• BIST 83.161
  • Altın 147,145
  • Dolar 3,7693
  • Euro 4,0453
  • Bolu -1 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara -3 °C

GÖNÜL SEFERBERLİĞİ

Hasan Dinç

 

Son yıllarda İslâm adına yapılmış şiddet hareketleri ve terör faaliyetleri çok hızlı bir artış göstermiştir.  Dünyanın dört bir yanında bu hareketlerden etkilenmeyen hiçbir toplum kalmamıştır. Bunun sonucu olarak adına İSLÂMOFOBİ denilen yeni bir terminoloji bütün dünya dillerine yerleşmek üzeredir. Bu yeni terim “ İslâm’ın terör ve şiddet dini olduğu, Müslümanların ise inançları gereği şiddet yanlısı ve terör yanlısı olduğu” anlamını taşımaktadır.

TALİBAN, İŞİD, EL NUSRA VE EL KAİDE gibi isimlerini sıkça duyduğumuz şiddet ve terör yanlısı bir kısım silahlı gruplar sözde İslâm için çalışmakta olduklarını açıklasalar da, gerçekte maddi ve manevi desteklerini Batılı ülkelerden aldıkları için İslâm dinine ve de bütün dünya Müslümanlarına büyük kötülük yapmaktadırlar. Barış ve esenlik dini olan İslâm Dinini bir yana bırakın, bütün dinlerin şiddet ve terörden ne kadar uzak durdukları hepimizce malumdur. Gerçi tarihte din adına yapılmış savaşlar ve katliamlar hâlâ insanlığın hafızalarında ve tarihin tozlu sayfalarında silinmez izler bırakmışken, artık bunların çok gerilerde kaldığını söylemeye hazırlandığımız şu günlerde İslâm adına bu tür hadiselerle karşılaşmamız calibi dikkat ve düşündürücüdür.

Gerçekten İslâm Dini şiddet ve terörü besleyen, şiddet ve teröre cevaz veren bir din midir? Bana böyle bir soru bile İslâm’a büyük bir hakaret olmasına rağmen meselenin bu yönünü sabır ve anlayışla irdelemek gerekmektedir. Ulemanın İSLÂM kelimesinin barış anlamına geldiğini söyledikleri hepimizin malumudur. İslâm’ın Bedir, Uhut, Hendek savaşlarını yapıp Mekke’nin fethi ve Huneyn zaferinden sonra devlet dini olduğunu biliyoruz. Tarihi belgeler ise bunların saldırı değil birer savunma savaşı olduğu da malumdur. İlk Müslümanların kendilerini, mal ve canlarını korumak için bırakınız savaşmayı, memleketlerini terk ederek başka ülkelere göç ettiklerini biliyoruz. Çünkü İslâm’ın muazzez peygamberi kendisine zalimlerle mücadele etmek Allah’tan izin çıkmadığı gerekçesiyle kişisel ve toplu mücadelelere asla cevaz vermiyordu.

Aradan yıllar geçmiş Müslümanların önemli bir kısmı Hz. Peygamberle birlikte Medine’ye göç etmişti. Burada bile henüz savaş ve mücadele ruhsatı verilmemişti. Nihayet “Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah haksız saldırıda bulunanları sevmez. (Bakara 190) Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz,  bir şeyden hoşlanmazsınız; oysaki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir siz bilmezsiniz. (Bakara 216) Eğer onlar barıştan yana olurlarsa, sen de  barıştan yana ol. Ve Allah’a güven. Çünkü işiten ve bilen O’dur. (Enfal 61) İşte savaş ve düşmanla mücadele konusunda ilk inen ayetler bunlardır. Bu ayetlerin ışığında İslâm’ın şiddet ve terör yanlısı bir din gibiymiş kabul edilmesi maksatlı değilse onu bilmemek ve tanımamaktan ileri gelir. Düşmanla mücadele için verilen ruhsattan anlaşıldığına göre Müslümanlara savaş açanlarla savaşmak, Haksız yere savaş yapmamak, barış yanlısı olanlarla asla savaşmamak ve onlarla barış içinde olmak İslâm’ın İlâhi emridir. Peygamberimiz ve ondan sonraki dört halife devrinde hep bu esaslar çerçevesinde mücadele edilmiş ve zaferden zafere koşulmuştur. Bu devirden sonra bilhassa Emeviler ve Abbasiler zamanında Orta Asya’ya sözde İslâm’ı götürmek için yapılan her sefer bu ölçüleri taşmış, kan ve gözyaşı bu devletlerin vazgeçilmez politikaları olmuştur.  Böylece İslâm’ın medeni yüzü yerini Arap’ın bedevi karakterine terk etmiştir. Gerçekte ise İslâm dini yaymak konusunda stratejisini Kur’an-ı Kerimde açıklamış “Dinde zorlama yoktur” Senin dinin sana, benim dinim bana” esasını öngörmüş ve “Ey Resulüm! Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır. Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. (Nahl 125)

İslâm’ın bu yayılma be dini telkin metodu XII. Yüz yılda Orta Asya da ve Horasanda ortaya yeniden çıkmış, Ahmet Yesevi Hazretleriyle yaygınlık kazanmıştır. Onun programladığı öğrencileri Anadolu’ya gelmişler İslâm’ın bu ilk yayılma stratejisiyle insanları yeniden yoğurmuştur. Bunun sonucu olarak XIII yüzyılda gönüller sultanı MEVLÂNÂ, dövene elsiz gerek/ sövene dilsiz gerek/ derviş gönülsüz gerek/ sen derviş olamazsın diyen YUNUS EMRE; ceylanla aslanı kucağında buluşturan HACI BEKTAŞİ VELİ ve beşikteki Mehmet’e İstanbul’un fethini müjdeleyen HACI BAYRAM VELİ yetişmiştir. Anadolu insanının bu mutlu ve barış dolu yılları XVI. Yüzyıl başlarına kadar sürdü. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferini müteakip oradan getirdiği 2000 Eş’ari ulema İstanbul medreselerine yerleştirilince durum değişmiştir. Kısa zamanda bu ulemanın Anadolu Müslümanlığına darbe vurmuş, yerinin inanç farklılıkları dan kaynaklanan düşmanlık yeşermeye başlamıştır. Barış ve esenlik yara almış, Osmanlı Devleti taassuba teslim olmuş ve beklenen sonucu kendi elleriyle hazırlamıştır.

Şimdilerde arkasında emperyalist Batılı devletlerin olduğu kesin bir hareket olan SELEFİLİK yeni bir anlayışı İslâm’a yamamak istemektedir. İslâm’ın ilk yıllarındaki Haricilik nasıl Hz. Ali’yi Müslüman kabul etmeyip ölümüne hükmetmiş, Hasan Sabbah hareketi birçok müslümandevlet adamını suikastlarla öldürmüşse, bu yeni SELEFİLİK de bizi Müslüman saymamakta ve başlarımızı kesmeye kararlı görülmektedir.

Bu fasit döngünün içinden nasıl çıkılabilir? Bence cevap hazır. Belki şaşıracaksınız ama 1979 MHP Genel Başkanı Merhum Alparslan Türkeş’in başlattığı GÖNÜL SEFERBERLİĞİ’NE yeniden dönmektir. Böylece iç siyasette Saray Sultanlığından gönül sultanlığına dönüş olacak, dış siyasette de güven sağlanmış olacaktır. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük ATATÜRK’ÜN  “YURTTA SULH, CİHANDA SULH” özlemi yerine gelecektir.12 OCAK.2015

 

 

 

Bu yazı toplam 1920 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim