• BIST 75.929
  • Altın 129,521
  • Dolar 3,4434
  • Euro 3,6590
  • Bolu -5 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -6 °C

GEÇMİŞE SIĞINMAK (II)

Hasan Dinç

 

Bir önceki yazımızda milletler için geçmişin ne kadar önemli olduğunu, geçmişin bir millete felaketlere dayanma ve zorlukları aşmada moral gücü oluşturduğunu ifade etmiştim. Türk milletinin de beş bin yıllık tarihi geçmişiyle dünyanın en eski ve köklü milletlerinden biri olduğunu kaydetmiş, yakın tarihimizdeki peş peşe gelen büyük felaketlerin aşılmasında bu tarihi geçmişimizin önemli bir faktör olduğunu yazmıştım.

Bir kere daha kaydetmekte yarar olduğunu sanıyorum. Geçmiş, halimizin sağlam temeli; geleceğimizin itici gücüdür. Geçmişten güç ve moral destek almayan milletlerin, hali ne kadar güçlü olursa olsun zorluklara dayanma, felaketlere direnme ve birliğini muhafaza etme imkânları kısıtlıdır. Hele de geleceğe atılım enerjisi gücüyle doğru orantılı değildir. Nasıl uzun atlama rekortmeni bir atlet bulunduğu yerden ileriye doğru 2 ya da 3 metre atladığı halde, geriye doğru açılıp hız kazanarak bu mesafeyi sekiz metreye çıkarabilirse; geçmişten güç alan toplumların da ileri hamleleri dikkatten kaçmayacak şekilde hızlı olabilir. Aynen bir okun hızlı ve daha ileri gidebilmesi nasıl yayın geriye gerilmesine bağlıysa milletlerin de istikbale koşma hızı geçmişinin derinliklerine bağlıdır.

Geçmişimizi en doğru şekilde tarihimizden öğreniriz. O nedenle çocuklarımıza okullarda verdiğimiz en önemli derslerin başında insanlık tarihi içindeki milli tarihimiz gelmektedir. Ancak bizim millet olarak önemli kusurlarımızdan biri tarihimizi kaydetmemek olmuştur. Bu nedenle geçmiş tarihimizi komşu milletlerin tarihi kayıtlarından takip edebilmekte, bunların da çoğu düşmanca tespitlere dayanmaktadır. Onun için devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk “ Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır” derken bu milli kusurumuzu ifade etmektedir. Atatürk yetişen yeni nesillerin tarihimizle doğrudan yüzleşebilmelerini temin için Cumhuriyetimizin ilk eserleri arasına Dil Tarih ve Coğrafya fakültesiyle birlikte Türk tarih Kurumunu ve Türk Dil Kurumunu devreye sokmuştur. O, yetişen yeni nesillerin tarihini ve atalarını öğrenmekle kendilerine güvenlerinin de o oranda artacağına inanmaktadır. O nedenle “ Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı hissen, fikren, fiilen bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim. Bilelim ki, milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır” düsturunu eğitim ve öğretim hayatımızın temel esası haline getirmiştir.

Bir millet için geçmiş ya da tarih bu kadar öneme haiz iken onlardan doğru yaralanılmadığı takdirde o derecede millet hayatında engelleyici de olabilmektedirler. Bilinmelidir ki geçmişi bir kez daha yaşamak mümkün değildir. Zamanın her anı bir kere yaşanır. O anı bir kere daha yaşamak mümkün değildir. Bu nedenle geçmişe takılmak milletlerin hamle gücünü yitirmelerine sebep olur. Tarihimizin bir ya da birkaç parlak noktasına hayran olmak, o noktaların tekrar, tekrar yaşanması için gözleri yummak, bizi içinden çıkılmaz uçurumlara sürükleyebilir. Tarihimizin bazı anlarında yaşamayı isteyenler, o anlara imrenenler hatta o anlarda yaşamamaktan hayıflananlarımız bile olabilir. Millet olarak bize düşen o parlak noktaları tekrar, tekrar yaşamanın yolu tarihin o anlarına imrenip o anlarda takılıp kalmak değil, o anlardan ibret alıp ders çıkarmak ve geleceğimizi ona göre tanzim etmektir.

Bir Malazgirt’i yaşamak, İstanbul’un fethinde bulunmak, Mevlâna’nın dizinin dibinde yetişmek, Şeyh Edebali’nin nasihatlerine birebir tanık olmak, Kürşad’ın kırk yiğidinden biri olup Çin İmparatorluk sarayını basmak, bir sarıklı gafilin kâfir ilân ettiği İbn-i Sina ve Farabi’nin çağdaşı olmak bizi çok mutlu edebilirdi. O mutluluğu yaşamanın yolu geri dönerek tarihimizin o mesut anlarını o şartlarda tekrar yaşamak değildir. Bu mümkün de değildir. Bunun yolu onları başarılı kılan şartları iyi tahlil edip günümüze taşımak ve onların yolunu takip etmektir.

Geçmişimizle ve geçmiş başarılarımızla övünmek elbette hakkımızdır. Ancak oraya takılıp kalmak bizi gelecek kuşaklar nezdinde sorumlu olmaktan kurtaramaz. Geçmişin aydınlığını günümüze ve geleceğe taşımanın yolu övünmekle birlikte, bizim başarılarımızla geleceğin övünebileceği aydınlık içinde olmaktır. Geçmişi günümüze taşımak, geçmişi aynen günümüzde yaşamak isteği, milletimizi geri bırakan engellerin başında gelmektedir. Günümüzde başarı, günümüz şartları içinde medeni âlemi dikkate almak, o âlemle birlikte omuz omuza yürümekten geçer. Geçmişin başarılarına takılıp onların gururuyla çevremizi küçük görüp, onların ileri ve medeni hamlelerine bigâne kalmak, bizi gururun getirdiği karanlıktan kurtaramaz. Üç, dört asırlık tarihimizdeki felaketlerin önde gelen sebepleri arasında geçmişe saplanmak, geçmişin gururuyla çevremizi iyi değerlendirememek, geçmişe özenip o günleri tekrar yaşamak istek ve arzularımızdan ilmi ve teknik hamleleri günü gününe takip ederek gerçekleştirememek olmuştur. Batıyı hep küçük gördük, onların hamlelerini gâvur icadı diye onlardan uzak kalmayı tercih ettik. Enerjimizi hep geçmiş başarılarımızı tekrar yaşamanın, o şartları günümüze taşımanın hayallerine tahsis ettik. Öyle bir zamanda uyandık ki geriliğin, cehaletin, fakirliğin gayyasında kendimizi bulduk.

Bir İstiklâl savaşı yaparak yeniden var olduk. Bize bu günleri bahşeden yüce Allah tarihimizin son döneminde bize bir önder nasip etmiştir. O önder vasıtasıyla medeni âlem içindeki rolümüze tekrar sahip olduk. O önder bize bir Cumhuriyet ve de “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyerek bir rehber bırakmıştır. Günümüzde ve gelecekte geçmişi tekrar etmenin yolu bu rehberin elini bırakmamak olmalıdır. Bizi medeni âlemden uzaklaştıran cehalete tekrar el vermek bizi bir daha kurtulamayacağımız uçuruma sürükleyebilir. Millet olarak her ne ad altında olursa olsun cehalete fırsat ve imkân tanımamalıyız. Sonunda Hz. Musa’nın dediği gibi “içimizdeki cahiller yüzünden bizi helâk eder misin Allah’ım” desek de bir daha helâk olmaktan kurtulmamız mümkün olmayabilir.    

Bu yazı toplam 798 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim