eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, bursa escort - ankara escort
  • BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Bolu 12 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 16 °C

İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER YÜZÜNDEN

Hasan Dinç

İlk insan ve beşer Hz Âdem’den bu yana insanların çoğu hep kuvvetten, zenginden ve doğru olmadığını bile bile tercihlerini güçten ve gücü elinde bulunduranlar tarafında olmuş tur. Hak ve hakikati savunanlar bir şekilde başarıya ulaştıklarında hemen onların tarafında saf tutmayı ise insanî bir davranış biçimi haline getirmişlerdir. Bu davranış biçimi Hz.Nuh’un kavminde, Hz. İbrahim’in, Hz. Lût’un, Hz. Musa’nın kavminde ve hemen hemen bütün peygamberlerle mensubu oldukları kavimleri arasında çok açık görülmekte olup Kur’an-ı Kerim bu kıssaları ibretli bir şekilde anlatmaktadır. En son Hz. Muhammed ALLAH (C.C.) tarafından peygamber olarak görevlendirildiğinde de maalesef bu kural çalışmış, en yakın akrabalarıyla Kureyş ulularını ve Mekke topluluğunu bir araya topladığında “Ey Mekkeliler, Ey kavmim! Size şu dağın arkasında bir düşman ordusu var ve şehrinize girmek üzeredir desem ne dersiniz? Diye sorduğunda, başta Mekke uluları olmak üzere hepsi sana inanırız. Çünkü sen Muhammed-ül eminsin ve şimdiye kadar senden hiç yalan sadır olduğuna şahit olmadık” dediler. Kavminin bu cevabı üzerine Hz. Muhammed ikinci sözünü söyledi. Dedi ki “Ey kavmim, Ey Mekke’nin uluları! Allah beni aranızdan peygamber olarak seçti. Size İslâm’ı anlatmak ve Hakk’ı teklif etmekle görevlendirdi” dediği anda başta akrabaları olmak üzere bütün Mekke ileri gelenleri onu biraz önceki şahitliklerini unutmuşçasına yalancılıkla suçlamışlar ve etrafından dağılıvermişlerdir. Onlardan korkan halk ve de kölelerden oluşan topluluğun çok azı hariç yerlerini Mekke ulularının yanında almışlardır. Hâlbuki Hz. Muhammed halka insanca yaşamayı, adaleti, kötülüklerden uzak bir sosyal hayatı, gücün ve kudretin değil hakkın egemenliğini; içki, kumar, yalan, zina ve fal okları gibi toplum hayatını çökerten hastalıklardan uzaklaşmayı; kadınların da insan olması hasebiyle onlara değer verilmesini ve toplumun insan onuruna yakışmayan katmanlardan oluşmasını kınıyor; putlara tapmaktan men ederek tek ALLAH’ A(C.C.) kul olmayı, sadece ona kulluk edip ondan istemeyi talep ediyordu. Bu durum Mekke topluluğu için yeni bir hayat tarzı, Mekke Uluları içinse her nasılsa ele geçirmiş oldukları statülerini kaybetmek anlamına geliyordu. Bu durumda Mekke halkının ve de kölelerin Hz. Muhammed’in yanında yer almaları gerekirken maalesef o zamana kadar olduğu gibi yerleri yine güç ve kudreti ellerinde bulunduranların yanı oluyordu.

Hz. Musa İsrail Oğullarına (Yahudi kavmine) peygamber olmuş, Allah’ın vaadi ve yardımıyla Yahudilere tarihlerinde hiç olmadığı kadar büyük hizmetler yapmıştır. Bunu Kur’an-ı Kerim ayetlerinden aktarırsak “ Ey İsrail oğulları, size ihsan ettiğim nimetimi ve vaktiyle sizi diğer varlıklara üstün ettiğimi hatırlayın. (Bakara 47) Hem hatırlayın ki, bir zaman sizi Firavun’un ailesinden kurtardık. Size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor ve kızlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.  (Bakara 49) Ve bir vakit sizin için denizi yardık, sizi kurtardık da Firavun’un adamlarını boğuverdik. Sizlerde durup bakıyordunuz. (Bakara 50) Ve üstünüze o bulutu gölgelik yaptık. Size verdiğimiz güzel rızıklardan yiyin diye üzerinize hem kudret helvası, hem de bıldırcın indirdik. ( Bakara 57) Ve bir vakit Musa kavmi için su dileğinde bulunmuştu. Biz de asan ile taşa vur demiştik. Bunun üzerine ondan on iki pınar fışkırdı. Her kısım insanlar kendi su alacağı kaynağı bildi.  Allah’ın rızkından yiyin, için de bozgunculuk yaparak yeryüzünü fesada vermeyin. (Bakara 59)  vb. gibi daha birçok nimet.

Hz. Musa kavmi İsrail oğullarını kölelikten kurtarmış, Mısırdan çıkarmıştır. Bu kaçışta onu takip eden Firavunun ordusuyla Nil nehri arasında sıkışan İsrail oğulları bir mucize sonucu Nil nehrinin yarılmasıyla geçmiş, Firavun ordusuyla birlikte geçerken suların tekrar kavuşması sonucu orada tamamen boğulmuştur. Oradan Sina Çölüne geçen İsrail oğulları Hz. Musa’nın önderliğinde çölde tam kırk yıl kalmışlardır. Bu süre içinde yukarıdaki ayetlerden anlaşılacağı gibi Allah’ın her türlü yardımına mazhar olan İsrail oğulları gökten indirilen kudret helvası ve bıldırcın etiyle beslenmiş, çöl sıcağından tepelerinde gezdirilen bulutla esirgenmiş ve çöl ortasında kendilerine bir mucize olarak sunulan on iki pınarla çöl susuzluğundan korunmuşlardır.

Bu süre içinde bir gün Hz. Musa Allah tarafından kendisine dini hükümler (On emir) verilmek ve orada kırk gün kalmak üzere Tur-i Sina dağına davet edildi. Hz. Musa dağa giderken yerine kardeşi Hz. Harun’u bıraktı ve Mısırdaki hayata (Putları Tanrı edinip tapınmaya)) geri dönülmemesi için sıkı sıkıya tembihlerde bulundu. Ancak bu nankör kavim Hz. Musa’nın ayrılmasından kısa bir süre sonra Hz. Harun’u zorbalıkla tasfiye etmişler ve Samiri denilen birinin emriyle kadınların bütün ziynet ve takılarından “Böğüren bir altın buzağı heykeli” yaparak ona tapınmaya başlamışlardır. Bu durum Allah tarafından Hz. Musa’ya bildirildiğinde Hz. Musa iki levha ile birlikte (On emir) geri döndü ve kardeşi Hz. Harun’u toplum önünde emanete sahip çıkamaması nedeniyle hırpaladı. Hz. Harun kendisine yapılanlarla birlikte olanları aynıyla anlattı. Hz. Musa kardeşi Harun’a yaptıklarından pişmanlık duydu ve yanına kavminden yetmiş kişi alarak tövbe etmek üzere tekrar Tur-i Sina’ya gitti. Orada Kur’an-ı Kerim’in tanıklığı ile aynen “ Rabbim, dedi. Dileseydin bunları da, beni de daha önce helâk ederdin. Şimdi bizi, içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin?” ( A’raf suresi 155) diyerek tövbe ederek dua ve niyazda bulundu.

GELELİM GÜNÜMÜZE:

Türkiye Cumhuriyeti yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının önderliğinde ve Türk milletinin azim fedakârlıklarıyla kurulmuştur. Bu devlet milletimize Cenab-ı Allah’ın büyük bir lûtfu ve nimetidir. Zamanın firavunlarını ve ordularını temsil eden güçleri denize döküp boğulmaları sonucu kurulmuştur. Onun kurucusu 1938 de aramızdan ayrıldığında elbette cumhuriyeti emanet ettiği Harunlar vardı ve onlar çok uzun süreler bu cumhuriyeti gözleri gibi korudular.  Gün oldu içimizden Samiri’ler türedi. Dıştan aldıkları destekle bu devletin üniter yapısını bozmaya, rejimi değiştirmeye, milletin birliğini bölmeye çalıştılar. Onu korumaya çalışan bütün Harun’ları birer birer çökertmeye, direnenleri hapislere atmaya ve milli direnci kırmaya başladılar. Hatta devletin üniter yapısını bozup ülke topraklarının bir kısmı üzerinde başka bir milletin egemenliği için mücadele eden unsurları kutsayıp, onların haklı istekler içinde olduğunu savunanlar ve “onların ölülerine ağlamayanların adam olamayacağını” söyleyenler türedi. Şimdilerde “Dağdaki eşkıyaların haklı nedenlerle oraya çıktıklarını ve onlar gibi muameleye muhatap olsalardı kendilerinin de dağa çıkabileceklerini” söyleyenler var. Böylece cumhuriyeti ve onun Harun rolündeki bütün muhafızlarını suçlama girişimleri pirim yapmaya başladı.

Devletin üniter yapısına, ülkenin bütünlüğüne ve milli birliğe savaş açmış; binlerce asker, polis, öğretmen, imam, doktor, kamu görevlisi ve küçük büyük demeden insanımızı katleden eşkıyayı masum ve haklı gösteren sözlerin sahibi Samiri’lere sadece şunu söylemek isterim ki:

Hz. Musa gibi “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helâk etme Allah’ım” diye dua etmekle birlikte devletimizi, ülkemizi, milletimizi ve de cumhuriyetimizi korumak için dağa çıkmak gerekiyorsa gereğini yapmaya hazırım. Başkaları adına konuşmanın doğru olmadığını biliyorum. Ancak, ecdattan miras, evlattan emanet bu değerleri korumak için geçmişte olduğu gibi bugünde dağa çıkmaya hazır milyonlarca insanımızın bulunduğunu kimse hatırdan çıkarmamalıdır. Kimse nohut, bulgur, fasulye ve makarna ile uzun süre uyutulamaz. Özendikleri Samiri’lerin doksan sene önceki akıbetlerini hatırlatmayı bir tarihçi olarak kendime görev bilirim.

 

Bu yazı toplam 2152 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim