• BIST 90.665
  • Altın 214,434
  • Dolar 5,3851
  • Euro 6,1005
  • Bolu 4 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 8 °C

Ey mavi göklerin kırmızı beyaz süsü, kız kardeşimin gelinliği şehidim

Yüksel Gültekin

            28.03.2005

Ergun Hiçyılmaz’ın bir kitabını okuyorum son günlerde. Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında çeşitli cephelerde esir düşen Türk askerlerinin hayat hikayesini anlatan, her satırı insanın kanını donduran, tüylerini diken diken eden bir eser.

Bir ucu Arabistan’da, bir ucu Balkanlarda, diğer bir ucu Rusya’da yer alan, bitmek tükenmek bilmeyen cephelerin, sonu belli olmayan savaşların fedakar, cefakar Türk askerlerinin savaş sonu esaret hayatları da, tıpkı savaşlarında olduğu gibi bir destan.

Aç kalan, inanılmaz hastalıklarla boğuşan, hakarete, insanlık dışı muameleye maruz kalan ecdadımız, esaretinde bile onurundan ve haysiyetinden taviz vermeyecek şekilde dik, mağrur ve gururlu.

Herbirinin hayatı bir destan. Esaretlerinde bile askerlik disiplininden taviz vermiyorlar. Komutan yine komutan, er yine er. Aralarındaki herşeyi eşit ve adilane bir şekilde paylaşıyorlar. Esaret hayatlarındaki bu yaşam tarzı onları esir eden düşmanları için bile bir ibret hikayesi.

Bir ibret hikayesi daha var ki; esas bu yazının konusu o. Savaş sonunda esir olan askerler, esaret hayatları bittikleri halde fakir devletin onları anavatana getirecek nakliye parası olmadığı için çoğu esaret hayatına fiili olarak devam ediyor. Birçoğu orada kalıyor, çok azı da yıllar sonra kendi imkanlarıyla anavatana dönüyorlar.

Şimdi ülkemiz enteresan bir soğuk savaş stratejisi yaşıyor. Görünmeyen bir el ya da eller düğmeye bastı, sokaktaki üç-beş çapulcunun çanta kapması, adam dövmesi neredeyse ülkedeki tüm meselelerin önüne geçti. Mersin’deki bayrak yakma provokasyonu bardağı taşıran son damla. Nitekim amaç gerçekleşti, tüm yurt Bolu da dahil ayağa kalktı. Oğlumun elinden tutmuş avazım çıktığı kadar “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diye "Bayrağa Saygı" mitinginde bir yandan bağırıp bir yandan yürürken, bir yandan da Ergun Hiçyılmaz’ın kitabındaki fukaralık sebebiyle esaret hayatı bittiği halde anavatanına dönemeyen aziz ecdadı düşünmeden edemiyordum.

Özgürlük ve bağımsızlığımızın sembolü ayyıldızlı bayrağın göklerimizde ebediyyen hür ve bağımsız olarak saygın bir şekilde dalgalanmasının en önemli ayaklarından bir tanesi de ekonomik bağımsızlığımız. Bunun yolu sanayileşmekten, üretimden, daha fazla ihracattan geçiyor. Bir ülkenin bunları yapabilmesi için de başlıca gelen şart istikrar. Çünkü maalesef bu kalkınma hamlesini başarabilmek için öz sermayemiz yeterli değil. Mutlaka yabancı sermayenin ülkemizde yatırım yapması lazım. Realite bu. Bunun için de ülkemizin güvenilir ve istikrarlı bir ülke olması lazım. Dört tane sokak çapulcusu bu ülkenin istikrarını bozmamalı. Halktan yetki alamayanlar, çapulcuların peşine takılıp ülkede istikrarı bozma çabasına girmemeliler. Bayrağımızın hür ve bağımsız dalgalanması için ekonomik bağımsızlık şart.

Bir yandan Arif Nihat Asya’nın ölümsüz dizelerini mırıldanarak yürüyorum, bir yandan da bu ülkenin istiklali için, bayrağı için, namusu için Galiçya’da, Sina çöllerinde, Yemen’de, Allahuekber dağlarında savaşan, savaştıktan sonra esir düşen ve esareti bittiği halde parasızlık yüzünden vatanına bile getiremediğimiz elleri öpülesi mübarek ecdadımızı düşünüyorum. Ve sen ne güzel söylemişsin Mustafa Kemal diyorum:

“Yurtta sulh, cihanda sulh.”

Saygılarımla.

Bu yazı toplam 357 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim