• BIST 93.287
  • Altın 213,698
  • Dolar 5,4738
  • Euro 6,1921
  • Bolu 3 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 5 °C

Hedef Tanrı Dağları

Hedef Tanrı Dağları
RÖPORTAJ: AYŞEGÜL TOPCU

Güçlü Özen 1974 Ankara doğumlu. İlk ve orta öğretimimi Ankara’ da tamamladı, lisans eğitimimi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye bölümünde tamamladıktan sonra gönül verdiği dağcılığa devam edebilmek için birçok okul arkadaşı gibi banka sektörünü yerine, alan değiştirerek Abant İzzet Baysal Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Spor Yöneticiliği bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. Açık alan eğitimleri ve yönetsel becerilerin gelişimi ile ilgilenmekte ve bu konuyla ilgili doktora tezinin son aşamasında. Dağcılık, kayak, muhasebe ve iktisat dersleri vermekte. Dağcılığa 1994 yılında Hacettepe Dağcılık ve Doğa Sporları (HUDDOSK) kolunda başladı. Bu kulüpte eğitim ve yönetim kurulları da dâhil olmak üzere çeşitli kademelerde görev aldı. 1998 yılından itibaren Türkiye Dağcılık Federasyonu Eğitim kamplarında bir çok kez eğitmen olarak görev aldı. 2000–2004 yılları arasında Teknik kurul ve Eğitim kurul üyeliğinde bulundu. 1999 yılında Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafında Dağcılık branşında Olimpiyat Meşalesi ödülüne layık görüldü. Dağcılığa yüksek irtifa, duvar tırmanıcılığı, alpinizm, kış dağcılığı, alpin spor rotalar, spor tırmanış ve kısa kaya tırmanışı alanlarının hepsinde devam eden az sayıda tırmanıcıdan biri olarak yaşamına devam ediyor.

Sizin için dağ olgusu nedir ?

Neden tırmanır insan? Dağ neden her zaman meydan okuyuşun, karşı duruşun temsilidir? Ya da kaçmak saklanmak istediğimiz zaman neden önce dağ gelir aklımıza? Ne zamandır dağların bizi koruyup kolladığını hissediyoruz? Dağların mitolojideki geçmişi insanın varoluş öykülerine kadar gidiyor. Tanrıların evleri, bir kısmının da mezarı en yüksek dağların tepelerindeymiş. Gökteki tanrılara en yakın olunacak yer, en yüksek dağların tepeleri olmuş hep. Onun için insanlar tırmandıkça tırmanmışlar hep; bazen kaçmak, sığınmak için; bazen kendilerini bulmak için; bazen meydan okumak ve kendini aşmak için ve her zaman keşfetmek için…

Mitolojide böylesi bir derinliği olan dağla, günümüzün en heyecan verici sporlarından biri olan  tırmanışa mesken oluyor.

Tırmanırken neler hissediyorsunuz?

Benim için tırmanmak demek hayata karşı sürekli bir meydan okuma demek. Örneğin bir kaya tırmanışı sırasında her an yaşamın sınırındasınızdır. Yukarı doğru, yerçekiminin tersine gitmek; zorlayarak, yerçekimine direnerek. Tüm teknolojik ve bilimsel gelişmelerde böyle olmaz mı? Sınırları ve imkanları zorlayarak! Var olanla, yerleşik olgularla savaşarak. Ben de her tırmanışta aynı meydan okumayla, aynı heyecanla kendimi bir kez daha aştığımı hissediyorum.

Yürüyüşlerden yükseklere yolculuğunuz nasıl oldu?

İlk eğitimlerimizi Ankara civarında aldık. Yakın bölgelerde  kampçılık, temel yürüyüş ve arazi bilgisi, temel kaya  tırmanışı. Bunlar günübirlik veya sadece hafta sonunda ibaret faaliyetlerdi.  Hani sabah gidip akşam sıcak yuvanıza döndüğünüz veya hafta sonu kamp ateşi yakıp etrafında şarkı türkü söyleyerek sosyalleştiğiniz faaliyetler. Sonra Niğde ili sınırları içerisinde yer alan Aladağlara gittik, tabiri yerindeyse Türk dağcılarının mabedi. Üç bin metrenin üstünde zirvesi ile görkemli bir yapıdır. Özellikle kışları, beyaz bir gelinlik giymiş gibi. Tabi her zirvenin yürünerek çıkılacak rotaları olduğu gibi, dik yalçın kayalıklardan oluşan zorlu ve uzun duvar yüzeyleri vardır. Bu aşamadan sonra gittikçe dağcılığa bakış açımız hep daha dik ve zorlu rotalara doğru bir evrimleşme sürecine girdi.

Daha yükseklerle tanışma fırsatınız nasıl oldu?

O dönemler 1998 ’den önce Ağrı Dağı bölgedeki siyasi olaylardan dolayı tırmanışlara kapalı idi. Dolayısı ile Türkiye sınırları içerisinde çıkabileceğiniz en yüksek irtifa 3937 metrelik zirvesi ile Doğu Karadeniz’de bulunan Kaçkar dağının zirvesi idi. 5000 metre bizim için sihirli bir rakamdı. Velhasıl Ağrı tırmanışa kapalıydı ve en yakın 5000 metrenin üstündeki dağlar için  ya Gürcistan ya da İran’a gitmeyi gerektiriyordu. 1999 senesinde Türkiye Dağcılık Federasyonu altı kişilik bir ekip kurdu ve Tacikistan’da bulunan  Pamir dağlarına bir ekspedisyon düzenledi. Bu tırmanış esnasında 7105 metre yüksekliğindeki Korjenevski dağına çıkan iki kişiden biri ben oldum. O dönem için oldukça önemli bir başarı idi, keza tüm Türkiye’de o günlerde yedi binin üstünde başarılı tırmanış yapan insan sayısı iki elin parmaklarını geçmiyordu.

S: Peki şimdiki durum nasıl?

Tabi  o dönemlerden bu günlere dağcılık oldukça popüler bir spor oldu. Bu branşla uğraşan insan sayısı ve uğraşan  kişilerin teknik seviyelerinde oldukça iyi gelişmeler oldu. Hem daha teknik hem daha yüksek zirveler denendi ve yapıldı. Benim tırmanış çizgimde benzer bir gelişim gösterdi. Yurt içinde Aladağlar, Kaçkarlar,  Erciyes, Hasan ve Ağrı dağında yaz ve kış koşullarında onlarca tırmanış yaptım. Bir çok önemli kaya duvarının çıkışlarının yanında, İran ,İtalya, Kırgizistan’ da  farklı dağ coğrafyalarında tırmandım.

Çevrenizdekilerin dağcılık sporu ile ilgilenmenize ne dediler?

Türkiye’de 1992-1993’lerde toplum tarafından kabul edilmiş bir branş değildi, bir spor olarak görülmüyordu. Başlangıçta hobi olarak başladı, zirve tutkusu yoktu, uzun yürüyüşler yapmak var. Anne baba dağa gidiyoruz kamp yapıyoruz diye biliyorlar. Bunun en somut örneğini 1999 yılında üniversite bittiğinde gördüler. Gazetelerde çıktık, resimlerimi gördüler oğlum sen napıyorsun diye soruyorlardı. Resimlerimi görseler bile bizim çocuklar gidip yürüyorlar diye kendi içlerini rahat ettiriyorlardı. Şuan bankada müdür olan arkadaşım “Koca siyasalı bunun için mi bıraktın” dedi. Bana “ne işin var BESYO’ da” dedi. Bu benim için çok büyük bir özveriydi sadece spor yaşamamı devam edebilmek adına yaptım bunu, akademik kariyer için yapmadım.

Dağcılığa başlayınca hayatınızda neler değişti?

Dağcılığa başlamadan önce sigara içiyordum. Uzun yıllarda sigara kullandım. Hem kondisyonum artsın diye hem de buradan arttırdığım parayla malzeme alabilmek için sigarayı bıraktım. Dağcılığın hayatıma en büyük katkısıdır.

Dağcılığa ilginiz nasıl başladı?

Benim zirve tutkum yoktu. Doğada yürüyüş yapmayı seviyordum. Kar kış demeden yürürdük. Karda yürüdük, soğuğun şöyle bir etkisi vardır sadece o anınızı yaşarsınız. Ayağınız ıslak ve soğukken gelecek kaygınız geçmişteki herhangi üzüntünüz olmaz.

Çığ tehlikesi yaşadınız mı?

Niğde Aladağlar’da Enver Dağı var. Çığ parkurları içeren bir rota, o kadar uykum var ki büyük bir kaya bloğunun önüne bizi rüzgârdan korusun diye siper aldık, orada uyudum arkadaşımda beni uyandırmaya kıyamıyor üstümüzden çok büyük bir çığ attı. O kaya duvarı bizi korudu üzerimizden çok büyük kütleler geçti. Bu bir şans, eğer ben uymasaydım ömür boyu uyuyacaktık. Bu önlenebilir bir şey değil, Avrupa’nın çığ uzmanı çığda ölmüştür.

Zirveye çıktığınız ne hissediyorsunuz?

Kesinlikle zirveyi fethettim diye bir şey yok. Hiç bir zaman dağı fethedemezsiniz. Dağ milyonlarca yıldır orada, biz koca okyanusta kum tanesiyiz sadece kendinizi gerçekleştirirsiniz. Dağla değil kendi içinizle savaşırsınız. Dağda tırmanırken yaptığınız her hamle kendi hayatınızda yaptığınız engellere karşı yaptığınız hamlelerdir. Doğayla iç içe olup onun size öğrettiklerini görürseniz orada başarılı olursunuz.

Peki bundan sonraki hedefleriniz ?

En son yüksek dağ olarak geçen yaz yine Pamirlere gittim. 6200 metrelik Razdelnaya dağına tırmandım. Tabi yurt içinde sürekli tırmanış ve antrenman devam ediyor. Bu yaz yine Kazakistan’ da bulunan Tanrı dağlarına gitme planım var. Bunu gerçekleştirmek için sponsor bulmam gerekiyordu. Aslına bakarsanız benim masraflarımı karşılayacak firma ve kişiler bulma umudum yoktu. Taki gazeteniz yazarı Serhat Cengiz’in kendisi aynı zamanda öğrencim. Hocam hadi gel Yılmaz Becikoğlu’na gidelim diyene kadar. Yılmaz Bey bizi çok samimi karşıladı açıkçası çok fazla konuşturmadı. Anladığım kadarıyla Serhat’ı çok seviyor. Masraflarımın yarısını karşılamayı kabul etti. Bu davranışı bana cesaret verdi. Ondan sonrası çok kolay oldu. Yamener Kuyumculuk ve siz Bolu Gündem geri kalan miktarı karşıladılar, artık hedefim Tanrı Dağları onunla ilgili çalışmalarımı sürdürüyorum.Türkiye’den kendime arkadaş bulabilirsem bulacağım.

Bulamazsanız peki?

Bulamazsam Tanrı Dağlarına tek başıma gideceğim. Orada mutlaka dünyanın değişik ülkelerinden gelen sporcular olacaktır.Bir kaç kişilik grup oluşturacağımızı tahmin ediyorum.Tanrı Dağları Çin sınırında olduğu için Kazakistan ve Çin hükümetlerinden gerekli izinleri almam gerekiyor.Temmuz sonunda gitmeyi planlıyorum.Oradan umut ediyorum Bolu Gündem’le interaktif olarak yaşadıklarımı paylaşacağım.

Size kolaylıklar diliyoruz. Dönüşünüzde görüşmek üzere…

 

 



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Tır, Otomobil’e Çarptı: 3 yaralı14 Kasım 2018 Çarşamba 12:23
  • 5.5 dönüm araziye ekimi yapıldı14 Kasım 2018 Çarşamba 12:20
  • Mudurnu’da imar değişikliğine onay14 Kasım 2018 Çarşamba 11:23
  • Yayla evi kül oldu14 Kasım 2018 Çarşamba 11:18
  • Ev basan 6 kişi yakalandı14 Kasım 2018 Çarşamba 11:11
  • Ateş’e TOBB’da önemli görev14 Kasım 2018 Çarşamba 11:06
  • Yaylalarda hırsızlığa bekçili tedbir14 Kasım 2018 Çarşamba 11:02
  • Küçük Ömer’den acı haber geldi14 Kasım 2018 Çarşamba 10:23
  • Başaran, “Aday adaylığı başvuru sürecini başlatıyoruz”14 Kasım 2018 Çarşamba 09:57
  • Bir saniyelik cinsel taciz14 Kasım 2018 Çarşamba 00:08
  • Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim