eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, bursa escort - ankara escort
  • BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 3 °C

HAL-İ PÜR MELÂLİMİZ

Hasan Dinç

Bırakınız yeni nesilleri orta kuşak insanımızın bile zor anlayacağı bu başlığı dilimizde bu şekilde kalıplaşmış biçimde kullanılmasından dolayı tercih ettim. İki Arapça ve bir Farsça kelimenin dilimizdeki ortak kullanımından oluşmuş bu kalıbın dilimizde “Çok sıkıntı ve bıkkınlık veren durumumuz” anlamında kullanıldığı bilinmektedir. Zaman, zaman dini konulara girer okurlarıma ele aldığım konularda doğru bilgi vermeye çalışırım. Bu yazılarımın okuyucularımın çok ilgisini çektiğini gerek telefonlarla bana ulaşmalarından, gerekse karşılaştığımızda konuya ilişkin düşüncelerini benimle paylaşmalarından anlıyorum.  Bu hafta yine böyle bir konuyu okuyucularımla paylaşmak istiyorum. O nedenle de yazının başlığını “HAL-İ PÜR MELÂLİMİZ” olarak seçtim.

25 Ocak 2013 Cuma günü Cuma namazı kılmak için Yıldırım Bayezid Camisine gittim. Vaiz kürsüsünün önünü tercih ederek birinci safa oturdum. Vaaz kürsüsüne şimdiye kadar karşılaşmadığım birisi çıktı. Konuşmasını tam ortasında kendisini tanıtma ihtiyacı duydu. Bolu’ya müftü yardımcısı olarak yeni atanmış. Daha önce İstanbul’da ve sekiz yılda Kocaali’de aynı görevi yapmış. Oradaki hizmet süresini tamamladığı için de ilimize tayini yapılmış. Sayın müftü yardımcımıza başarı dileklerimle birlikte hoş geldiniz diyorum.

Bizim din adamlarımızın geleneksel konuşma şekli, maalesef yeni müftü yardımcımızda da bulunmaktadır. Yani kürsüye belli bir konuyu anlatmak için değil, konular yumağı anlatmak için çıkıyorlar. Konuşmalarına belli bir konuda başlıyor, ilgileri dolayısıyla diğer konulara geçiyorlar. Dinleyenler, başlanılan konu bitirilmeden bir diğer konuya, o bitmeden ayrı bir konuya geçilmesi nedeniyle konuşulan konularla ilgili tam bilgi sahibi olamadan, vaiz konuşmasını bitirmiş ve kürsüden inmiş oluyor.  İnşallah çok yakında sayın müftümüz merkez vaizlerimiz başta olmak üzere konuşma yapmak için vaiz kürsüsüne çıkacak bütün görevlilerle bu konuyu görüşür, konu bütünlüğü sağlanmış konuşmaların yapılmasının önünü açmış olur.

Benim esas üzerinde durmak istediğim konu bu değil. Yeni müftü yardımcımız konuşmasının bir bölümünde “Namazı dosdoğru kılınız” ayetinin anlamını söyledikten sonra, namaz nasıl dosdoğru kılınır diye sordu ve cevabını da kendisi verdi. Namaz Mevlâna gibi kılınırsa dosdoğru kılınmış olunur diye de ekledi. Mevlâna’nın bir büyük İslâm mutasavvıfı olduğunu söyledikten sonra onun namazı nasıl kıldığını anlatmaya başladı. Onun anlattığına göre bir gün Mevlâna Hazretleri çok kıymetli bir seccade üzerinde namaz kılıyormuş. Ansızın iki hırsız içeri girip bu çok kıymetli seccadeyi çalmışlar ve pazarda satmışlar. Namaz sonrası seccadenin çalınmış olduğunun farkına varan Mevlâna durumu ilgililere bildirmiş. İki zabıta hırsızları yakalamış ve seccade ile birlikte onları Mevlâna’ya getirmiş. Zabıtalar Mevlâna Hazretlerine “ As de asalım. Kes de keselim” demişler. Anlattığı burada bitti ve bir başka konuya geçti. Ben  “Dosdoğru namazın” nasıl kılındığını hocanın konuşmasından değil, konuşmanın gelişinden kendi yorumumla çıkardım. Herhalde “Dosdoğru namaz” dünya ile irtibatın kesildiği, bütün varlığınla Allah’a bağladığın da kılınmış olur.”Dosdoğru namaz kılan kişi” ayağının altından en değerli seccadesi alınsa da haberi olmaz.

Aslında buradan hareketle konunun bir başka boyutuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Mevlâna Hazretleri XIII. yüzyılda Anadolu’da yaşamış bir büyüğümüzdür ve o sırada Anadolu’da Anadolu Selçuklu Devleti egemenliği mevcuttur. Bu devlet o zamana kadar kurulmuş bütün İslâm devletlerinin ortak devlet deneyimlerinden de yararlanarak en modern devlet işleyişine sahiptir. Bu modern devlette elbette suç işleyenleri yargılayacak kadı (Yargıç, hâkim) bulunuyordu. Nasıl olur da suçlular hakkında hükmü malı çalınan kimse verir anlamadım. Müftü yardımcımız bu durumu İslâm adalet işleyişiyle nasıl bağdaştırmaktadır. Gerçekten izah etmelidir.

Yine İslâm devlet yapısında işleyen bir hukuk düzeni vardır ki dini kaynaklı bu hukuka “Şer’i Hukuk” diyoruz. Bu hukukta hırsızlık yapanların cezası mevcut olup bilinmektedir. Nasıl olup da zabıtalar Mevlâna’ya “As de asalım. Kes de keselim” diye sorarlar. Bu da İslâm açısından izaha muhtaçtır. Yoksa İslâm’da “Asmak ve kesmekten” başka ceza yok mu? İslâm hukukunda affetmek diye de Allah yanında makbul bir yolun olduğunu ne zaman öğreneceğiz.

Günümüzde Batılı devletlerin İslâm için yakıştırdıkları ve yan yana getirmeye uğraştıkları “İslâmi Terör” kelimesiyle mücadele için yetkililerimizin, dinimizin” barış ve esenlik ”dini olduğunu savunurken sizin bu söylediklerinizle ne kadar zorlanacaklarını düşünebiliyor musunuz?

Dini vaazlar sırasında hikâyelerden uzak kalınmasını isteyen Hz. Ali’nin ne kadar haklı olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır. Hikâyeler dinin özüne ve doğru anlaşılmasına engeldir. Hikâyeler dinin yerini almakta ve halkımız dinin özünden ve esaslarından uzaklaşmaktadır. Vaizlerimiz ve din adına konuşma yapma ve halkı aydınlatma yetkisi olanlar, her konuda sadece dinimizin esaslarını konuyla ilgili ayet ve hadislerin anlamlarını yorumlayarak anlatsalar inanıyorum ki daha çok faydalı olurlar.

Bir de konuşmalar cemaatle kavga eder gibi yapılıyor. Cemaate yüksek sesle ve bağırarak hitap ediliyor. Bu yolun doğru ve İslâmi bir metod olduğu söylenemez. Hz. Peygamberin ifade ve ikna metodu Kur’an’da Allah Tarafından takdir edilmiş “sen onlara sert davransaydın, onlar etrafından ayrılıp giderlerdi” ilâhi hükmü getirilmiştir. İslâm adına halkı irşad ve ikna etmekle kendilerini görevli hissedenlerin, ilâhi takdire mazhar olmuş  “Muhammedî metodu” niye kullanmadıkları hep merak konusu olmuştur.

 Sayın müftümüz, hatta Sayın valimiz! Bu konuda esas yazmak istediklerimi kırmak ya da gücendirmek endişelerim nedeniyle yazamıyorum. Bu konu çok önemlidir. Dindar(İnanan ve inançlarını amel haline getiren, ailesini, milletini, devletini ve insanlığı seven ve bunlara karşı görevlerini bilerek yerine getiren; Kısaca “Mehmet Akif’in Asımın nesli” diye vasıflandırdığı) bir neslin yetiştirilmesi, dinimizin iyi anlaşılıp ve anlatılmasıyla yakından ilgilidir. Camilerimizin gençler tarafından ihmal edilişinin sebepleri olarak sadece ana, baba, okul, çevre ve medya olarak değerlendirip dikkatleri sadece o yana teksif etmenin ve onların görevlerini iyi yapmadıklarını söylemenin yeterli olduğunu sanmıyorum. Bence esas gözden kaçırılmakta, dinimizin evrensel ve en güzel değerleri anlatılıp yaşatılamamaktadır.  Biz dinimizin özünde barındırdığı bütün güzelliklerin din görevlilerimiz tarafından anlatılmasının ve önce onlar tarafından yaşanılmasının en doğru yol olduğuna inanıyoruz. Yoksa “İmamın dediğini yap, gittiği yoldan gitme” sözü, bizim manevi hayatımızı aydınlatmaya devam ederse “HAL-İ PÜR MELÂLİMİZ” gelecek günlerde “AĞLANACAK HALİMİZE”  hatta “İZMİHLÂLİMİZE” dönüşebilir.

Bu yazı toplam 1233 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim