• BIST 108.392
  • Altın 143,460
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Bolu 26 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 30 °C

Hz. MEVLÂNA VE MUAVİYE

Hasan Dinç

 

İslâm tarihinde Hz. Ali’nin halifeliğine yaptığı muhalefet, Ehl-i Beyt ve evlad-ı resule karşı giriştiği katliam , hilafet makamını ele geçirmek için onlara  karşı açtığı savaş ve İslâm toplumunda günümüze kadar süren parçalanmaların ilk başlatıcısı olması nedeniyle kendisinden en fazla nefret edilen kişilerin başında şüphesiz Muaviye gelmektedir.  Muaviye miladi 602 yılında doğmuş, 680 yılında 78 yaşında iken ölmüştür. Babası kısaca Ebu Süfyan diye bilinen Ebu Süfyan bin Harb, anası Hz.Hamza’nın ciğerini söküp yiyen Hint bin Utbe’dir.

İslâm öncesi Mekke’de iki büyük kabile yaşamaktadır. Bunlardan biri Hz. Peygamberin mensubu olduğu Ben-i Haşim ( Haşim oğulları ) diğeri ise Muaviye’nin mensubu olduğu Ben-i Ümeyye ( Ümeyye oğulları ) dir. Ümeyye oğulları kalabalık bir kabile olması nedeniyle Mekke’nin yönetiminde söz sahibi olup bu konuda Haşim oğulları ile hem bir rekabet hem de gizliden gizliye mücadele içindedirler. Sırf bu nedenle Hz. Muhammed’e karşı çıkmışlar, onun getirdiği yeni dine karşı amansız bir mücadele içine girmişlerdir. İslâm’ın ilk yıllarında Müslümanlara karşı çok acımasız davranmışlar, onlara zulmetmişler, ekonomik ambargo uygulamışlar, hatta yurtlarını terk etmelerine sebep olmuşlardır. Hz. Muhammed’i öldürmeye teşebbüs etmişler,  Medine’ye hicret etmesine sebep olmuşlardır. İslâm’a düşmanlıklarını bununla da bitirtmemişler, Ehl-i kitap olarak bilinen Hırıstiyan ve Yahudilerle ittifak yaparak; Arap yarımadasının diğer Arap kabilelerini de yanlarına çekerek Hz. Peygambere savaş açmışlardır. Onları yok etmek için her türlü tedbire başvurmuşlar, fakat istedikleri sonucu alamamışlardır. Bedir savaşı, Uhud savaşı, Hendek savaşından sonra 630 tarihinde Mekke’nin Müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra istemeseler de Müslümanlığı kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Muaviye o dönemde henüz 28 yaşındadır ve Müslüman olanların içindedir. Hz. Peygamber bu yeni Müslümanlara karşı eski düşmanlıkları unutmuş onlara karşı müşfik ve merhametli davranmış, Mekke ulularına devlet yönetiminde önemli görevler vermiştir. Muaviye de bunlardan biridir ve vahiy katipliği gibi çok önemli bir göreve getirilmiştir. Muaviye daha sonra Hz. Ömer zamanında Şam valiliğine, Hz. Osman zamanında ise Suriye Eyalet Valiliğine tayin edilmiştir. Hz. Osman’ın Ümeyye oğullarına mensup olması ve genel olarak bütün valileri bu kabileden tayin etmesi Muaviye’nin devlet içinde güç kazanmasına sebep olmuştur. Bir suikast sonucu Hz. Osman’nın katledilmesinden sonra Hz. Ali’nin halifeliğini kabul etmemiş ve ona karşı Şam’da isyan etmiştir. Hz. Ali’ye karşı kendi kabilesini de yanına alan Muaviye  İslâm tarihinde ilk iç savaşı başlatan kişi olmuştur. Gerek Hz. Ali’ye, gerekse onun çocukları Hz.Hasan ve Hz. Hüseyin’e ve Ehl-i Beyt’e karşı gösterdiği acımasız tutum ve onların şahadetlerine kadar varan davranışları kendine ve soyuna karşı derin bir nefretin doğmasına ve bu nefretin günümüze kadar devam etmesine sebep olmuştur.

O tarihten sonra olayların yorumlanması nedeniyle iki ye bölünmüştür. Şii’ler ve Sünni’ler. Bu bölünme günümüze kadar devam etmiş, günümüzdeki siyaseti bile derinden etkiler olmuştur. Şiiler Hz. Peygamberin ölümünden sonra halifeliğin Hz. Ali ve onun soyuna ait olduğunu savunmuşlar, bu nedenle ilk üç halifenin ( Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman) Halifeliği Hz. Ali’den gasp ettiklerine inanmışlardır. Sünniler ise Muaviyenin bir içtihat yaparak peygamberin eshabından ve Kur’an vahiy katiblerinden biri olması nedeniyle hakkında kötü şeyler söylemekten kaçınarak iktidar ve halifelik makamının peygamber soyu dahi olsa, bir soy meselesi olarak değil ümmetin kendi içinde istişare ile çözeceği bir konu olarak görmüşlerdir. Bununla birlikte başta Hanefi mezhebinin kurucusu İmamı Azam olmak üzere birçok Sünni âlim Hz. Ali halife iken onun halifeliğini tanımayıp ikinci bir halife olarak Muaviyenin ortaya çıkmasını Hz. Peygamberin halife“Bir varken, sonradan çıkan ikinci bir halifenin katlinin vacip olması” yönündeki kuralını uygulamadığı için Muaviye ve taraftarlarının hata içinde olduğu ve haram işlediklerini söylemişler, bu görüşlerinden dolayı da takibata ve zulme maruz kalmışlardır.

Günümüzde ise Sünni birçok âlim Muaviye ve Yezid için çok olumsuz ifadeler kullanmakta hatta kafir bile ilân etmektedirler. Ancak  XX.yy önemli İsl3am alimlerinden ve Diyanet işleri Başkanlarından  Ömer Nasuhi Bilmen yazdığı Eshab-ı Kiram adlı kitabında Muaviye’ye müstesna bir yer ayırmış ve kendisine Hz. Muaviye diyerek önemli bir paye vermiştir. Bunu yaparken de Hz. Peygamberin eshabı ile ilgili hadislerini ileri sürmüş ve sahabe mertebesine ulaşmış hiç kimseye kötü söz söylenilmemesini salık vermiştir.

Benim esas üzerinde durmak istediğim konu Hz. Mevlâna’nın Muaviye’ye bakışını size yansıtmaktır. Biliyorsunuz Hz.Mevlâna’nın bilinen dünyaca meşhur eseri Mesnevidir. Hz Mevlâna mesnevisinde başta Hz. Peygamber olmak üzere birçok peygamber, veli, mürşid ve sahabe ile ilgili hikayeleri kaydetmiştir. Bu hikayelerden biri de Muaviye’ye aittir. Bu hikayesinde Hz. Mevlâna Muaviye hakkında okuyucuların çok olumlu kanatlara varacağı ifadeler kullanmış, Muaviye’nin halifeliğini aklamıştır. Bu hikayesinde hz. Mevlâna Muaviye’yi çok çalıştığını ifade etmekte ve şöyle demektedir.”Muaviye birgün halifelik köşkünün kendine ait odasında uyuyakalmıştı. Halkın hizmetinde olmaktan, onların işlerini görmekten yorulmuş, kimsenin kendisini rahatsız etmemesi için de köşkün kapısını içerden kilitlemişti.” diyor. Bu hikâyede Muaviye’nin kendisini namazını zamanınıda kılması için uyaran Şeytanla karşılıklı konuşması yer almakta, şeytanın kendisini namazını zamanında kılması için uyarmasının al doğrulu tında bir kötülük aramaktadır. Karşılıklı muhavere içinde geçen bu hikâyede Muaviye şeytana “Seni doğruluktan başka bir şey kurtaramaz. Adalet seni doğruluğa davet etmektir. Doğru söyle de elimden kurtul. Hilen sana karşı açtığım savaşın heyecanını yatıştıramaz” diyor ve de ekliyor. “ Haydi doğru söyle. Hileye sapma. Çünkü ben doğruyu bilir ve onu anlarım. Ben herkesin tabiatında huyunda ne varsa, neye sahipse onu ararım.. Sirkede şeker aramam. Karı tabiatlı erkeği asker yerine koymam. Ağyar olan şeytandan ise beni hayır için uyardığını hiç beklemem” demektedir. Bu ifadelerden Muaviyenin “ halka hizmet ettiğini, çok çalıştığını, doğru olup doğruluktan hoşlandığını. Adaletli olduğunu, yalandan ve hileden hoşlanmadığını anlıyoruz.” Bu özellikler ise Mevlâna’nın Muaviye’yi bir devlet adamı olarak akladığını ve günümüz âlimlerinin beyan ettikleri kanatlarla çeliştiğini görmekteyiz.  Acaba bu çelişki nereden kaynaklanmaktadır. Bu konuyu Muaviye hakkında kanaat serdeden âlim ve tarihçilerin bir kez daha gözden geçirmeleri gerektiren bir durumdur. 

Bu yazı toplam 2282 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim