu topluluğu yöneten tüzel kişidir. Ailenin durumu ne ise devletin durumu da o olur.

             Varsayalım ailenin aylık geliri 1000 Tl.Gideri ise 1200 Tl. Aradaki 200 Tl.lik açık önce elde ne varsa satılarak karşılanır,satılacak kalmadığında  komşulardan borç  alınarak kapatılır. Gün gelir borç para istediğinizde o komşu  size “vallaha sizler hesapsız kitapsız hareket ediyorsunuz, ayağınızı yorganınıza göre uzatmıyorsunuz,bu böyle devam edemez,hem bu nedenle ve hem de benim ekonomik  durumum da iyi değil kusura bakma veremem “ deyiverir. İşte o zaman -halkın tabiri ile-tekerlek taşa dayanır. Bu gün gelinen nokta budur. Bakıyoruz bu durumdan kurtulmak için  birtakım önlemler alınmakta ise de bu önlemler çare  olmadığı gibi  hukukun sınırlarını da zorlamaktadır. Nasıl mı? Bilindiği gibi ülkemizde meşhur 24 Ocak kararları ile (1980)   karma ekonomiden serbest piyasa ekonomisine (liberal ekonomi) geçildi. O ekonomide fiyatları devlet değil pazardaki arz-talep dengesi belirler. Bu durum  liberal ekonominin ana kuralıdır, tahterevalli  gibidir.  Bir malın arzı(satılık mal miktarı) FAZLA, talep(alıcı) AZ ise fiyatı düşer,arzı az , talep  fazla ise fiyatı artar.İşte tahterevalli dediğim husus budur. Görüldüğü gibi fiyatların düşürülebilmesi için arzı fazlalaştırmak gerekir.Biz öyle mi yaptık,tam aksine arzı fazlalaştıracak fabrikalar kurmak yerine  mevcutları da sattık.Sattık da ne oldu? Boyumuzun ölçüsünü aldık. Bu görüşüm temel gıda maddeleri haricinde kalan diğer mallarla ilgilidir. Ne var ki insanoğlu bu malları almadan da hayatını idame ettirebilir ki bu nedenle devlet bu alana müdahale etmez ve etmemelidir de. Ama temel gıda maddeleri yaşamın olmazsa olmazlarıdır. Bu nedenle temel gıda maddelerinin fiyat artışlarında  devletin zaman zaman müdahalesi söz konusu olabilir. Olması da gerekir.Peki bu müdahale  başlı başına yeterli midir?  Tabi ki  değil. İşte bu burada da karşımıza  yine arz-talep dengesi çıkmaktadır.Ne var ki  ülkemizde bu dengenin oluşumu için gereken ekonomik ortam bozulmuştur.  Nedenine gelince;  Benim küçüklüğümde Türkiye’nin nüfusu 14-15 milyon civarında idi.Bunun %80 köylü yani hem  üreten hem tüketen,% 20 si kentli yani tüketen idi.Köylü ürettiğinin bir kısmını kendisi tüketir,bir kısmını tüketiciye satardı.Şimdi ise durum tersine döndü, nüfusun % 20 si köylü,%80 i kentli oldu.Hal böyle olunca  tarım ürünlerini üreten azaldı,tüketen çoğaldı. Yani ARZ azaldı TALEP çoğaldı.Bu durum ise fiyat artışlarını körükledi.Bu köyden kente göç olayı sosyolojik bir olgudur.Peki bu olgunun önüne geçilebilir miydi? Geçilebilirdi.Nasıl mı?Rahmetli Bülent Ecevit köy-kent projesi ile  köyden kente göçü önleyebilmek ve hatta köye dönüşü özendirebilmek  için çok çalıştı ama siyasi gücü yeterli olmadığı için gerçekleştiremedi. Öyle ise gıda maddelerinde oluşan bu astronomik fiyat artışlarının önüne geçebilmek için işi zabıtaya havale etmek yerine  Köy-kent projesinin hayata geçirilmesi gerekir diye düşünüyorum.Tabi bu arada tarım ürünlerindeki  girdi fiyatlarının çok yüksek olduğu da malumdur.Bunun telafisi için de  yeni yeni gübre fabrikaları,ilaç fabrikaları kurarak bu girdilerin maliyetteki payının düşürülmesi ve üreticiye devlet desteğinin de artırılması  gerekir diye düşünüyorum.

           Sayın okuyucular,yukarıda değindiğim gibi ben ekonomi-maliye dersleri gördüm .Hal böyle iken medyada ekonomik durumla ilgili söylemlerde ve özellikle sayın ekonomi ve maliye bakanının söylemlerinde, manipülasyondur, psikolojiktir,enflasyondur,manipüledir,kur farkıdır gibi zaman zaman benim dahi  anlamakta güçlük çektiğim ifadeler kullanılmaktadır.Bunların Türkçesi yok mudur? Vardır ama sanıyorum bunu bilerek yapıyorlardır diye düşünüyorum.Zira sayın bakanın basın toplantısında bulunan bir arkadaşa  sordum, cevaben” bakan bey o kadar güzel konuştular  ki hayran oldum dedi”.Peki ne dedi diye sorduğumda vallaha çok yabancı terim kullandı  pek anlayamadım demez mi.Güldüm.Allah gülmekten yoksun bırakamasın Hoşça kalın.

Bu yazı toplam 381 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim