• BIST 106.754
  • Altın 141,855
  • Dolar 3,5338
  • Euro 4,1153
  • Bolu 25 °C
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 28 °C

HADİ NEREDEN?

N. Gürkan Yetkin

Ben güzel şehrimizin, çarpık kentleşmiş büyük şehirlere göre daha küçük yerleşim alanına sahip olmasını seviyorum. Sokağa adımınızı attığınızda karşılaştıklarınızla tanış çıkmayı, selamlaşmayı, büyüklerin ellerinden öpmeyi, sohbet etmeyi açıkça şans olarak görüyorum. Ayrıca bu durumun kişileri sınırladığını, bir çok hatalı davranışı engellediğini düşünüyorum.

Şehrin küçük olması dezavantaj gibi görünse de, sorunların da küçük kalması hasebiyle çözümlemeyi de kolay kılması avantaj bile sayılabiliyor. Mevsim itibari ile bahardan yaza geçişte her ne kadar sokak köpekleri nüfusunda artış olsa da, alınan önlemler ile kontrol asla kaybedilmiyor! Bu esnada bir iki tatsız hadise ve masum insanlara saldırı olsa da, basit müdahalelerle sorun ciddi bir hal almadan kapanıyor! Kimi zaman bir “hoşt!” kelimesi yeterli iken, bazen öyle durumlar olabiliyor ki elinize sopayı almaktan başka çare kalmıyor! Belediyemizin kısırlaştırma çabalarının yeterli gelmediği her baharda, bu tür olumsuz hallerde çözümleme, kişilere kalıyor!

…

İster ulusal olsun ister yerel, basılı yayın organlarında köşe yazarlığı oldukça zor bir görev. Özellikle bu işi bir hobi gibi yapıyor, bu işten gelir elde etmiyorsanız, profesyonellik gibi bir dertte taşımıyorsunuz demektir. İşte bu amatör yaklaşım, zaman zaman trajedi ile karışık komedi gösterilerinin sergilenmesine yol açabiliyor.

Ders vermeye kalkmalar, ciddiye alınmak için ona buna saldırmalar, başta eleştirdiği konuyu sonda savunur hale gelmeler, hatta eleştirdiği, ayıpladığı, kızdığı halleri başkalarına yapan ve ahlaki açıdan kendi ile çelişenler! Okuduğunu anlayamayanlar ve anlayamadığı ya da algılayamadığı yazı, söz vb. her türlü etkenden yanlış sonuçlar çıkarıp rezilliği doruk noktaya tırmandıranlar!

Bir yazımda kullanmış olduğum başlık olan “Sekretere yakın olacağına genel sekretere yakın ol!“ cümlesi şahsıma aitmiş gibi algılayan olabilir! Bilmediği için kızabilir! Hakaret ettiğim fikrine dahi kapılabilir! Ancak bu cümle bana ait olmayıp; kurultayı yakın takip edenlerin çok iyi bildiği gibi, maalesef o kurultayda oy kullanan bazı delegelere aittir. Bu söz basın mensuplarının yanında aleni bir biçimde sarf edilmiş bir söz olduğu için ulusal basında da yer bulmuştur. Bu sözü sarf eden delegeler, doğal olarak o partinin seçilmiş üyeleridir! Hal böyle olunca bu söz sanki bana aitmiş gibi bir yorumu yapan kişinin CHP ailesinden bir kişi olması açıkçası şaşırtıcıdır. Cahillik öyle bir seviyededir ki, ulusalda yer alan bu sözü sanki ilk defa üstelik tarafımca söylenmiş gibi kişiyi kızdırmaya ve çıldırtmaya yetmiştir.

Keşke kendini çok önemseyen hatta aydın olduğunu düşünen bu tür kişiler, internetin sağlamış olduğu imkanlardan yararlanabilip; özellikle hz.google sayesinde, bu sözü araştırabilselerdi! Bu kadar basit ve kolay olan bilgi edinebilme hakkı sayesinde bu sözü benim yazımın yayınından önceki tarihte ulusal basında yer aldığını görebilirlerdi!

Bakınız CHP üyesi oldukları için kendilerini garip bir şekilde “üstün insan” diğerlerine göre “Aydın ve çağdaş” olarak gören, sırf bu yanlış bakış açısı sebebiyle kendini toplumdan soyutlayan ve halktan uzaklaşan, sonra da “Bu kadar üstün özelliklerimize rağmen halk bizi neden seçim zaferi ile ödüllendirmiyor?“ diye halkı suçlayanların bakış açısına!

“….köşe yazarlığı; Ülkemiz genel ve Bolumuz yerel sorunlarını ve yaşanan kültürel, sosyal, sportif güzellikleri halkımıza anlatmak, göstermek, bilgilendirmek ve yer yer sınırları belli ahlaki (etik) kurallar içerisinde irdelemek, eleştirmek ve basın ahlak ilke ve kurallarına uymak şeklinde tanımlanabilir.

Köşelerinde kalemlerini “ağzı olan konuşuyor” misali kullanmak, eleştiri yapıyorum diye ağzına her geleni akıl ve bilgi süzgecinden geçirmeden yazmak olmamalı. “

Ahlaklı, bilgili ve ideal köşe yazarının tarifini yaparak, kendisini de terazinin bu kefesine koyarak başladığı sözleri ile hemen ardından nasıl çelişiyor?

“…Anlayamadığım şey, CHP'nin Cumartesi günü kurultayda seçilen yeni genel başkan değişikliğini Sayın Nadir Gürkan Yetkin yazısında “Kim ne derse desin, bu hamle CHP'nin can havli ile son çırpınışıdır” diyerek, çarpık düşüncelerine CHP'yi alet etmek istemesidir. CHP'nin altı oku Nadir Gürkan Yetkin'e batmış, Kemal Kılıçdaroğlu'nun kılıcı önce Nadir Gürkan Yetkin'i kesmiş anlaşılan.

CHP'ye ve Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'na bu şekilde sataşmak, partiye gölge düşürmeye çalışmak, onun hiç haddine değildir. Kimsenin buna da gücü yetmez. Yağma yok! Meydan boş değil.”

Hani köşe yazarları, köşelerinde kalemlerini, “ağzı olan konuşuyor” misali kullanmamalı, eleştiri yapıyorum diye ağzına her geleni akıl ve bilgi süzgecinden geçirmeden yazmak olmamalıydı? Bu şekilde köşe yazarlarını uyarma bilgiçliğinden sonra, yazınızın devamında ağzından çıkanı kulağının duymadığı tarzda hakaret etmek, kabadayı ağzı ve argo kullanmak nasıl bir yaman çelişkidir büyük üstat?

Ayrıca “Kim ne derse desin, bu hamle CHP'nin can havli ile son çırpınışıdır” düşüncesindeki çarpıklık nedir? Bu sözde çarpık düşünceme CHP 'yi nasıl ve ne şekilde alet etmek istemekteyim anlamak mümkün değil? Keşke bu konuya bir açıklık getirilseydi. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu' na sizin iddia ettiğiniz gibi; bir sataşma niyetim olmadığı halde siz öyle algılamışsınız, sataşma amacı gütmek benim haddim olmadığına göre, sizin bana sataşma cüretiniz nereden doğmaktadır? Sayın İzzet Çetin bey ile olan akrabalığınız mı yoksa CHP'den Kıbrısçık Belediye Başkan adaylığınız mı size böyle bir hak tanımaktadır?

İşte yazımda bahsetmeye çalıştığım genel başkan değişmesi zihniyette değişikliğe sebebiyet vermedi teması ve size göre partiye gölge düşürme çabası öz itibariyle benim bir eylemim değildir. Aksine tam olarak partiye gölge düşürme çabası siz ve sizin gibilerin meşguliyetidir. Sizler gibi kendini halktan değil de farklı bir üst sınıftan görenlerin yaptıklarıdır! Kendisi gibi düşünmeyenlere saldırma, hakaret etme, aşağılama işte bu kompleksli düşünce yapısının ürünüdür. Genel başkanın o veya bu şekilde değişmesi parti içersindeki bu tür çarpık düşüncelilerin partiye verdiği ve vermeye de devam ettiği gölge düşürme eylemini engelleyememektedir.

Bu günkü Dersimlileri isyan ettiren, geçmişte yaşanmış Dersim isyanı hakkındaki düşüncelerini TBMM'de kürsüden açıklayan parti üst düzey yöneticisini, yönetiminde istemeyen Dersimli olan Genel Başkan, Hacca gitme vazifesini yerine getirenle dalga geçme cüretini gösteren parti üst düzey yöneticisini baş tacı etmiştir. Bu garip durum hakkında şu an için tek kelime söyleyen ve yazan çıkmaması da ayrı bir garipliktir!

Komik bir hikaye vardır ve anlatılır:

Adamın biri bir otobüs yolculuğu esnasında ,yanındaki koltukta oturan yolcuya dönerek “Bu günde hava yağmurlu!”diye laf atar. Tek niyeti bir muhabbetin başlaması, yolculuğun verdiği sıkıntıdan uzaklaşılmasıdır.

Ancak beklemediği bir tepki ile karşılaşır.

Yanındaki koltukta oturan yolcu oldukça kızgın bir tavırla “Sen bana angut mu demek istiyorsun?” der. Sözü başlatan hayretler içinde “Ne alaka?” diye sorar.

Adam açıklar:

“Yağmur yağınca ne olur? SEL. Bu sel göl oluşturur. Gölde de angutlar yüzer!”

İşte bundan daha komik olay aynen şu şekilde gelişir:

“Nadir Gürkan Yetkin yazısında, Büyük Önder M. Kemal ATATÜRK'ün İstanbul'u işgal eden İngiliz işgalci donanması için söylediği sözünü ağzına alarak,

(Bu arkadaşlar bu ülkenin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü kendi tekellerinde gördükleri için, kendilerinin dışında hiç kimsenin gerçek bir Atatürkçü olmadığını düşünürler. Bu sebeple CHP'li olmayan kişilerin Büyük Öndere ve devrimlerine karşı sapıklar olduğunu kabul ederler.

İşte bu düşünce yapısı ve aymazlığı içersinde, CHP'li olmayanların Büyük Önderin sözlerini ağzına almasına dahi tahammülleri yoktur!)

CHP'nin yeni seçilen Genel Başkanı ve Parti Meclisine ve CHP'ye “Geldikleri gibi giderler” deme cüretini göstermiştir.

Demokrasilerde Genel Başkanlıklara ve yönetimlere oyla seçimle gelindiği bellidir. Geniş katılımlı, coşkulu kongrede seçimle gelen Ana Muhalefet Partisi CHP'nin yöneticilerine, Nadir Gürkan Yetkin; bu yazısıyla Cumhuriyet Halk Partisi'ni İstanbul Boğazı ve Dolmabahçe Rıhtımı yerine ve Genel Başkanı ve yeni seçilen parti meclisi üyelerini ise Dolmabahçe Rıhtımı'na demirleyen İşgalci İngiliz donanması ve İşgalci İngiliz askeri güçleri yerine koyma aymazlığına düşmüştür.

(Kesinlikle böyle bir benzetme,ima, teşbih vb. tarafımca yapılmamıştır. Bu, yazımı neresinden okuduğu belli olmayan bir kişinin yapabileceği bir yorum olmaktan öteye gidemez!)

CHP'ye ve M. Kemal ATATÜRK'e hakaret etmek kimsenin haddine değildir! “

Hayda!...

Büyük Önderin “Geldikleri gibi giderler!” sözünü parantez içersinde Büyük Öndere Ait olduğunu özellikle belirterek ardından hiçbir yorum yapmadan yazmakla CHP 'ye ve Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret etmiş mi olunur?

Bu nasıl bir çarpık anlayıştır?

Bu ne seviyede bir cahilliktir?

Ne miktarda solvent koklamak insanı bu hale sokabilir?

Çok önemli bir Siyasi Parti'nin genel başkanı, çok garip ve şüpheli bir biçimde genel başkanlık görevini bırakmak zorunda kalıyor bununla da kalmayıp bir anda yalnızda kalıyorsa.
“Komplo” olarak adlandırılan hadise, failleri bulunmadan unutulmaya bırakılmışsa,

Elli yıllık dostluk, bir çırpıda bir kenara atılmışsa,

Sayın Deniz Baykal ,Rahmetli Bülent Ecevit'in Türkçemize çevirdiği Rudyard Kipling'in şiiri ile teselli oluyorsa,

Kim kime hakaret etmiş olur?Kim kimden özür dilemelidir?

CHP 'nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk olduğu için, CHP 'yi eleştirenleri Atatürk'e hakaret eden, Atatürk düşmanı gibi göstermeye çalışmak, büyük önderi CHP'nin kalkanı gibi kullanmaya kalkışmak artık son bulacak mıdır? Bu çok kötü olan alışkanlığı bir türlü bırakamayanlar, bu milletten özür dileyecekler midir?

Sırf CHP li oldukları için kendilerini, halktan farklı gören fahri hemşehrilerden parti kendisini sıyırabilecek midir?

Sayın Kılıçdaroğlu, başlattığı değişimle bu anlayışı değiştirebilecek midir?

İşte halkı kabullenmeyip kendisini halktan sıyıranlar ,egemenliğin milletin değil kendilerinin olduğunu zannedenler, halkın iradesi ile değil ayak oyunları ile belli bir seviyeye gelseler dahi, geldikleri gibi giderler!

En sağlam balon dahi, daha fazla yükselmesi için gereksiz yere kapasitesinden fazla şişirilirse, elbette bir an gelir patlar!

Sizler bu tespitleri ortaya koyanlara kızsanız,hakaret ve tehdit etseniz de patlar!Etmeseniz de!

Oka gerek yok!Kendi söküğünü kendi diken halkımın dikiş iğnesi ,bu şişkin balonları çok kolay patlatır!

Benden söylemesi!

EĞER

Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü

ve bunun sebebini senden bildikleri zaman

sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

 

Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir

ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan

veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,

ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,

bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,

Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,

Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır

ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından

ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,

ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür

ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir

ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;

ve kaybedip yeniden başlayabilir

ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile

işine yaramaya zorlayabilirsen

ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden

başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,

ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;

Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,

altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir

Ve dahası

sen bir İNSAN olursun oğlum...

Rudyard Kipling (Çeviri:Bülent Ecevit)

31.05.2010


Bu yazı toplam 920 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim