• BIST 97.610
  • Altın 145,173
  • Dolar 3,5733
  • Euro 4,0106
  • Bolu 12 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 12 °C

Göynük, gencecik fidanına ağlıyor

Cevat Özsoy

 

Tam bir huzur vadisi, bir huzur sığınağı olarak görülen Göynük ilçemiz, geçen hafta gencecik fidanına uğurlarken, belki de, tarihinin en hüzünlü gününü yaşadı.

Yaklaşık 550 küsur yıl önce vefat eden büyük Âlim, İstanbul’un manevi fatihi Akşemseddin için, o gün nasıl bir cenaze merasimi düzenlendi bilmem; âmâ kalleşçe vurularak sevdiklerinden koparılan Ziya Sarpkaya için düzenlenen cenaze merasimine, Göynük’ün bütün köyleri olmak üzere, yakın il ve ilçelerden 20 binden fazla insan katılmıştı.

Merasimde inanılmaz bir hüzün vardı. Herkes kederliydi. Cenazenin başına yürümekte zorlanarak gelen Anne, camii avlusuna asılan oğlunun resmini görünce, yürekten “vah yavrum” şeklindeki inlemesi, adeta gözyaşlarını sele çevirdi. Yanımda bulunan üniformalı askerlerin gözlerinden yaşlar akıyordu. Herkes derin düşünceler içerisinde dünyadan kopmuş, böyle bir ölüme anlam veremiyorlardı. Ne istemişlerdi bu gencecik fidandan? Maalesef, varlık nedeni savaş olanlar, tüm çabalara rağmen, kandan vazgeçememişlerdi.

Aziz Türk halkı, böyle bir acıyı yaşamayı hak edemiyordu, her zaman barış mümkün iken, kardeşlik mümkün iken bu acılar niye? Maalesef cevabını bulmakta zorlanıyoruz.

Biz, yaklaşık iki yıl önce, barış süreci başladığında, epey umutlanmış, “  el birliği ile bu sefer başaracağız ”diye bir yazı yazmıştık. Bazı dostlarımız bizim bu düşüncelerimize karşı çıksalar da, biz acının değil, mutluluğun, öfkemin değil, sevgi dilinin seslendirilmesinin, hatta geçmişte olanları unutarak, gerektiğinde bağrımıza taş basarak, yeni şeyler söylemenin vakti geldi demiştik.

İşte, o günden beri şehitlerin gelmemesini, anaların ağlamamasını ülkemiz adına sevinmiş ve ileriye daha da umutla bakmaya başlamıştık. Söz verildiği üzere, artık silahlar gömülecek,

güzel vatanımızın İsviçre olması varken neden Beyrut’a dönsün? Diye düşünmüştük; ama olmadı. Artık herkeste bir ümitsizlik, korku ve endişe hâkim; ama biz yine de ümidimizi kayıp etmeyelim, diyoruz.

Böyle bir günde, şehitlerin kefeninden kan sızarken duygularımızla yazı yazı yazmak zor olsa da, bu zor günlerde geçecektir. Diyanet işleri başkanımızın şehidimizin huzurunda dediği gibi, Şırnak ile Göynük kardeş olmaya devam edecektir.

Tarih yazan bu milletin gücünü biliyoruz. Bu aziz milletin ayağa kalkmasının mukadder olduğuna inancımız tam..

İhtişamlı bir geçmişe sahip olan bu milletin, artık, daha fazla zillete tahammülü yoktur.

PKK; İŞID gibi terör örgütlerini kullanıp, onlara kucak açan küresel güçler, bu milleti zillete mahkum etmek isteseler de, ne tür şer planlar yapsalar da, bu ülkede kardeşlik hakim olacak, ülkemiz hak ettiği yere gelecektir. Bu konuda umutluyuz.

Bu gün eskisinden çok daha fazla güçlüyüz. Kimseden icazet almadan, kendimiz ürettiğimiz insansız hava araçlarıyla, kendi haber alma uydumuzla, akıllı bombalarla sevgiden, barıştan anlamayanlara hak ettiği dersi, fazlasıyla, verecek güçteyiz. İşte bu gün bu gücü göstermekten çekinmiyoruz. Bir de, içeride tek yumruk olmasını becerebilsek, hiç şüphesiz, terörün adım atacak dermanı kalmayacaktır.

Son olarak, cenaze adabıyla ilgili bir kaç kelam etme konusunda biraz tereddüt etsem de, yine de bir kaç kelam etmeden geçemeyeceğim.

Biliyorsunuz, cenaze arkasından zikir, kuran dahil ses çıkarmak mekruh... Tek doğru tavır içten sabır ve tevekkül. Tıpkı şehidimizin cenazesinde olduğu gibi... Burada ölü için yalvarış vardır, son uğurlanışın vedası ve kederi vardır. dua dışında hiç bir ses ve nefes yoktur. Bilmem anlatabildim mi?

Akşemseddin Hz.nin Kucağını açtığına inandığımız şehidimiz Ziya Sarpkaya’ ya Allah (CC) rahmet diliyoruz. Mekânı cennet olsun... geri de bıraktığı ailesine de sabır. Cemil niyaz ediyorum.

 

 

                                                YENER ABİ NERDESİN?

Yıllardır bolunun sosyal hayatıyla ilgili yazılarının zevkle okuduğumuz ve çeşitli gazetelerde beraber yazı yazdığımız Yener Abi, birkaç haftadır bizleri yazılarından mahrum bırakıyor.

Biliyorum, havalar oldukça sıcak. Biraz tatile, biraz dinlenmeye ihtiyaç var; ama Bolu Gündem ailesi olarak yokluğunu hissetmeye başladık.

Yener Abi gibi büyüklerimiz, Bolunun yetiştirdiği değerlerdir.

Bakın, Bolunun yetiştirdiği iki gazeteci değerimizi geçen hafta kaybettik. Doğan Uz ve Nemci Küçüközcan

Bizim, bilhassa Nemci Küçüközcan ile çok uzun yıllara dayanan hukukumuz ve dostluğumuz vardı. Kendileriyle gazetecilikten öte, uzun yıllar, siyaset de yaptık. 1980 ihtilalından sonra, partiler kurulmaya başladığında yanıma gelmiş “nüfus kâğıdını ver, parti kurucusu olacaksın” demişti. Kendisine olan güveni tam olduğu için, hiç tereddüt etmeden teklifini kabul etmiştim. Bu arada bir müddet sonra Rauf yavuz Abi yanıma gelerek, yine başka bir parti kurucusu olmam için, nüfus kâğıdımı istediğinde “üzgünüm, Necmi Abi nüfus kâğıdımı aldı” dediğimi hatırlıyorum.

Necmi abi, hiçbir beklentisi olmadan inandığı davaya hizmet eden ender insanlardan biriydi.

Daha vefatından birkaç gün önce bulunduğu mekândan beni görünce, çay içmeye davet etmişti de “Necmi Abi sonra ” demiştim; ama kendisini birkaç gün sonra Düzce’deki camiinin musalla taşında görüyor, kalabalık cemaatle beraber, cenaze namazı için saf tutuyordum.

İşte hayat böyle… Hepimiz bugün varız, yarın yoğuz.

Bu durumda, birbirimizin değerini bilelim, böylesi değerlerimize saygı ve hürmette kusur etmeyelim.

Biz Yener abiden bahsederken konu başka bir yerlere gitti. Bir yerde iyi oldu. Bu vesileyle iki değerimizi de anmış olduk.

Yener Abi dinlenmeyi uzatma!

Yazılarınızı bekliyoruz.

 

Bu yazı toplam 1330 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim