• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 18 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 22 °C

İKİ BOLU

Hasan Dinç

 

Uzun zamandır politika ile uğraşmam nedeniyle Bolu’nun bütün ilçelerine ve köylerine aralıksız ziyaretlerim olmuştur. Yani tanımadığım ve gitmediğim ilçe, kasaba ve köy kalmamıştır dersem abartmış sayılmam. 1970’li yıllardan beri gittiğim bütün ilçe ve köyler kendi ölçüsünde hareketli ve cıvıl, cıvıl sakinleriyle dikkati çeker; hemen her yaştan insanlar etrafını çevirir, sohbet etmeye can atarlardı. O halleriyle mutlulukları gözden kaçmaz, size bir ikramda bulunabilmek için her türlü gayretin içinde olurlardı. Ara sokaklar küçük çocukların şen kahkahalarıyla çınlar koyun, keçi, buzağı, kuzu, oğlak ve kümes hayvanlarıyla dolar taşardı. Oralardan arabalarımızla geçerken bir kaza yapmamak için dikkatimizi daha fazla toplamak zorunda kalırdık. Size bir ayran ikram etmeden asla köylerinden bırakmazlar, ayaküstü de olsa olandan, bitenden haber sormayı ihmal etmezlerdi. Gerçi yolları çamur ve bozuk olur ancak; vicdanları su kadar berrak, alınları içtiğiniz ayran kadar ak olurdu. Art niyet nedir bilmezler, içlerini sözleriyle size samimiyetle dökerlerdi.

Son yıllarda Devlet İstatistik Kurumu’nun yayınladığı bilgileri basından okur bir Bolulu olarak mutlu olurdum. Çünkü bu kurumun verdiği bilgilere göre Bolu kalkınmışlık açısından iller arası sıralamalarda hep önde gösterilirdi. Bazen sıralamalarda ikinci gösterildiği de olmuştu. Diğer illere göre ilimizin geri kalmışlıktan kurtulup kalkınmış bir il olması beni derinden etkiler, bundan tarifi mümkün olmayan bir haz duyardım. Gerçi bu kurumun verdiği rakamlar o zamanda tartışılmış, gerçeği yansıtmadığı ekonomik çevreler tarafından ifade edilmişti. Bu yanılgının bazı zengin hemşerilerimizin bankalardaki atıl mevduatlarından kaynaklandığı dile getirilmiş, inandırıcı olmadığı savunulmuştu. Buna rağmen rakamların tümüyle olmasa bile ilimizin bir nebzede olsa gerçeği yansıttığını düşünür, onların refah ve mutluluğu beni sevindirirdi.

Yakın dönemde aktif siyasetten uzak kaldığım için ilçelere ve köylere çok gitmemiştim. Oralardan gelen tanıdık dostlarımla zaman, zaman oturur sohbet eder, köylerinden haber sorardım. Anlattıklarını abartılı bulur, bir türlü kabullenmek istemezdim. Hep karamsar şeyler söylerler, eski köylerin kalmadığını anlatırlardı. Köylerin boşaldığını, hayvancılığın bittiğini, tarımın çöktüğünü ve köylünün ziraatı tamamen terk ettiğini konuşurlardı. Yeni neslin geleceğini kent yaşamında aradığını, askerden döndükten sonra hazır bir işi olmasa da göçünü şehre attığını ağlamaklı bir şekilde anlatırlardı. Yaylada bayırda binlerce küçükbaş hayvanın gezindiği eski köy hayatının yerinde yeller estiğini bir şikâyet havasıyla ifade ederlerdi.

Önümüzdeki 7 Haziran genel seçimleri için MHP’den milletvekilliği adaylık teklifi alınca teşkilatlarımızla tanışmak ve onlara kendimi anlatmak için yeniden ilçelerimizi ziyarete başladım. Gerek ilçe başkanlarımız, gerek ilçe yönetim kurulu üyelerimiz ve gerekse ilçede siyasi nabzı tutan insanlarımızla bir araya gelip toplantılar yaptım. Onlardan duyduklarım ve bizzat gördüklerimle inanın çarpıldım. Kendimi akvaryum içindeki balıklara benzettim. Biz Bolu’nun görünen bir cephesinde yaşarken, ilçeleri gezdiğimde gerçek Boluyla karşılaştım. Dörtdivan’ı, Seben’i, Kıbrısçık’ı ve Gerede’yi gördüm. Çarpıldım demesem yalan söylemiş olurum.  Bolu’yu İzzet Baysal Caddesi ve yakın civarından tanıyıp da etrafa gözlerini yumanlar, gerçek Bolu’yu tanıma fırsatı bulamazlar. Bolu’nun gerçeği saydığım ilçelerde ve onların ıssızlaşan köylerinde saklıdır.

İnsanımız medeni devlet hizmetlerinden yararlanma adına sağlık demiş, eğitim demiş, yol demiş, su ve elektrik demiş yollara düşmüş ve kentlerin yoksul kenar mahallelerinde tutunmaya çalışmıştır. Köy hayatından ve kendini asla beslemeyen tarım hayatından koparak yarı aç, yarı tok şehir hayatına adapte olmaya başlamış. Bayramda, düğünde ve bir de cenazelerde köyünü hatırlamış, geçmiş hatıralarını ancak o zamanlarda yaşama fırsatı bulabilmiştir. Yaşlıları ikna edemediği için yanlarına alamamanın üzüntüsü içinde tekrar şehre geri dönmek durumunda kalınca, özlemlerini içine gömüp gerçeğini yaşamak için evine dönmüştür.

Bolu’da köyler boşalmış, köylerde hayat belirtileri azalmıştır. Eskisine göre yolları düzenli hale gelmesine rağmen gideni, geleni kalmamıştır. Bir köye girdiğinizde ıssızlığı hemen hissediyor, konuşacak ve herhangi bir sorunuza cevap alacağınız birini bulmakta güçlük çekiyorsunuz. Arada bir evinin önündeki büyükçe bir taşa oturarak elindeki bastona dayanıp güneşleyen bir yaşlıya rastladığınızda sanki mücevher bulmuş gibi oluyorsunuz. Selam verip yanına vardığınızda konuşabilecek birini bulmuş olmaktan dolayı ondaki mutluluğu da görebiliyorsunuz. Söz hemen dönüp dolaşıp köyün ıssızlığına geldiğinde derin bir nefes alıp da anlatmaya başladığında ağzının bir volkanı, her sözün bir lav parçası olduğunu hissediyorsunuz. Sözlerin gerçeği yüreğinizi yakıyor, kaçar gibi oradan uzaklaşmaya can atıyorsunuz. Koca, koca köylerde ancak bir- iki hane kalmış, onlarda ise yaşları çoktan yetmişi geçmiş bir karı- koca yaşamakta olduğunu öğreniyorsunuz. Eşleri ölen ister kadın, ister erkek istemeye,  istemeye yurdunu, yuvasını terk edip oğlunun ya da kızının yanına gitmek durumunda kalıyor. Köylerimiz ıssızlaşmış, hanelerimiz boşalmış, ocaklarımız sönmüş ve bacalarımız tütmez olmuştur. Sahipleri kalmayan evlerimiz ise viraneye dönmüş, üflense yıkılacak hale gelmiştir.

İkinci ve gerçek Bolu budur. Bu gerçeği görmeyen, tarımı bitmiş, hayvancılığı çökmüş ve medeni hayat itibariyle ortaçağı yaşayan gerçek Bolu buralardır. İnsanımızı doğduğu yerden kopararak, doyacak yer arar hale getiren kadere yazıklar olsun. Bu gerçeği görmeyen gözlere de yazıklar olsun. Buna rağmen yeşil gözlüklerle halkımızı aldatanlara da yazıklar olsun. İş, eş, aş arayan insanımızın elinden tutmayan ve onları seçimden seçime arayarak oylarını almak için ellerini öpenlere de yazıklar olsun. Bankada mevduatlarını dondurarak hemşirelerinin iş hayatına yatırım yaparak katkı vermeyen zenginlerimizde bu yakınmadan dilerim hisselerine düşenleri almışlardır.

Bolu’yu İzzet Baysal Caddesi, Cumhuriyet caddesi ve İsmet Paşa Caddesi zanneden ve Bahçeli evler mahallesinden başlarını çıkaramayanlar. Zamanınızın müsait olduğunda Seben’in, Kıbrısçık’ın, Dörtdivan’ın ve Gerede’nin rastgele herhangi bir köyüne gidiniz. Temiz havasını içinize çekip şöyle buz gibi soğuk sularını içiniz. Bir de ikinci ve gerçek Bolu’yu görünüz. 31 Mart 2015 

Bu yazı toplam 2540 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim