• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 11 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 12 °C

HANGİ BAYRAM

Hasan Dinç

Söz bayramdan açıldığında hemen nostalji yapar “Nerede o eski bayramlar” der, bir özlemi ifade eder, günümüz bayramlarının yetersizliğini vurgulamaya çalışırız. Bunu neden yaptığımızı pek anlamam ama hemen herkeste bu özlemi ve eski bayramlara hasreti görürüz. Son dönemde milli bayramlarımıza bir sebeple gösterilen duyarsızlık ve de ilgisizlik genel bir hoşnutsuzluk oluşturmuştur. Bunu görüyor ve anlıyoruz. Milli bütünlüğümüzün ve ulusal heyecanlarımızın dayanağı olan bu bayramlar yönetimin özellikle ihmal ve unutturma gayretleri artık gözden kaçmamaktadır. Milletin yönetime rağmen milli bayramlarına sahip çıkıp kendi programları çerçevesinde kutlamaya çalışması yetersiz kalmakta, devletin katkı sağlamadığı programlar yavan kalmaktadır. Ne Cumhuriyet Bayramı, ne Ulusal Egemenlik Bayramı, ne Gençlik Bayramı ve ne de Zafer Bayramı millet hayatımızda bayramlardan beklenen bütünlüğü ve heyecanı sağlamadığı açıkça görülmektedir.

Dini bayramlarımız ise gözyaşı ve gönül acılarımız nedeniyle bayram olmaktan çıkmış, mateme dönmüştür. Terörün her türlüsünü son dönemde bütün acılarıyla yaşayan bir toplum haline geldik. Bölücü terör örgütünün yanında bölgesel terörün en kanlı saldırılarının sahnelendiği ülke haline geldik. Trafik terörü ise ayrı bir belâ. Her bayramda yüzlerce evimize bu terörün ateşi düşmekte, bayramlar sanki cenaze törenleriyle anılır hale gelmiş bulunmaktadır.

“Anneler ağlamasın” diye yıllarca terör örgütüyle yapılan müzakere ve görüşmeler ülkemizin silah deposu haline gelmesini sağlamıştır. Dağlarımızdan sonra şehir merkezlerimiz terör örgütlerinin faaliyet alanı olmuş, şehirlerimiz silah deposu ve bomba yığınaklarına dönmüştür. Verilen talimatlarla güvenlik güçlerimiz etkisizleştirilmiş, ordunun yönetim üzerindeki vesayetine son veriyoruz diye güvenlik güçlerimiz yasal dayanaklarından soyutlaştırılarak neredeyse devre dışı bırakılmıştır. Son evrede bölücü terör örgütünün öz yönetim ve federasyon talepleri karşılanmayınca ülke kan gölüne dönmüş, her gün onlarca şehit için onlarca şehirde gözyaşları arasında cenaze törenleri yapılır hale gelmiştir. Şehit cenazesi gelmeyen il, ilçe, kasaba ve köyümüz kalmamıştır.

İş kazaları ise ayrı bir facia. Ekmek parası için yüzlerce metre yer altına giren madencilerimizin kitlesel ölümüne neden olan kazalar,  yeterli ve küçük tedbirlerle önlenebileceği bilinen diğer iş kazaları her yıl yüzlerce insanımızı zamansız hayattan koparmakta anne, baba ve evlatları telafisi imkânsız acılara boğmaktadır. Karnelerini aldıklarında doğru babalarının mezarlarına koşan o çocukların hali hangimizin yüreğini kanatmamaktadır.

İŞİD adı verilen bölgesel terör örgütü ise başlangıçta iktidarımızdan her türlü desteğe mazhar olmuştur. Sözde İslamcı gibi görünen ve bölgedeki emperyalist Batılı ülke güçleriyle savaştığı kabul edilen bu katil örgüt şimdi ülkemizin bütününü faaliyet alanı yapmış, büyük şehirlerde kalabalıkları hedef seçmiştir. Aramıza soktuğu canlı bombalar yüzlerce masum vatandaşımızı hayattan koparmakta, binlerce insanımızı sakat bırakmaktadır. Ankara, İstanbul ve Diyarbakır gibi şehirlerimizde defalarca canla bomba eylemleri, kıyı şehirlerimizde ormanlarımıza karşı girişilen yangın eylemleri ülkemizi felaketlerle anılan ve kaçılan bir yer haline getirmiştir. Neredeyse bütün dünya ülkeleri vatandaşlarını ülkemize gitmemeleri için uyarmakta, karşılaşacakları felaketlerden dolayı onları ikaz etmektedir.

Cumhuriyetimizin geleneksel dış politikasından uzaklaşarak komşularımızın iç işleriyle izahı yapılamayan lüzumsuz ilgilenmeler bizi dostu olmayan ülke haline getirmiştir. İran, Irak, Suriye, İsrail, Lübnan, Ürdün, Mısır, Tunus, Libya, Yunanistan, Bulgaristan, Azerbaycan ve de Rusya gibi komşu ülkelerle gereksiz sebeplerle ilişkilerimizi bozduk. Sözde bölgesel güç olma hevesimiz kursağımızda kaldı. Neredeyse bu heves bizi bölgede yapayalnız bıraktı. Şimdi bu komşularımızla ilişkilerimizi eski haline getirebilmek için vermediğimiz ödün kalmadığı gibi asırlardır kazandığımız ulusal onurumuzu da ayaklar altında paspas haline getirdik.

Kesilen turizm kaynakları, daralan ticari faaliyetlerimiz, sıkıntıda olan esnafımız, ürettiğini satamayan çiftçimiz, iş bulamayan gençlerimiz, evlatlarını ve yakınlarını teröre kurban veren insanlarımız, bayramları mezarlıklarda şehit evlatlarının mezarları başında geçiren anne, baba ve çocuklarımızın bulunduğu bir ortamda bayramlar ancak böyle olur. Sözde iç turizmi hareketlendirmek için bayram tatillerinin süresini uzatan yönetim, bayramlardaki sıcaklığı artıran ziyaretlerin bile önünü kestiğini bilememekte; konu, komşu ve akrabaların bayram buluşmalarını ortadan kaldırmaktadır. Ziyarete gittiğimiz komşuların kapılarında gördüğümüz “Tatildeyiz” notunu kanıksar hale geldik. Bayramların insanları birbirine yaklaştıran, onların kucaklaşmalarıyla sıcaklıklarını artıran özelliği değişmekte, tatil özelliği öne çıkmaktadır.

İşte hangi bayramlar diye sorduğumuz bayramlar bunlar. Bu bayramlardan bayram tadı aldığını, aradığını bulduğunu söyleyebilen var mıdır? Bilmiyorum. Üzüntüm gerek milli, gerek dini bayramları gelecek kuşaklara bu anlamda bırakmamız olacaktır. Seksen milyon milli bütünlüğümüz, İki yüz elli milyon Türklük âlemi ve bir buçuk milyar İslâm âlemi bu şartlarda bir Ramazan bayramını idrak etmektedir. Bütün iyi niyetimle bayramı tebrik ediyor, Cenab-ı Allah’tan önümüzdeki bayramları gerçek bayram tadında kutlayabilmemize fırsat vermesini temenni ediyorum. Eski bayramlarımızın tadında bayramlarımızı idrak edebilmeyi bize nasip etmesini diliyorum.

 

 

Bu yazı toplam 997 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim