• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 18 °C

HATIRALARI ANLATMAYA DEVAM

Hasan Dinç

 

Geçen hafta “BAŞBUĞDAN HATIRALAR” başlığıyla Merhum ALPASLAN TÜRKEŞ’LE yaşanmış hatıralarımı anlatmaya başlamıştım. Bir hayli ilgiyle karşılandı. Aldığım çok sayıda telefonla bu yöndeki hatıralarımın varsa yazılmaya devam edilmesini ısrarla talebeden okuyucularım oldu. Gerekçeleri ise bu tür hatıraların kişilerle birlikte yok olup gitmesindense, topluma kazandırılmasının daha faydalı olacağı kanaatleri idi. Çünkü bu hatıraların Merhum TÜRKEŞ adına yapılacak ilmi araştırmalar için ciddi belge niteliğinde olması ve belge özellikleri taşımasıdır. Bu hatıraların kamuoyuna yansıtılması Merhum TÜRKEŞ’İN kamuoyunda bilinen kişiliğine, bilinmeyen yönlerinin kazandırılması için katkı sağlayacağına dair kesin inançlarının bulunmasıdır.

Ekim 1979 tarihinden itibaren MHP Bolu il başkanı olmam nedeniyle belki de kendisiyle en çok temas kuran biri haline geldim. Çünkü Merhum TÜRKEŞ sık, sık İstanbul’a gider, hem gidişte hem de dönüşte mutlaka Bolu’ya uğrardı. Biz kendisini Filiz Makarna Fabrikası önünde karşılar, beraberce Düzce’ye kadar yolculuk yapardık. Düzce’de Konuralp’e uğrar, partimiz ilçe yönetiminde bulunan merhum Ferhat Aygün’ün evinde ya yemek molası ya da kahve molası verirdi. Bu arada partili arkadaşlarımızda gelir, ondan memleket meseleleri hakkında birinci elden bilgi alırlardı. Bizi sabırla dinler sorularımıza ayrıntılı cevaplar verirdi.

Mayıs 1980 yılı başlarıydı. Yine bu ziyaretlerinde Ferhat Aygün’ün evinde kalabalık bir partilinin de bulunduğu bir sırada ben bir konuyu açmak zorunda kaldım. O dönem HÜRRİYET gazetesinin arşivlerini araştıranlar mutlaka göreceklerdir. Dönemin MHP Yozgat il başkanı Yozgat il girişinde Karayollarının Yozgat ili levhasının altında durmuş ve tabancasını da sağ eline alarak levhaya doğru uzatarak bir poz vermiş. Gazete başkanın bu pozunu tam sayfa manşete çekmiş ve kendisiyle de bir röportaj gerçekleştirmiş. Röportajda ne söyledikleri pek önemli değil ama resim “Yozgat benden sorulur” havası taşıyordu ve de hiç hoş değildi. MHP’nin imajını olumsuz yönde etkilemek için rakip partiler ve bilhassa da CHP tarafından kullanılması mümkün olabilecek bir görüntüyü yansıtıyordu. Kendisine gazeteyi göstererek “Bu resmi nasıl yorumlamamız lazımdır” diye sordum. Bana dönerek ve de orada bulunanların hepsinin duyacağı gür bir sesle “Hasan Bey! O resmi gördüğümde sanki bir kazan kaynar suyu tepemden dökülmüş hissettim. Yozgat gibi partimizin çok güçlü olduğu bir ilde il başkanlığı yapan bir kişi nasıl böyle bir görüntü verir ve buna nasıl cesaret eder. Partimizi zan altında ve zorda bırakacağını nasıl bilemez? Anlamıyorum” dedi. Bundan çok üzüldüğünü ve bizim gibi partiyi temsil eden kişilerin bu türlü görüntülerden uzak durmasını ne kadar istediğini o haberi yorumlamasından ve bu türlü söylem ve görüntülerden çok rahatsız olduğunu anladım.

1977/ 1980 arası ülkemizin en karanlık, milletimizin ise en yaslı olduğu dönemdir. Günde 20-25 cenaze kaldırıldığı olurdu. Radyo ve televizyonun ana haber bülteni neredeyse sağdan ve soldan öldürülenlerin ölüm ve cenaze haberleriyle başlar ve biterdi. Merhum TÜRKEŞ’İN “cenaze kaldırmaktan siyaset yapmaya vakit bulamıyoruz” sözü bu dönemi en veciz şekilde özetlemektedir. 1977 yılında yapılan genel seçimlerde CHP %42 oy alarak en büyük parti gurubu olarak meclise girmiş, o dönemin seçim kanunlarının azizliğine uğrayarak mecliste çoğunluk sağlayamamıştı. Adalet partisinden parayla transfer ettiği on bir milletvekiline bakanlık vermek suretiyle kurduğu hükümet ise siyasi istikrarı sağlamaktan çok uzaktı.

Dönemin başbakanı Merhum Ecevit CHP çatısı altına topladığı sol, sosyalist, komünist, anarşist ve de bölücü bütün unsurların ortak karşıt gördüğü ülkücülere kafayı takmış, olan biten bütün kötülüklerin sebebi olarak görüyordu. O nedenle toplumda ülkücü olarak bilinen ne kadar kişi ve kamu görevlisi varsa onları iktidarının bir numaralı hedefi haline getiriyor, kamu görevlilerini ölüm sürgününe gönderiyor ve devletin bütün gücünü ülkücüler üzerine acımasız bir şekilde kullanıyordu. Nerede bir cinayet işlense daha hiçbir inceleme yapılmadan ülkücüler katil olarak ilan ediliyor, bir ülkücü katledilse bu seferde  “Ülkücüler birbirini öldürdü” diye propaganda kurumunu çalıştırıyordu. Benzetmek gibi olmasın ama bu günkü iktidar her olandan bir parelelci sorumlu buluyorsa, Ecevit Hükümeti de ülkücüleri her kötü olayın müsebbibi olarak Türk ve Dünya kamuoyuna ilan ediyordu.

Bu durumda MHP demokratik yollarla hem hükümeti uyarmak, hem ülkücülere yapılanlardan milletimizi bilgilendirmek, hem hükümeti halka şikâyet etmek hem de ülkücülere moral vermek için büyük mitingler düzenliyordu. Bu mitinglerin en büyüğü Nisan 1978 de Ankara Tandoğan’da yapılanıydı. Yaklaşık bir milyon kişinin katıldığı bu miting Türk siyasi tarihindeki yerini ve etkisini hala muhafaza etmektedir. Bu mitinglerin ikincisi ise Nisan 1979 da Yozgat’ta yapılmış, siyasi etkisi hükümeti sallamıştır. Bu mitinglerden üçüncüsü ise bizzat benim girişimlerimle 20 Nisan 1980 yılında Bolu’da yapılmış, MHP’nin Türk siyasi tarihindeki yerini tescillemiştir. Bolu’da yapılan bu miting şimdiye kadar hiçbir Bolulunun şahit olmadığı bir mahşeri kalabalığı ihtiva ediyordu. Yüz binlerin katıldığı bu miting sol elinde bulunan Bolu’nun düşmesine ve sağın eline geçmesini sağladı. Bugün sağ adına herkesin korkarak çıktığı ve işini görerek hemen geri döndüğü İzzet Baysal Caddesi o tarihten sonra bütün Boluluların mutlu ve huzurlu bir şekilde gezdikleri bir cadde olmuştur.

Bu mitingin ön hazırlıklarını yapmak üzere Ankara’ya gidiyordum. Mitingin adını biz “ÖZE DÖNÜŞ MİTİNGİ VE KÖROĞLU YÜRÜYÜŞÜ” olarak lanse ederken Merhum TÜRKEŞ hep bize “GÖNÜL SEFERBERLİĞİ MİTİNGİ” adını empoze ediyordu. Bu siyasi kavga ve kargaşa içinde Sayın Genel Başkanın hala “GÖNÜL SEFERBERLİĞİNDEN” bahsetmesine bir türlü anlam veremiyor, fakat itirazımızı da dile getiremiyordum. Buna rağmen Bolu’daki bütün miting hazırlıklarımızda, İlan ve afişlerimizde ve medyaya düşen haberlerimizde özellikle “ ÖZE DÖNÜŞ MİTİNGİ VE KÖROĞLU YÜRÜYÜŞÜNÜ” öne çıkarmaya devam ediyordum. Mitinge çok yakın bir tarihte yine Ankara’ya gitmiştim. Bana mitingin adıyla ilgili olarak “GÖNÜL SEFERBERLİĞİ MİTİNGİNDE” niye ısrarcı olduğunu açıkladı. Ve dedi ki:

Hasan Bey! Milletimizin ihtiyacı olan huzur ve mutluluğu biz ancak gönül seferberliği ile yakalayabiliriz. Milletimizin yeniden bir YUNUS, HACI BEKTAŞ-İ VELİ ve MEVLANA’A sevgisine ihtiyacı var. Biz bütün ülkücüler günümüzde YUNUS, HACI BEKTAŞ ve MEVLANA olmalıyız. Halkımızın gönüllerine seslenmeli ve onların gönüllerini sevgiyle fethetmeliyiz. Bu gün ülkemizde kafası kırılacak insan değil, gönlü kazanılacak insanların olduğunu hatırdan çıkarmamalıyız”

Türk milliyetçiliği ve Ülkücülüğün halkımızın gönlünde niye yer tuttuğunu bu sözlerden daha iyi anlatacak bir delil bulunamaz. Milletimiz var oldukça ve Türk Milliyetçi ve ülkücüleri bu prensibe sadık kaldıkları müddetçe onları siyasi hayattan silmek hiçbir faniye nasip olmayacaktır. 14 Nisan 2015

  

Bu yazı toplam 1917 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim