eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, bursa escort - ankara escort
  • BIST 106.872
  • Altın 151,903
  • Dolar 3,6611
  • Euro 4,3075
  • Bolu 7 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C

Güvensizlik mi?

Mustafa Namdar

Milli konularda çok hassas bir yapıya sahip olan dostum Sn. Ahmet Şerafettin Yamaner'den “Okuyucu Mektubu” başlığı altında bir yazı aldım. İçeriği; son dönemlerde arttığına işaret ettiği şehir sokak caddelerinde ve açılan iş yerleri adlarındaki Türkçe'den uzaklaşarak yabancı isimlerin yaygınlaşmasına dikkat çekerek başta belediyelerin, işyeri sahiplerinin ve basında yer alan herkesin duyarlı davranmasını istiyor...

Yıl 1962-1963 olabilir. 27 Mayıs ihtilali sonrası köylerde başlatılan “Halk Eğitim ve Toplum Kalkınması” proje çerçevesinde sağlıkçı, ziraatçi, veteriner, Halk Eğitimci, Milli Eğitimden oluşan ekiplerle planlanan köyleri dolaşıyoruz.

Gerede'nin bir köyünde ziraatçi arkadaşımız gübrenin çeşitleri, hangi gübrenin hangi zamanda nasıl ve ne kadar kullanılacağını anlatıyor. Mesleğinde gerçekten uzman olan arkadaşımız engin bilgisini akademik ifadelerle keyifle anlatırken, ocağın yanında oturan ihtiyarın bastonunu kaldırarak, “beğ beğ can gulağıyla seni dinliyon. Çok gözel gonuşuyon emme, ben senin dediklerinden bişey anlamayan. Sülfat deyan, fosfat deyan, mağnezyum deyan. Bu dediklerin şu bizim adını goduğumuz, şeker gübre mi? Hah işte o gübre. Hay ağzına sağlık dediğinde, ihtiyar; o zaman evlat bizim anladığımız dilden gonuş. Uygulamalarda çok şey öğreddin de gonuşmada anlaşamayoz”...

Sn. Yamaner'in yazısını okuduğumda yaklaşık 40-45 yıl öncesi yaşadığım bu olayı anımsadım. Toplumları oluşturan bireylerin birbirleriyle anlaşabilmeleri için çeşitli yöntemler olmasına karşın, konuşma ve yazı diliyle olduğu kadar hiçbiri etkili değildir. Meramın anlatılmasında, anlaşmanın sağlanmasında, tarihsel sürecin işlemesinde, toplumlar arasında anlaşma zemini sağlayan aynı dili konuşmak kadar önemli ne olabilir ki?

Tarihini bilmeyen ulusların geleceğe güvenle bakıp, emin adımlarla ilerlemesinin olanak dışı olduğunu söylerken, geçmişte yaşananları kimin diliyle gelecek kuşaklara yazıp anlatmanın cevabını günlük yaşamımızda onu ne kadar önemseyerek kullandığımıza, yaşattığımıza bağlı değil midir?

Yabancı dil eğitiminin başlamasıyla kendilerini diğer öğrencilerden ayırma şımarıklığından mı? Konuşmalarda cümle arasına sıkıştırılan yabancı sözcüklere yer verilerek, entel olmak mesajının verilmesinden midir? Uluslar arasında anlaşabilmemiz için okullarımızda koyduğumuz Yabancı Dil derslerine gerekli özeni göstermeyip, bu konudaki egomuzu tatmin etmek içgüdümüzden midir bilinmez?

Büyük şehirlerde gözümüze ilişen yabancı isimli tabelaların bir bölümünün azınlıklara ait olduğu düşünülse de, küçük yerleşim bölgesinde yabancının mikroskopla arayıp bulamadığı şehirlerde, adres ve tanıtımın, yabancı sözcüklerle yapılıyor olması, kendimize olan güvensizliğimizdir. Dükkanlarımızın vitrinlerini yerli üretim ürünlerimizle dolduramadığımızda sorunu yabancı sözcüklerle çözmek zor.

Avrupalı olmak; dükkan isimlerini değiştirmekle değil, Avrupa'nın vitrinlerini Türk ürünü mallarla doldurmakla olur. Entel olmak; çok okumak, dünya kürsülerinde bilimsel eserlerimizi çoğaltmakla olur. Uzay elbisesini giydirmekle, uzay bilim adamı olunmuyor.

Hele de soframızın adını değiştirmekle hiç olmuyor...

31.07.2006

Bu yazı toplam 262 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim