• BIST 107.882
  • Altın 143,804
  • Dolar 3,5304
  • Euro 4,1439
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 24 °C

GEÇMİŞ OLSUN

Hasan Dinç

Kısa demokrasi geçmişimizde belli periyotlarla askeri müdahaleler olmuş; zaman, zaman demokrasiye ara verildiği görülmüştür. 27 Mayıs 1960 darbesi ile başlayan bu müdahaleler 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1996 ve en son 15 Temmuz 2016 bunların en önemlilerindendir. Bunların dışında 1961 yılında ilki Şubat ve ikincisi Mayıs ayında olmak üzere Talat Aydemir’in dar kadrolu darbe girişimleri de dikkat çekici hareketlerdir. Bunlardan 27 Mayıs darbesi ordu içindeki bir gurubun girişimi, 12 Eylül darbesi ise emir ve komuta çerçevesi içinde ordunun bütünü tarafından yapılmış bir müdahaledir. 27 Mayıs darbesi iktidarda bulunan Demokrat Partiye karşı yapılmış, bütün mensupları tevkif edilerek yargı önüne çıkarılmıştır. Günümüze kadar geçen süre içinde bu yargı kararları tartışılmış, milli vicdanı kanatan bu kararlar iade-i itibar edilmek suretiyle bir nebze de olsa rahatlama meydana getirmiştir. 12 Eylül darbesi ise bütün siyasi partileri kapatmak suretiyle siyasi hayatımızı yeniden düzenlemek amacı taşıyor görünse de sol ve sağda sokak mücadelesine katılanların siyasi kadrolarını yargı önüne çıkararak ve onları hala tartışılan idam kararlarıyla cezalandırarak hedefini ve yönünü açık etmiştir.

12 Mart muhtırası ise başlamış bulunan sol bir askeri hareketin bastırılması sonucu gerçekleşmiş, meçlisi kapatmasa da demokrasiyi kısa süreli de olsa askıya almıştır. Bu dönemde kurulan askeri mahkemelerin verdiği kararlar sol gençlik liderlerinden bazılarına verdiği idam kararlarıyla günümüze kadar tartışılmaya devam etmiştir.

Yakın siyasi tarihimizde iktidarın sadece bir kanadına karşı yapılmış hareket ise 28 Şubat hareketi olarak bilinmektedir. Günün koalisyonunu oluşturan Refah Partisi ve DYP hükümetinin Refah Partisi kanadını hedef almıştır. Refah Partisinin dini kesimlere karşı takip ettiği politikalar rahatsızlık oluşturmuş, laiklik ilkesinin tehdit altında olduğu gerekçesiyle yapılmıştır. Ancak hükümetin doğrudan düşürülmesinden ziyade, dolaylı düşürülmesini yolunu tercih ettiği için müdahalelerin en yumuşağı olarak tarihe geçmiştir. Ancak bu askeri müdahalelerin ortak yönü, hepsinin arkasında Amerika Birleşik Devletlerinin destek ve teşviki ile yapıldığı dikkati çekmektedir.

En son 15 Temmuz 2016 tarihinde bir darbe teşebbüsü ile tekrar karşılaşmış bulunuyoruz. Bu teşebbüs çok yeni olduğu için sebep ve sonuçları ile tam olarak değerlendirme yapabilecek bilgilerden yoksunuz. Ancak şunu söyleyebiliriz ki şimdiye kadar yapılan darbe teşebbüslerinin en kanlısı olmuş, siyasi partilerimizin tümünün karşı çıktığı ve milletimizin ortak direnci ile karşılanmış ve başarısı akamete uğratılmış bir hareket olarak tarihe geçmiştir.

15 Temmuz darbe girişimi önümüzdeki günlerde her yönüyle ortaya çıkacak, faillerin yargıdaki ifadeleriyle netleşecek ve bu darbe girişiminin sebep ve sonuçları, iç ve dış destek unsurları anlaşılacak ve siyasi tarihimizdeki yerini alacaktır.

Bununla birlikte ilk andan itibaren görünen odur ki bu darbe iyi plânlanmış bir hareket değildir. Başarısızlığının altında yatan en önemli sebep olarak bu husus öne çıkmaktadır. Başarısız bir darbe olarak kalmasının diğer önemli sebepleri ise işin medya ayağının iyi plânlamadığı ya da bu unsurun önceden faydasının pek de dikkate alınmadığı anlaşılmıştır. İlk andan itibaren darbe girişimi haber kanalları tarafından ordu içinde küçük bir gurubun hareketi olarak lanse edilmiş, halkımız bu girişimin başarı şansı olmadığına inandırılmıştır. Halkımız bu inançla yapılan davet üzerine meydanlara çıkmış, darbecilere karşı mukavemet ortaya koymuştur. Bunun yanında sonradan çokça tartışılacağına inandığım Diyanet işlerinin, din görevlilerinin ve camilerin cumhuriyet tarihimizdeki darbelerde ilk defa taraf olarak yerini aldığı görülmüştür. Osmanlı tarihindeki yeniçeri ayaklanmalarında saraya ve devlet adamlarına karşı girişilen isyan hareketlerinde şeyhülislamın ve ulema sınıfının fetva ve desteğini alma teşebbüsünün benzeri bir girişim olarak gördüğüm bu durum, darbe teşebbüsünün başarısızlığa uğramasında ve halkın meydanlarda toplanmasında önemli bir unsur olarak görünse de gelecekte yersiz, tatsız ve onur kırıcı suçlamaların muhatabı olmaktan kendilerini koruyamayacaklardır. Darbe teşebbüsünün önlenilmesinde dini bir rengin öne çıkacak şekilde kullanılması dinimizin ve onların görevli mensuplarının siyasete çekilmesi yönünde bir girişim olarak değerlendirilecek, sonradan istenilse de bu unsurlar bu hareketler içinde taraf olarak kalmaya devam edeceklerdir. Bu kurum ve kişilerin zamanla darbeciler tarafından da kullanılamayacağının garantisi yoktur. Camilerin ve onların görevlilerinin darbe teşebbüsünün önlenmesinde birinci dereceden kullanılması, minarelerin gece yarılarında siyasi sloganlarının atılması örneğin “Ya Allah, bismillah; Allahu ekber” nidalarına alet edilmesi ilerde çıkacak tartışmalara açık görülmektedir. Belediye ilân sistemi varken, minarelerin halkın meydanlara çıkması için davet aracı olarak kullanılmasının şimdilerde sessiz karşılansa da, vahim tartışmalara sebep olacağı ve bu muazzez kurum ve kişilerin tartışma ortamında savunmasız kalacağı gün gibi aşikârdır.

Bütün bunlara rağmen demokrasi tarihimizde korkunç ve karanlık bir girişimi hep birlikte sonuçsuz bırakmanın sevinci ve mutluluğu nu doya,  doya yaşamalı ve tadını çıkarmalıyız. Bütün milletimize bir kez daha geçmiş olsun derken bu tür demokrasi dışı teşebbüslerin son olmasını dilerim.

Bu yazı toplam 1072 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim