eryaman escort , ankara escort, ankara escort, bursa escort
  • BIST 104.456
  • Altın 145,577
  • Dolar 3,4866
  • Euro 4,1793
  • Bolu 16 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 19 °C

GECİKMİŞ BİR CEVAP

Hasan Dinç

 

Bu yazı dört hafta öncesine yani Kutlu Doğum haftası nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanının İstanbul’da başta Diyanet İşleri Başkanının ve birçok din görevlisinin katıldığı bir toplantıda yapmış olduğu konuşma dolayısıyla programlanmıştı. 17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıl dönümü ile ilgili seri yazımız uzayınca yazının yayınlanması bu güne kadar gecikti. Gündemden düşmüş bir konunun tekrar ele alınmasının zorluklarını bilmeme rağmen önemli bulduğum için yazmayı ve konu ile ilgili düşüncelerimi okuyucularımla paylaşmayı geç te olsa faydalı buldum.  Her ne sebeple olursa olsun bu konuda Kur’ani hakikatlere ulaşamamış bazı okuyucularıma mukaddes kitabımızın ifade ettiklerini belirtmeyi insani ve İslâmi bir görev kabul ediyorum.

Adı geçen toplantıda Sayın Cumhurbaşkanı konuşmasının bir yerinde babasına “ biz Laz mıyız, yoksa Türk müyüz?” diye sorar. Babası da cevaben “Oğlum aynı soruyu ben de dedeme sordum. Dedem de bana Müslüman’ız de geç” demiş. Sayın Cumhurbaşkanı babasından duyduğu ve dedesinin söylediği sözü dini bir hakikatmiş gibi kabul ederek orada bulunanların şahsında bütün bir millete sanki tavsiye eder gibi  “ Öldükten sonraAllah bize men Rabbüke, ve men nebiyyüke, vema dinüke sorularını soracak. Vema kavmüke diye sormayacak. Müslümanım de geç”  dedi ve kişisel itikadı yanlışlarını İslâm’a mal ederek toplumsal bütünleşmenin ancak bununla sağlanacağını ifade edebilmiştir. Cumhurbaşkanı anlayacağımız ifadeyle diyor ki: “Allah bize Rabbiniz kim, Peygamberiniz kim, hangi dindensiniz diye soracak. Hangi kavimdensiniz diye sormayacak. Müslümanız de geç.” Ne acıdır ki İslâm’a, onun kavim ve millet anlayışına çok ters bir kanaati başta Diyanet İşleri Başkanı olmak üzere çok önemli sayıda din görevlisinin takip ettiği bir toplantıda söylemiş, fakat bu düşünce hiçbir görevli tarafından ne toplantı sırasında ne de o konuşmanın yapıldığı günden bu yana tekzip edilmemiştir.

Bu konuda mukaddes kitabımız Hucurat suresinin 13 ayetinde “Ey insanlar, biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Tanışasınız diye sizi milletler ve kabileler halinde kıldık. Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız takvada en ileri olanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir. Her şeyden haberdardır.” Ayet gayet açıktır. Anlaşılması için büyük âlim olmaya gerek yoktur. Cenab-ı Allah bütün insanlığa sesleniyor ve hepimizin Hz. Adem’le Hz. Havva’dan türediğimizi, sonradan tanışmak ve güzel münasebetlerde bulunmamız için millet, kavim, boy ve kabilelere ayırdığını söylüyor. İnsanların Allah indinde ancak takva ile “Allah’ın emirlerine uygun yaşamak” diğerlerinden üstün olabileceğini de ikazen ifade ediyor. Yani soy sop üstünlüğünü reddediyor. Bırakınız herhangi bir millete mensup olmayı, Peygamber çocuğu olmanız bile diğer insanlardan üstün olmanıza sebep değildir.

Cenab-ı Allah bununla birlikte şöyle de demektedir.“Dileseydi sizi tek bir ümmet (millet) yapardı. Ama o istediğini saptırır, istediğini doğru yola iletir. İşlediklerinizden mukakkak sorumlu tutulacaksınız.(Nahl suresi 93. Ayet) Yani Allah (C.C.) dileseydi bütün insanlığı tek bir millet halinde yaratabilirdi. Ama insanlık için hayırlı olan onların ayrı milletlerden, kavim ve kabilelerden oluşmasıdır. Allah’ın takdiri bu yöndedir. Allah’ın bu yöndeki takdirini beğenmeyip onları tek millete irca etmek her halde Allah’ın hükmünü beğenmeyerek Hucûrat suresinin 14.ayetinin muhatabı anlamına gelmektedir. Bu ayet “ De ki: Dininizi Allah’a siz mi öğreteceksiniz. Allah göklerde ve yerde olanların hepsini bilir. Allah her şeyi hakkıyla bilir.”  Demektedir. Yani kendi hükümlerini değiştirmeye kalkanları en acı şekilde tehdit etmekte ve böyle şeylerden uzak durmalarını ikaz etmektedir.

Yine Cenab-ı Allah Maide suresinin 54. Ayetinde “ Ey iman edenler, sizden kim dininden dönerse Allah öyle bir kavim getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihat yaparlar ve kınayanların kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lûtfudur. Onu dilediğine verir. Allah’ın lûtfu boldur. O her şeyi bilendir.” diye buyurmaktadır. Ayetin anlamı gayet açık olmasına rağmen bir kez daha tekrar edilmesi gerekirse Cenab-ı Allah bazı kavimlere özel görevler tevdi etmektedir. Bu seçilmiş kavmin Kur’andaki özellikleri ise Müslümanlara karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurlu olmaları; Allah yolunda cihat yapmaları ve bir kısım kınamak isteyenlerin kınamalarından korkmamalarıdır. İşte bu özelliklerinden dolayı Allah onları sevmekte, onlar da Allah’ı sevmektedirler. Bu ayet yüce anlamıyla insanlığın kavimlere ayrıldığını, bazı kavimlerin diğerlerine göre Allah indinde bazı milli özelliklerinden dolayı sevildiğini göstermektedir. O nedenle biz milli kimliğimizi “Müslüman’ız de geç” ifadesiyle örtemeyiz. Sayın cumhurbaşkanının büyük dedesinin torununa dediği bu sözün dinen bir geçerliliği yoktur ve dinimizin akidelerine tamamen terstir.

İnsanların geçerli birçok kimliği yanında ikisi çok önemli olup her zaman öne çıkmaktadır. Bunlardan biri dini kimliği diğeri de milli kimliğidir. Bunlardan milli kimliğimize günümüzde etnik kimlik de denilmektedir. Milli kimlik, kişinin tercihen seçeceği bir kimlik olmayıp doğumuyla sahip olduğu kimliktir. Yani kişinin iradesiyle tercihinden oluşmamaktadır. Bu bakımdan milli kimlik her türlü kimliğin üzerinde ve tartışma kabul etmez bir özelliğe sahiptir. Çünkü sonradan değiştirilmesi de mümkün değildir. Milli kimlikler cebir ve şiddetle asimile edilerek üstü küllerle örtülsebile, belli bir zaman sonra bu küllerin altından çok diri ve gümrah bir şekilde tekrar hayat bulacaktır. Dini ya da imani kimlik ise böyle değildir. Kişi dini kimliğini kişisel iradesiyle kabul eder ve de değiştirir. Bu nedenle de kişi Allah (C.C.) indinde dini kimliğinden sorumlu ve hesap vermekle mükelleftir. Sayın Cumhurbaşkanının ifadesiyle Alah’ın Rabbin kim? Peygamberin kim? ve hangi dindensin? Sorularına muhatap olacaktır. Milli kimliğini seçme hürriyetine sahip olmadığı için de “hangi kavimdensin” sorusu kendine sorulmayacaktır. Bu soru bana sorulmayacaktır diye kişi milli kimliğini örtmek ve Allah’ın kendine emanet ettiği kimlikten hoşlanmamak gibi bir itaatsizliği ya da Allah’a isyanı asla dinimiz hoş görmez, bazılarının yaptığı gibi dini kimliğini öne sürerek milli kimliğini örtmeye çalışmayı da bir küstahlık hatta inançsızlık kabul eder. Allah’ın mukaddes bir emaneti olan Milli kimliğimiz görevi ne olursa olsun kimsenin tavsiyesine açık değildir. Sayın Cumhurbaşkanı bu konulardan ziyade Anayasa ile sabitleşen yasal görevlerini yerine getirir ve bu konuları da ilgililere bırakırsa daha iyi bir iz bırakmış olur. Konu bizim Türk’lüğümüzü unutturmak amacına matuf bir gayret ise boşa zahmet etme. Türk milleti yukarıdaki ayette ifadesini bulmuş “Allah’da onları sever” ifadesinin muhatabı bir millettir. Müslümanlık adına ahkâm kesenlere, müfessirlerin ( kur’an-ı Kerim’in ayetlerini bilgi zenginliği içinde açıklayanlar) bu ortak hükmünü bir kere daha hatırlatmayı dini bir görev kabul ederim.  

Bu yazı toplam 1541 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim