• BIST 90.529
  • Altın 213,718
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • Bolu 5 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 5 °C

FETİH SURESİNİN 16. AYETİ VE BİR KUR’AN-I KERİM MUCİZESİ

Hasan Dinç

Mucize kelimesi dilimize Arapçadan girmiştir. Genel olarak İnsanları hayran bırakan, doğaüstü sayılan olay, İnsan aklının alamayacağı olay, olağanüstü ve şaşırtıcı anlamlarında kullanılmaktadır. Kelimenin dini bir kavram olarak da anlamı bulunmaktadır. Bu anlamda mucize peygamberler tarafından yapılmış, olağanüstü haller ve sözlerin her birine denilmektedir. Her peygamber kavmi tarafından kendisinin gerçek peygamber olduğunu kabul etmeleri için istedikleri olağanüstü bazı şeyleri yapmak zorunda bırakılmışlardır. Peygamberlerin yaptıkları bu olağanüstü şeylere dinde mucize denilmektedir. Mesela Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi, Hz. Musa’nın asasıyla denizi yarması onların mucizesidir. Kur’an-ı Kerim’de diğer peygamberlerin de mucizeleri zikredilmektedir. Kutlu Peygamberimiz Hz. Muhammed’in en büyük mucizesi olarak Kur’an-ı Kerim kabul edilmektedir. Bunun dışında elbette diğer mucizelerini burada sıralamaya gerek görmüyorum.

Fetih Suresi Kur’an-ı Kerim’in 48. Suresidir ve 29 ayettir. Hudeybiye antlaşmasını takip eden günlerde vahyolunmuş içinde büyük müjdeler barındıran bir suredir. Yazının konusu olan ve bir Kur’an mucizesi kabul edilen 16. Ayet ise meâlen şöyledir. “Bedevîlerden geri kalmış olanlara de ki: güçlü, kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlar Müslüman olana kadar savaşacaksınız. Şayet itaat ederseniz Allah size güzel bir ecir verir. Ama daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi elim bir azaba uğratır.”(Prof.Dr Seyyid Kutub, Fîzılâl-il Kur’an, 13.Cilt sayfa 419).  Aynı ayet Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve tefsir de “Arkada kalan bu bedevi topluluklara de ki: yakında çetin güç sahibi bir topluluğa karşı çağrılacaksınız; ya kendileriyle savaşacaksınız yahut Müslüman olacaklar. Bu çağrıya uyarsanız, Allah size güzel bir karşılık verecek, daha önce olduğu gibi geri durursanız, sizi acı bir şekilde cezalandıracak” ( Kur’an Yolu Türkçe meâl ve Tefsir, cilt 5, sayfa 71). Bu ayet Elmalılı M. Hamdi Yazır tarafından yazılan on ciltlik Hak Dini Kur’an Dili adlı muazzam tefsirde ise şu şekilde dilimize çevrilmiş. “ Arabîlerin geri bırakılmış olanlarına de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağrılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya Müslüman olurlar.  Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.” ( Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 7.Cilt sayfa 163 ve devamı). Ayet Diyanet İşleri Eski Başkanlarından 20.Y.Yılın büyük İslâm Hukuku âlimi Ömer Nasuhi Bilmen’in 8. Ciltlik önemli eserinde ise “ O bedevilerden geri bırakılmış olanlara de ki: Siz ileride şiddetli savaş ehli bir kavme davet olunacaksınızdır. Onlar ile savaşta bulunursunuz veya onlar İslâmiyet’i kabul ederler. Artık itaat ederseniz Allah Teâlâ size güzel bir mükâfat verir ve evvelce çevirmiş olduğunuz gibi yine yüz çevirirseniz sizi acıklı bir azap ile muazzep kılar.” şeklinde tercüme edilmiştir.

Hudeybiye antlaşmasının şartları Müslümanlara çok acı gelmiştir. İslâm toplumunda derin keder ve üzüntü oluşmuştur. O hüzünlü ortamı eserinde en iyi ifade edenProf. Seyyid Kutub olmuştur.  Surenin tefsirine geçmeden geniş bir şekilde Hudeybiye antlaşmasını, maddelerini ve bu maddelerin Müslümanların aleyhine yorumlanan metnini, antlaşmanın yazılışında ve imzalanışındaki hakaret içeren Kureyş temsilcisi Süheyl İbn Amr’ın ifade ve tavırları Müslümanlara çok ağır gelmiş; hatta isyan derecesinde rahatsızlıklar oluşmuştur. İşte bu ortamda vahyi gerçekleşen ve “Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik” ayetiyle başlayan Fetih suresi Müslümanlara geleceği açan, ileride meydana gelecek birçok fetihlerin habercisi olarak kabul edilmiş ve Mekke’nin fethi bir başlangıç olarak vaat edilmiş ve fethi mübin müjdesiyle kederli ve hüzünlü ortam dağıtılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’in sure ve ayetleri belli olaylarla, kişilerle ya da sahabilerin sorularıyla ilgilidir. Buna  “sebeb-i nüzul” denir. Yani surenin ve ayetin nazil olmasının sebebi demektir. Fetih suresinin özellikle de 16. Ayetinin nazil sebebi olarak Hudeybiye antlaşmasının oluşturduğu hüzünlü ve kederli ortam ve bunu takip eden Hayber kalesinin fethi olayıdır. Peygamberimiz Mekke’ye kalabalık bir Müslüman toplulukla umre ziyaretine karar vermiş, bu kararını İslâmiyet’i yeni kabul etmiş çevre kabilelere de duyurarak katılmalarını istemiştir. Ancak bu kabileler kuvvetli Kureyş ve onun müttefiki kabilelerden çekindikleri ve kendilerine gösterecekleri düşmanlıklardan korktukları için peygamberin davetine katılmamışlardır. Hudeybiye antlaşmasından sonra Yahudilerin iskân ettikleri Hayber kalesinin fethine karar verilince bu fethin sonunda ganimet taksiminden yaralanmak isteyen bu kabileler Hayber fethine iştirak etmek istediler. Onun üzerine bu ayet nazil oldu ve kabilelerin bu harekete iştirakleri önlendi. Bu kabilelerin ancak daha sonraki hareketlere katılabilecekleri kendilerine vahiy yoluyla bildirilmiş oldu.

İlk dönem müfessirleri ayeti tefsir ederken hep bu olaya odaklanmış ve etraflıca bu olaylarla ayeti tefsir etmişlerdir. Daha sonraki müfessirler de onları takip edip ayetle ilgili olarak bu olayları anlatmışlar, zaman içinde gelişen diğer olaylara bigâne kalmışlardır. Bizim müfessirlerimiz ise ayetin Türk-İslâm tarihi ile ilişkisini hiç düşünmemişler ve ayeti o boyutuyla tefsir etmeye devam etmişlerdir.

Ömer Nasuhi Bilmen ayeti tefsir ederken aynen “ Eğer Hak yolunda cihada atılmak istiyorsanız ilerde birçok savaşlar vaki olacaktır. Yani Fars ve Rum kavimleri gibi, Nevazin, sakif ve Yemendeki Ben-i Hanife gibi kuvvetli kavimlerden hangi biriyle cihatta bulunmaya davet olunacaksınızdır. Filkakika Kur’an-ı Mübin’in haber verdiği böyle pek şiddetli, kuvvetli savaşlar gerek Peygamber zamanında ve gerek dört halife devrinde vaki olmuş, birçok İslâm mücahitleri cihat meydanlarına atılarak Din-i İslâm’ı neşre muvaffak bulunmuşlardı. Atiye (geleceğe) ait bu haberleri vaktiyle Müslümanlara tebşir etmiş olan Kur’an-ı Azimin bir mucize-i ebediye (sonsuz mucize) olduğu bu vesile ile de sabit olmuştur” diyerek işi bir noktaya getirmiş, fakat orada tıkanmış ve konuyu Türk-İslâm tarihine intikal ettirememiştir.

Not: Konuya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bütün okuyucularımın Mübarek Ramazanlarını tebrik ediyorum. Bu mübarek ayın feyzinden, bereketinden bütün insanlığın yararlanmasını niyaz ediyorum. Ayrıca Yüce milletimizin 19 Mayıs Gençlik ve spor bayramını kutluyorum. Bu bayramın sonsuza kadar yaşatılmasını, her gelecek yılda bayramın daha büyük katılım ve heyecanlarla kutlanmasını temenni ediyorum.

 

 

Bu yazı toplam 1796 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim