• BIST 110.115
  • Altın 272,842
  • Dolar 5,7673
  • Euro 6,4129
  • Bolu 5 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 5 °C

HEYELAN

İlhami Candemir

 

            Sayın okuyucular, bilindiği gibi heyelan, kütle halinde büyük toprak kaymasıdır ama ben, heyelanın bu klasik tanımlamasının yanında doğaya ve çevreye verdiği zararlar yönünden “teşbihte hata olmaz” diyerek  başka  heyelanlar da  vardır diyorum. Bunlar toplumsal heyelan.(Buna sosyolojik hareket de diyebiliriz). Siyasi heyelan.

            Şimdi her üç heyelanın oluşumu hakkındaki düşüncelerimi siz sayın okuyucularla paylaşmak istiyorum;

            1)Önce toprak kayması olarak tanımlanan heyelanı ele alalım;  Bu heyelanın  BİRİNCİ FAKTÖRÜ(ETKENİ) yer çekimi kanunudur. Bilindiği gibi her nesne havada kalmaz yere düşer. Nedeni yer çekimidir.( Bunun bilimsel izahına girmiyorum, zira bu husus yazımın konusu olmadığı gibi atalarımızın “her şeyi bilmene gerek yok,haddini bil yeter” dedikleri gibi haddim de değildir).Hal böyle olunca yani her nesne bu kuvvetin etkisi altında olunca meyilli arazideki her nesne de aşağıya doğru düşmek-akmak durumundadır. Toprağın kayması,  suyun akması gibi.

              Heyelanın İKİNCİ FAKTÖRÜ ise meyilli arazilerde bulunan toprak parçasını yer çekimine karşı tutacak-zapt edecek doğal ortamın ortadan kalkması veya kaldırılmasıdır. İşte işin aslı esası buradadır. Nasıl mı? Şöyle; Toprağı tutan nedir? Üstündeki bitki-ağaç  örtüsü.  Bu örtü tahrip edilince, bir diğer anlatımla toprağı tutan güç zayıflayınca heyelan riski artar.

             Sayın okuyucular, yukarıda da vurguladığım gibi heyelanın nedenlerini  BİLİMSEL OLARAK anlatmak benim boyumu aşarsa da -heyelanın genellikle dik yamaçlı ormanlık alanlarda vuku bulduğunu göz önüne alırsak- konuyu, sekseni aşkın bu kısacık! yaşamım süresince orman köylüsü,  orman işçisi, orman memuru ve  orman avukatı olarak GÖRDÜKLERİMDEN yararlanmak suretiyle  siz sayın okuyucularla paylaşmak istiyorum.  

              Bu nedenle bir çoban nasıl veteriner kadar olmasa bile hayvanlarla ilgili ne kadar bilgi sahibi olursa işte ben de jeolog olmasam da - çoban misali- heyelan konusunda bilgi sahibiyim. Yukarıda  gördüklerimden  kelimesini dikkat çekmek için  büyük harflerle yazdım, nedenine gelince herkes bakar ama göremez.Örneğin bir röntgen filmine herkes bakar ama dahiliye doktoru gibi göremez.Bu nedenle  doğanın içinde bir ömür tüketen birisi olarak derim ki benim gördüklerim farklıdır  ve bunları sizlerle paylaşacağım.

           Yukarıda heyelanın nedenlerini irdelerken yer çekimi kuvvetinin yanında toprağı tutan gücün azalmasının da önemli bir faktör olduğunu belirtmiştim. Toprağı tutan bu gücün azalmasının en önemli etkeni toprak üzerinde bulunan ağaç örtüsünün tahribidir. Doğada her canlı-bitkiler de dahil-yaşamının idamesi için ortama adapte olur.Ormanda da öyledir.Özellikle ibreli olan ağaçlar biri birlerine yakın olurlarsa yana doğru değil yukarı doğru  uzayıp giderler ki  güneş ışığını alabilsin.Bu ağaçları ayakta tutan kökleridir.Kökler kazık kökleri(toprağın  derinliğine ve dikine  inen) ve saçak kökleridir.Ağaç, bulunduğu ortamda yaşayabilmesi için ne kadar kök gerekiyorsa o kadar kök salar.Örneğin bir köknar(GÖKNAR) veya çam ağacı- ki Karadeniz kıyılarında genellikle bu tür ağaçlar bulunmaktadır- birkaç metre kazık kök,  tepe çapının iki-üç katı kadar saçak kök üretebilir.İşte bu ağaçları ortadan kaldırıp yerine toprağı tutma özelliği çak zayıf olan fındık veya çay dikersen alın size nur topu gibi bir HEYELAN nedeni. Son yıllardaki TAHRİPKAR(ZARAR VEREN) heyelanları  görünce  “eeee ektiğimizi biçiyoruz” diyorum.(Not/ İlgilenenlerin dikkatine; 1945 yılında yürürlüğe konulan 4785 sayılı yasaya göre kanunun yürürlüğe girdiği tarihte VAR OLAN tüm ormanlar devletleştirilmiştir. O tarihteki hava fotoğrafları ile bugünkü hava fotoğrafları karşılaştırıldığında o tarihlerde ne kadar orman vardı şimdi ne kadar orman kaldı açık seçik anlaşılabilir. )

            2)Şimdi gelelim toplumsal heyelana(Sosyolojik harekete); Bu heyelan toprak kayması heyelanından çok çok daha tahripkardır(zarar vericidir).Zira toplumsal heyelan bir bölgeyi değil tüm yurdu tahrip eden bir heyelandır.  Geride kalan yıllara dönüp baktığımızda toprak heyelanının önünde milletin, toplumsal heyelanın önünde ise- aşağıda vurgulanacağı gibi- devletin duramadığını açıkça görürüz.

           Peki neymiş bu toplumsal heyelan ona da bir bakalım; Bunu  gördüklerime  -bildiklerimi de katarak -  izaha  çalışacağım; Kırsalda yaşayanlar iş bulamadıkları, karınlarını  doyuramadıkları için kentlere göç ettiler.Bu sosyolojik olgu- özellikle büyük kentlerde- hazine arazilerinin toplumsal olarak işgaline yol açtı. Devlet bu toplumsal SALDIRI  karşısında suskun kaldı.Keza Doğu Karadeniz’den  İstanbul’a kadar olan kıyı ORMANLARI gerek çay bahçesi ve gerekse fındık bahçesi yapmak için toplumsal SALDIRI ile  yakıldı, yıkıldı,açıldı,köklendi, devlet  suskun kaldı.Meralara, yaylalara  yasağa  rağmen evler,villalar yapıldı, devlet suskun kaldı.Sonuçta tüm bu şagillere(işgalcilere) tapuları verildi, olmadı imar barışı ile yapı kayıt belgeleri verildi. Hatta İmar barışı ile ilgili yasaya göre tanınan haklar 31/12/2017 tarihinden önceki yapıları kapsadığı halde  kanunun yayınlanmasından sonra yaylalara yapılan bina sayısı kanun kapsamında olan bina sayısından çok çok fazla oldu, devlet suskun kaldı.  İşte kütle toprak kayması olarak tanımlanan heyelandan çok çok daha fazla TAHRİPKAR olan toplumsal heyelan budur.  Sayın okuyucular - bu konu ile sınırlı kalması kaydı ile söylüyorum- bu memlekette her zaman kanun-nizam dinlemeyenler daima kazançlı çıkmışlardır. Nedeni ise Sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan “ah şu para var ya para nelere kadir” demişti ya işte ben de “ah şu para var ya para,  OY  var ya OY nelere kadirler diyorum.

      3)Gelelim bir başka heyelana, siyasi heyelana/ Madencilere verilen ruhsatlar sonucu ortaya çıkan tahribatlar da bir çeşit heyelandır.Kaz dağlarında olduğu gibi.Neyse fincancı katırlarını ürkütmeyelim.

           Hoşça kalın.

                                                                                            İLHAMİ CANDEMİR

 

Bu yazı toplam 2014 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim