• BIST 90.383
  • Altın 145,141
  • Dolar 3,6152
  • Euro 3,9060
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 18 °C

Gönül köprüsü

Mustafa Namdar

Köprüler vardır. Gönülden gönüle düşlerdeki sevgilere ulaştırır. Köprüler vardır, parçaları birbirine bağlar bütüne ulaştırır. Köprüler vardır, sazın telinde dillenen ezgileri ulaştırır nesilden nesile. Köprüler vardır, bilineni bilinmeyene bağlar, aydınlanır karanlıklar. Köprüler vardır, şehirleri şehirlere, ülkeleri ülkelere bağlar.

Gönül köprüsü koydular adını. Köroğlu’ndan Dadaş diyarı, Bolu’dan Erzurum’a uzandı eller. Bilinenler bilinmeyenler, örfler adetler harmanlansın istendi genç beyinlerde. Okullararası kuruldu gönül köprüleri, geleceğin sahipleri tanısın birbirini, tanısın ay yıldızın dalgalandığı vatan topraklarını diye…

Yolcu edildi sekiz otobüsle 350 öğrenci öğretmenleriyle. Dualarla, şarkılarla, türkülerle coşku içinde çıkıldı yola. Güle güle gidin, sağlıcakla güle güle gelin diye.

Gezildi, görüldü Erzurum. Yedikleri içtikleri onların olsundu. Gördüklerini anlatsın istedi kalanlar. Anılar dökülmüştü fotoğraflara kare kare. Fotoğraflarda saklıydı gezilen, görülen yerlerin gizemi. Tek tek özenle birleştirip aktardılar beyaz perdeye. Alaturka alafranga udla gitarı harmanlayıp seslendirerek, Erzurum’u yaşattılar ezgileri bilenlere yeniden, bilmeyenlere ilk defa…

Renk renk fotoğraflardı tanıkları. Fotoğraflarla yeniden yaşanıyordu anılar. “Aa bak şuradan almıştık oltu taşı tesbihi kolyeyi. Bak işte misafir kaldığımız aile. Bak bak ne kadar da güzeldi şu Tortum Şelalesi. Yükseklerden dökülen toz gibiydi soğuk su zerrecikleri. Serinliğini hisseder gibiyim şu anda bile. İşte okulları, işte kaldığımız yurtlar. İşte kantinler. Her yer pırıl pırıl bakımlı, hizmetse dört dörtlük. Bak işte Nene Hatun, Aziziye Tabyası. İşte tarih, işte kültür, çarşısı pazarı, sanatı sanatçısı, doğasıyla hece hece yüceden yüce tarih kokan Erzurum.”

Toprak aynı. İnsanlık aynı. Aile yapısı aynı. Sevgi saygı sanki daha bir içten, daha bir samimi. Şiveler ayırıyordu bizi onlardan. Ne güzel de söylüyorlardı, “Ben geliyorum” derken, “Ben gelirem” kelimesini...

Gönül köprüsüydü adı. Ne vardı köprünün öte yakasında? O yakayı kitaplardan okumak yerine, gidip yerinde görmek, sofrasında oturmak, oda ortasındaki tandırıyla, kilimiyle, ehramıyla bir başka güzelliğin sanki ezberi bozuluyordu Erzurum’da. Görüp havasını solumak, konuşup anlaşmak, ülke topraklarını paylaştığımız insanlarla tanışıp yaşam tarzlarını öğrenmek, ne güzeldi. Farklılıkları birarada yaşamak, birbirimizi yakından tanımak, ortak paydayı öğrenmek ne güzeldi. Bu güzellikleri paylaşmak hepsinden güzel, hepsinden keyifli...

Paylaşmak ne güzel. Sevinci paylaşmak, acıyı paylaşmak ne yüce bir duygu. Yapılan yedi günlük gezide bellekte kalanlar ne idi? Ne aldık, ne verdik ve de neler gördük? Bütünüyle paylaşmalıydık yaşadıklarımızı. Yaşadıklarımızı yaşatmalıydık arkadaşlarımıza, çevremize, yönetenlerimize...

Nasıl olacaktı bu? Nasıl başlamıştı yolculuk? Yurt dışının güzellikleriyle ünlü yer değildi gidilecek yer. "Ortalık güvenli değil. Kıpır kıpırdı Ankara’dan ötesi. Ne de olsa tedirgindik hepimiz. İçimizde bir ürkeklik vardı, daha hızlı çarpıyordu yüreğimiz.” Nasıl da heyecanlanmışlardı gecenin kör karanlığında otobüslerinin lastiği patlamıştı Erzincan Pülümür civarlarında. O anda nasıl da kaynaşıp paylaşmışlardı korkunun yarattığı yaşamı. Anlatılmalıydı yazı diliyle her bir düşünce ve görülenler, her bir ağızdan kompozisyonlarla. Sonra resimlenmeliydi, resimlenip süslenmeli, anlamlanmalıydı yazılarla. Öyle de yaptılar.

Fotoğraflara bakanlar yazıları atlıyorsa, öğrenciler anlatıyordu yaşadıklarını aynı heyecanla arı bir dille. “İşte Erzurum’da yaşadıklarımızı sanal anlamda getirdik huzurlarınıza” der gibiydiler.

Gerçekten Erzurum’u Bolu’ya getirmişlerdi. Ekmeği, aş’ı, peyniri, tatlısı, kırtlama çayı ile. Hazır mıydı herşey? Öyle emeksiz olur muydu bütün bunlar? Her iş bir emeği, bir iki damla alın terini gerektiriyordu. Bu sergi gezi konvoyu sorumlularının ortak aklıyla kondu ortaya. Günlerce düşünüldü, yazıldı, çizildi. Sonunda işte görülen güzellik çıkmıştı ortaya. Emeğin mayası tutmuştu. Atatürk Anadolu Lisesi kimya öğretmeni Şafak Namdar, Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi felsefe öğretmeni Şükran Namdar ve Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi coğrafya öğretmeni, aynı zamanda konvoy başkanı Nedim Coşkun ve de öğrenciler.

Gönül köprüsüne ait sergi, yapılan gezinin somut bir örneğine belge gibiydi. Bu tür sosyal etkinlikler güzel. Bu güzelliğin bir başka güzelliği de kendi kurumumuzun dünü bugünü hakkında bilgilendirme fırsatının elde edilmesidir.

Nereden nereye gelindiğinin anlatılmasına ait fırsat yakalanmış olacaktır. İşte tam da Okul Müdürü Sn. Remzi Kocaman’ın konuşmasında söylediği gibi; “Dört yıl önce neydik, şimdi ne olduk!” der gibi!..

06.03.2009

Bu yazı toplam 393 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim