• BIST 1.010
  • Altın 485,760
  • Dolar 7,3230
  • Euro 8,6530
  • Bolu 30 °C
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 32 °C

İFRAT

İlhami Candemir

                                                  

           Sayın okuyucular, bu günkü yazımın konusu İFRATLA ilgilidir. İfrat “ aşırı-ölçüyü kaçırma “olarak kullanılan Arapça bir kelimedir. Şimdi ben, yüzmesini bilmeyen birisinin- ya Allah deyip- denize atlaması gibi olacak ama boğulursam boğulayım deyip AKP iktidarının Alkolle  ilgili İFRATA kaçan bazı  uygulamalarını ve sonuçlarını  siz sayın okuyucularla paylaşmak istiyorum. 

          Bu baş belası virüs nedeniyle aylardır uzak kaldığım kahvehanedeki dostlarım aradılar. “Özledik, maskeni tak, bizler de zaten maskeli olarak sosyal mesafeye uyuyoruz, gel” dediler. Kimisini kardeş gibi, kimisini can-ciğer dost gibi sevdiğim kişilerin bu davetlerini kıramadım gittim. Tabi virüs belası nedeniyle  masalarda mesafeli olarak oturuluyor ve  gelen çaylar-kahveler, sair meşrubatlar içilirken maskeler - zorunlu olarak- çene altına indiriliyor.Eeeee  iskambil oyunu,tavla oyunu,okey oyunu vs  oyunlar olmayınca ne yapılır,oradan-buradan söz edilir.  bazen birisi konuşur diğerleri dinler,bazen o konuşurken bir başkası araya girerek ona itiraz eder,bazen konuya göre hava gerilir, elektriklenir. İşte  masadaki hava böyle devam ederken  birisi hendek lafı etti, diğeri “içmesinler kardeşim” dedi,karşısındaki de “sana ne” dedi.Tabi ben de duramadım araya girdim,nedir bu hendek işi dediğimde, öğrendim ki  akşamcılar ormanın eteklerinde içki içiyorlarmış,  onların  girmelerini engellemek için hendekler kazılmış.

         Sayın okuyucular, gördünüz mü başıma geleni, İlhami eşi-dostu görmek için  kahvehaneye  gitti de ne oldu, kendisini bir tartışmanın içinde buldu. Kahvemi  içtim , kendileri ile biraz hasret giderdikten sonra bana müsaade diyerek evime geldim. Tabi -kendimi gazeteci sanarak- konuyu yani hendek konusunu biraz irdeledim, nedenlerini araştırdım ve  bu husustaki bilgi ve  düşüncelerimi siz sayın okuyucularla paylaşmak ihtiyacını duydum. Anlaşılıyor  ki  o hendekler- alkole İFRATA varan ( aşırılığa kaçan)zamlar nedeniyle  kent merkezindeki bir- iki  meyhaneye ve hele hele lüks otellere gidemeyip  günün yorgunluğunu  ve hatta hem siyasi ve hem de ekonomik ortamın  oluşturduğu streslerini atabilmek için – masadaki dostlarımın beyanlarına göre- alkollü araç kullanmanın cezasının ne kadar ağır olduğunu bildiklerinden  trafik yasasındaki promil sınırını geçmemek kaydı ile- bir-iki duble alkol almaya giden akşamcılara karşı kazılmışlar.Yani  biçare akşamcıları çaresiz bırakmak için kazılmışlar.

   Sayın okuyucular, bu  veriden(hendek olayından) yola çıkarak gelelim işin esasına, hukuki ve sosyolojik boyutuna;  Anayasamızın 5.maddesine göre devletin görevlerinden birisi de toplumun ve  KİŞİLERİN.refah,huzur ve mutluluğunu sağlamak  için gerekli şartları hazırlamaktır. Yani bu ne demek, devlet toplumun ve kişilerin refah ve huzurunu temin için gerekeli şartları hazırlayacaktır. İşte bu kapsamda devlet tabii ki şu anda onu temsil eden iktidar, sanıyorum kişilerin sağlığını, toplumun huzurunu düşünerek  ve tabii ki biraz da İslami çevrelerin baskısı ile alkolün kullanılmaması ile ilgili pek çok önlemler almıştır.Örneğin İçkili işyeri açma ruhsatı alabilmek adeta aslanın ağzından lokmayı alabilmek kadar zorlaştırılmıştır.Yine  Anayasanın 24.Maddesinde “hiç kimse dini inançlarından dolayı kınanamaz,suçlanamaz” denilmesine rağmen içki içenler sanki suçlularmış gibi içkili mekanların bir arada olmaları (aynı semtte,aynı sokakta gibi)  istenmektedir.Oralar adeta toplumdan soyutlanmak istenmektedir. İçki içilmeyen ve fakat içki satışı yapılan işyerleri sık sık denetlenmekte,mevzuata aykırı iş yaptığı saptananlara astronomik para cezaları uygulanmakta,keza alkolle ilgili reklam yapılamayacağı,yapılması durumunda astronomik para cezalarının uygulanacağı vs vs gibi çok sıkı denetimler yapılmaktadır. İFRATA kaçan(aşırı) zamlar nedeniyle bu gün rakının bir şisesinin 300 Tl.civarında olduğunu,akşamcının bunu üç günde tükettiğini ve bunun da aylık maliyetinin 3000 Tl.olduğunu hesap edersek durumu daha iyi anlatabilmiş oluruz diye düşünüyorum. Ben başlangıçta bu uygulamaların doğru olduğunu ve hatta desteklediğimi çoğu yazılarımda belirtmiştim. Ancak gelinen noktaya baktığımda ise hem  arzu edilen başarıya ulaşılamadığını ve hem de GERİ TEPTİĞİNİ gözlemliyorum. Nasıl mı?

              Alkolle mücadele her dönemde olmuştur. Ancak içicilik hiçbir zaman önlenememiştir.Rivayet olunur ki akşamcı rahatsızlanmış, muayene eden doktor içkiyi kesinlikle bırakacaksın,yoksa durumun çok kötüye gider,çocuklarını yetim,eşini dul bırakırsın” dediğinde akşamcı  “tamam doktor bey  içmem” demiş ve fakat kapıdan çıkarken doktora dönerek “doktor bey kavun zamanı da mı içmeyeceğim” deyince doktor gülerek “onu sen bileceksin” diye cevap vermiş derler.Osmanlı dönemi divan şairlerinin şiirlerinde, bestelere konu edilmiş çoğu güftelerinde içkiden  (mey)den söz edildiğini görüyoruz.Hatta tüm yasak ve kısıtlamalara rağmen  Evliya Çelebi seyahatnamesinde 1600 lerin ortalarında  İstanbul’da binden fazla meyhanenin olduğunu yazmaktadır.(O dönem İst. nüfusunu nazara alırsak binden fazla meyhanenin olması calib-i dikkattir.

             Yukarıda bu kısıtlamaların GERİ TEPTİĞİNİ söyledim, şimdi de onu da izaha çalışayım;

             Bu kısıtlamalardan  ve zamlardan sonra  alkol  tedarik edemeyenlerin ya sahte alkol üretimine veya uyuşturuculara yöneldiklerini  gözlemliyoruz. Bizler gençliğimizde sadece afyon ve esrar ismini duyardık.Bolu’da afyonun ham maddesi olan haşhaş ve esrarın ham maddesi olan kendir-kenevir yetiştirildiği için bu isimleri duyardık , şimdi ise medyaya intikal eden haberlerden öğrendiğimize göre  esrar ,kokain Speed,GHB, eroin,depresanlar,extasy,bali, meth v.s uyuşturucu kullanıldığını görüyoruz. Hal böyle olunca yani alkole aşırı zamlar ve kısıtlamalar yapılınca içkili mekanlara gidemeyen akşamcılar- önleri de hendeklerle kesilince- ne yapıyorlar, evlerinde demleniyorlar. Toplumu  akşamcılardan uzak tutabilmek için İçkili mekanların ayrı semtlerde ve bir arada olmaları öngörülüyorken yağmurdan kaçarken doluya yakalanıyormuş gibi evinde demlenen babanın  çocuklarına ve ev halkına nasıl kötü örnek olduğu düşünülüyor mu acaba. Sözün özü, gerek sahte içkilerden ve gerekse uyuşturuculardan ölenler bizim canlarımızdır.

            Sayın okuyucular,sayın cumhurbaşkanımızın son günlerde –bir hukukçu olarak-beni ziyadesi ile memnun eden  söylemlerine tanık olmaktayız.Örneğin KIDEM TAZMİNATI ile ilgili çalışmalar ve tartışmalar devam ederken” konu yeniden ele alınsın,ne getirecek ne götürecek iyice saptansın” dediler,keza AKP-MHP ittifakının ortağı MHP genel başkanı sayın Devlet Bahçeli’nin de  kadınların koruma şemsiyesi olan İstanbul Sözleşmesi faydadan çok zarar tevlit etmiştir,sözleşmeden çekilelim yönündeki söylemler karşısında” bunun ne getireceği ne götüreceği iyice hesaplanmalıdır” yönündeki beyanları beni umutlandırdığı için ben de acizane sayın Cumhurbaşkanımızın ve sayın Devlet Bahçeli’nin alkole yapılan AŞIRI ZAMLARIN ve kısıtlamaların ne getirdiğinin ne götürdüğünün  araştırılması yönünde bir talimat vermelerinin bu yaraya merhem olacağını düşünüyorum.24/07/2020     

               Hoşça kalın.

                                                                                                  İLHAMİ CANDEMİR

            

 

Bu yazı toplam 749 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim